İrtica ile mücadele sulandırılınca...

A+A-
Ertuğrul KALAFAT

28 Şubat süreci sonrası kamudaki irticai faaliyetlerin takibi amacıyla çıkarılan genelge 2011 yılında devrin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kaldırılmış olmasaydı cemaat tarikat yapılanmaları devlete bu kadar sızmamış ve15 Temmuz darbesi ile karşılaşmamış olacaktık.

Erdoğan irticayı bir tehdit olarak kabul eden Milli Güvenlik belgeselini de değiştirerek askerin bu konuda görüş beyan etme hakkını bile yasaklamıştır. Nitekim bir Akit yazarı askerler için hepiniz eşekler gibi Tayyip Erdoğan'ın arkasında saf tuttunuz diyecek kadar ileri gitmiştir.

Milli Güvenlik Kurulu'nda asker sayısını en aza indirerek, bundan sonra ben ne dersem onu yapacaksınız sizin başkomutanınız benim diyen Recep Tayyip Erdoğan irtica tanımlanmasında; Süleymancılık, Nurculuk, Fethullah Gülen Cemaati, İsmailağa Cemaati gibi oluşumların da arasında bulunduğu pek çok yapıyı irtica kapsamının dışına çıkarmıştır.

Şimdi bunları yeniden neden hatırlatma gereği duyuyorum, çünkü FETÖ cemaati devletin içinde böyle palazlandı. Bu "cemaat"i bürokraside önemli noktalara getiren Recep Tayyip Erdoğan ve partisidir. Kendilerinin bu konudaki günah ve sorumsuzlukları ortaya çıkacağı için İYİ Parti ve CHP tarafından Meclis'e verilen FETÖ'nün siyasi ayağı hakkındaki soruşturma önergesini reddetmişlerdir.

O süreçte devlet istihbaratının yakın takibe aldığı Zaman gazetesi, Bank Asya ve Tuskon gibi lobi kuruluşlarına AKP tarafından övgüler diziliyor ve her türlü maddi ve manevi destek veriliyordu. AKP'li bakanların Türkçe Olimpiyatları'na katılarak Muhterem Hocaefendi diye başladıkları konuşmalarında cemaatlere dizlikleri övgüler bugün İnternet ortamında hala mevcut. Hatta sayın Bülent Arınç'ın gözyaşlarını tutamayarak "Bitsin artık bu hasret bizi öksüz bırakma yurduna dön" sözleriyle yalvarıp yakardığı da tap taze hafızalarımızdaki yerini koruyor.

Siyaset, tarikat, ticaret sarmalının iç içe geçmesi ile birlikte cumhuriyetin reklam arası olduğunu söyleyen zeka özürlüler Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin artık iflas ettiğini yeniden Osmanlı'ya dönmemiz gerektiğini ifade edecek kadar ruhlarını ve yüreklerini Türk düşmanlığına ipotek etmişlerdi.

Merhum Adnan Menderes, Turgut Özal, Recep Tayyip Erdoğan'la birlikte muhafazakârlık çıtası hızla yükselişe geçerek rejim karşıtı siyasetin önünü açmıştır. Bugün camilerde siyaset yapılmaktadır. Namaz kıldıran imamlardan bazıları AKP'ye oy verilmesi yönünde siyasi propagandalar yapmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı AKP'nin güdümünde bir din kurumu haline gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti devletinde Diyanet İşleri Başkanlığı'nın mezhebi meşrebi inancı ne olursa olsun bütün vatandaşlarımıza eşit mesafede yaklaşması gerekirdi. Maalesef Cumhuriyeti dizayn etmeye başlayan cemaatler yüzünden 15 Temmuz olaylarında bunun ağır faturasını Türk milleti ödemiştir.

Peki, bu şartlar altında yeniden Atatürk ilke ve inkılaplarına Cumhuriyet'in kuruluş felsefesinde dönmek mümkün müdür?

Doğrusu AKP ile bırakın yeniden kuruluş felsefesinde dönmeyi 20 yıl öncesine bile dönmek mümkün görünmüyor. FETÖ cemaati ile sözde kavgalı gibi görünen ve sürekli aldatıldık kandırıldık diyen AKP'lilerin sözlerine inancımız ve güvencemiz kalmamıştır. AKP'liler şartlar gereği FETÖ ile mesafe koymuş görünseler de başta İsmailağa Cemaati, Nakşiler ile olan işbirliği ve diyalogları Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni tehdit eder hale gelmiştir. Cemaatleri oy deposu olarak görmek huyundan bir türlü vazgeçmeyen AKP zihniyeti, belediyeler kanalı ile bunları maddi olarak destekleyip Türk milletinin başına musallat etmiştir..

İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyelerinde bu cemaat ve tarikatları yapılan yardımların Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu tarafından kesilmesi başta Saray olmak üzere AKP'lileri rahatsız etmiştir. İmamoğlu bizim tekerinize nasıl çomak soktuysa biz de ona hayatı zindan edeceğiz demişlerdir.

İşte bu yüzden İstanbul seçimleri çok önemlidir. Bu seçimlerin akabinde Kuvayi Milliye ruhunun dalga dalga yayılarak "Hakimiyet kayıtsız şartsız Türk milletinindir tek adama hayır" denilecegi günleri hep birlikte göreceğiz.

Adı adalet olan ama adaletsizliği her geçen gün su yüzüne çıkan AKP'nin siyasi ömrü de çok uzun olmayacaktır.

Ne demiş şair;

Unutma tez geçer zulmün ezası,

Sabretmeyi bileceksin tamam mı.

Yiğide ar değil bahtın karası,

Nasıl olsa güleceksin tamam mı.

 

  • Yorumlar 3
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları