Hepimiz Yavuzuz

A+A-
Tuncay MOLLAVEİSOĞLU

Yeniçağ Gazetesi, Türk basınında özgür gazeteciliğin yanı sıra cesaretin de adıdır...

Etkisi tirajının çok üzerindedir.

Manşetleri ve yazarları nedeni ile "yeni Türkiye" aklının, BOP hizmetkarlarının, yolsuzluk düzeninden beslenenlerin hedefi olmuştur.

Son saldırı gazetemizin değerli ve korkusuz yazarı Yavuz Selim Demirağ'a karşı yapıldı. Demirağ, Cuma gecesi katıldığı TV programından sonra evine girmek üzereyken saldırıya uğradı. Saldırıyı yapan alçaklar sopalı ve kalabalıktılar...

Demirağ programda, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni (İBB) saran yolsuzluklardan söz etmişti. Saldırganların İBB beslemeleri olduğundan şüphe ediliyor!

Türkiye'de bu tip saldırıların perde arkasına bakılmıyor! Üç beş şehir eşkıyası para ile tutulup saldırı gerçekleştiriliyor. Darp etmenin, yaralamanın cezası yok!

Tıpkı bir kaç yıl önce CHP'nin İBB eski meclis üyesi Hüseyin Sağ'a yapılan saldırı gibi... Hüseyin Sağ da, İstanbul'a mafyatik şekilde çöken rantçılarla mücadele ediyor, onların tekerine tek başına çomak sokuyordu.

Demirağ'ı takip eden Doblo marka aracın benzeri ile Hüseyin Sağ da aniden sıkıştırılmış, kalabalık eşkıya sürüsü tarafından ciddi şekilde darp edilmişti.

İBB'de dönen milyar dolarlık yolsuzlukları 1996 yılından bu yana yazan, haberleştiren, kitaplara konu eden bir gazeteci olarak söylüyorum; mızrak çuvala sığmıyor. Şiddet ve baskı düzeni yolsuzluk ekonomisinin örtüsü olmadı, olamayacak...

 ***

Türkiye, gerçekleri korkusuzca dile getirenlerin hedef olduğu ve hükümetin saldırılara karşı gereken "hassasiyeti" göstermediği çürümenin içinde.

Hükümet ve bağımlısı olmuş yargı; CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na yapılan linç girişimini ve saldırıyı cezalandırmak yerine ödüllendirdiğinde saldırıların süreceğini söylemiştim.

Linçi alkışlayan ve muhaliflere karşı şiddeti adeta teşvik eden hükümet aklı, yazarımıza yapılan bu son saldırıdan da sorumludur.

Ve yine en büyük endişem, şiddete karşı bilinçli kayıtsızlık devam ettiği sürece saldırıların dozunun artacağı ve gerginliğin geniş kesimlere yayılması olasılığıdır.

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu "hepimiz Yavuzuz" diyerek tepkisini dile getirdi; "şiddetin kazananı yoktur, kaybedeni tüm ülke olur" dedi.

Evet, hepimiz Yavuzuz... "baskılar bizi yıldıramaz..."

***

Erdoğan'ı hakikaten kandırıyorlar mı?

Bir kez daha yazıyorum... Çünkü her geçen gün bu tezim biraz daha güçleniyor.

Erdoğan kaybedeceği açıkça belli olan seçime neden giriyor?

"Seçimi iptal edelim" fikrini kimler verdi? Nasıl ikna ettiler?

Erdoğan'ın seçim gecesi balkon konuşmasını hatırlayın; son derece sağduyulu bir açıklamaydı. Seçmenine Türkiye genelinde oylarının yükseldiğini, İstanbul'da da çoğunluk ilçeyi aldığını anlatıyor ancak "Büyükşehir'i kazandık" demiyordu...

O geceden sonra ne oldu?

Belli ki birileri seçimi kaybetmenin faturasından korkup Erdoğan'ı seçimde hile yapıldığına ikna ettiler... Ya da sağlam bir iptal gerekçesi bulacaklarını söylediler. İBB'nin 25 yıllık "arşivinin" ortaya çıkacağı korkusunu aşıladılar...

Erdoğan "iptal edin görelim" demiş olabilir... Ve onu hatadan hataya sürükleyen ekibi de sonunda insan aklı ile dalga geçen mazereti bulup, YSK'ya kabul ettirmiş görünüyor. YSK içindeki bazı yargıçların da "gerekçe" için tavsiyede bulunduğu iddialarını unutmayalım.

Bence bu sonuçtan Erdoğan da mutlu değil! Çünkü aynı zarftan çıkan 4 oydan birinin hileli, diğer üçünün doğru olduğunu kime nasıl anlatacak?

***

Hükümetin B Planı var mı?

Erdoğan onca deneyimine rağmen bu hataya nasıl düştü? Seçimi ikinci kez kaybederse parti içi muhalefeti kimse tutamayacak.

Siyasi tarihin en saçma, en akıl almaz, en vicdana sığmaz seçim iptali gerekçesi!

Bu nedenle bir B planı yaptıklarını düşünüyorum. Olağanüstü maddi imkanlarla başka bir zemin üzerinden seçmenini bir arada tutmaya çalışacak AKP...

Yani "seçimde hile yapıldı" argümanı yerine belki yine "beka" sorunu üzerine bir siyaset oluşturacaklar... Bu öyle bir "beka" ki, seçimde hileyi bile meşru kılabilir!

"Beka sorunu seçim sürecinde tutmadı" demeyiniz... Yine de; ekonomiden, dış politikaya tel tel dökülen iktidarın merhemi bu söylem oldu.

Ekrem İmamoğlu'nun İstanbul seçimini anasının ak sütü gibi kazandığını vicdan sahibi herkes biliyor. Onun yaşadığı mağduriyet, basın ambargosuna rağmen tüm İstanbul'a yayıldı. Muhalefet bıkmadan usanmadan bu mağduriyeti İstanbul sokaklarında, kahvelerinde, AKP'nin oy depolarında anlatabilirse seçimi kazanacaktır.

İmamoğlu ilk gün yaptığı gibi İstanbul'un "kimsesiz semtlerinde" yaşadığı mağduriyeti ve İstanbul hayalini anlatmalıdır.

 

  • Yorumlar 12
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları