İktidardakiler neden hiç özür dilemiyor?

A+A-
Fatma ÇELİK

Türkiye özellikle de cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçtiği son iki yıldır hızla yokuş aşağı yuvarlanıyor: Zincirin birer halkaları olan ekonomi, hukuk, demokrasi öyle halde ki maddi manevi olan yine halka oldu. Halkın yokluk çekmesi görmezden gelinebilse de iktidar içinde yaşanan kopukluklar, Albayrak' ın istifası, birden "reform" söylemlerinin dile getirilmesiyle sonuçlandı ve üsluplar bir nebze yumuşadı…

Ancak yine de bu hale gelmemizdeki sorumluluğu kimse üzerine almıyor. Sanki reform ihtiyacı elde olmayan nedenlerden doğmuş gibi bir hava estiriliyor.

Korona tablolarında bile…

Korona vaka sayılarının açıklandığı tabloların doğru verileri içermediğini hepimiz biliyorduk. Zira, eşten dosttan duyduğumuz ölüm ve vaka sayılarını düşününce tüm Türkiye'ninkinin bu denli düşük olmasına hiçbirimiz anlam veremiyorduk. Belediye başkanları, ellerine gelen vefat verilerine baktıkça ortaya çıkan çelişkiyi kamuoyu ile paylaşıyor, ancak bu sebeple tepki çekiyor ve bozgunculukla suçlanıyordu. Türk Tabipler Birliği (TTB), açıklanan rakamların gerçeği yansıtmadığını söylediği için iktidarın öfkesini çekiyordu. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ileri gidip Birliğin kapatılmasını dahi söylemişti.

Peki ne oldu?

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'nın bu hafta yaptığı açıklamalar tüm eleştirilerin ve tüm bu iddiaların ne denli haklı olduğunu ortaya çıkardı.

Özetle, kapatılması istenen TTB doğruları söylemişti.

Peki, doğruları söyledi diye TTB'yi yuhalayanlar şimdi ne yapıyor? İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nu bozgunculukla suçlayanlar özür diliyor mu?

Hayır.

Peki, bu pervasızlık nereden geliyor? Bunca zaman belirli kriterlere göre değil de oy kaybetme kaygısıyla vakaları gizleyerek açıklama pervasızlığı nereden geliyorsa oradan.

Nasıl olsa Yeniçağ Gazetesi gibi omurgalı üç beş kuruluş haricinde medya ele geçirilmiş, devlet kurumları kuşatılmış, vatandaş sindirilmişken kimsenin elinden bir şey gelmez diye düşündüklerinden.

O yüzden bir yandan reformdan bahsederken, öte yandan bugün (her ne kadar hala tam olarak doğru olmasa da) nispeten daha gerçekçi rakamları paylaşmaya karar verdiklerinde de yanlış beyanlarının hesabını vermiyorlar.

Şartlar yeni değil

Reformdan bahsederken dahi "ortaya çıkan yeni şartlarla" deniyor. Oysa, ekonomimizi bugünkü haline getiren virüs değil. Hukuku, demokrasiyi yerle bir eden de…

Türkiye'de reform ihtiyacını doğuran şey, yeni gelişen koşullar değil. Mevcut iktidarın geçmişte izlediği ve sürdürdüğü yanlış politikalar. Ancak bu yanlışlığın farkında olunduğuna dair en ufak bir kabul dahi yok.

Bugün yapılmaya başlanan reform değil; ekonomik kaygılarla başlanan "-mış gibi görünme" süreci:

Covid-19 vakalarını daha doğru açıklayalım, şeffafmış gibi görünelim.

Yazın ekonomi canlansın diye bitmiş gibi davrandığımız virüs için vatandaşı suçlayalım ki, hiç hata yapmamamıza rağmen kapanmaya mecbur kalmışız gibi görünelim.

"Geleceğimiz Avrupa'da" deyip, yüzümüzü Avrupa'ya dönmüş gibi görünelim ki ekonomik bunalımımıza çare bulabilelim.

Hukuka, demokrasiye reform getiriyoruz diyelim ki, hukuki imajımızı yerle bir eden uygulamalarımızdan vazgeçmiş gibi görünelim.

Ama bu "-mış gibi" perdesinin ardında "doğru söyleyeni hain olmakla suçlayalım, hukuk dışı tutuklamalara, yayın yasaklarına, muhalefete, medyaya ve yargıya yaptığımız baskılara devam edelim" zihniyeti.

İşte mesele bu zihniyet ve bu zihniyet sürdürüldükçe, ekonomide de hukukta da reform mümkün değil.

Yazarın Diğer Yazıları