İşgali kışkırtan suikast!..

A+A-
Mehmet FARAÇ

Sinsi bir tezgah yine Orta Doğu'nun ortasında kuruldu...

Ancak bu kez kışkırtma tam tersine işleyecek!!!

Geçtiğimiz yaz ayından itibaren İran'ın çeşitli kentlerinde başlayan ve Kasım 2019'daki benzin zammı sonrası büyüyen gösterilerde en az 631 kişi yaşamını yitirirken, İran Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'nin bir suikaste kurban gitmesi kitleleri kışkırtma planından ayrı tutulamaz...

Peki; protesto eylemleriyle son suikast yan yana getirildiğinde, İran'da kurulan tezgahın sinsi ayakları nasıl oturtulacak?

Yukarıdaki sorunun yanıtını bulmak için biraz eskilere gitmek gerekiyor...

Hani, uydurma bir yargılamayla idam cezasına çarptırılan Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'e kurulan emperyalist tezgahı var ya, işte onu anımsamak yetiyor...

1990'da, Kuveyt'i ilhak etme çabalarının ardından ABD ve destekçilerinin hedef tahtasına oturtulan Irak'ın parçalanması için en uygun zaman bulunmuştu...

ABD'nin Orta Doğu ile ilgili 50 yıllık strateji planının merkezinde bulunan "Arap Baharı" senaryosu işte o dönemde masaya serilmiş ve Saddam'ın Kuveyt'i ilhak girişiminden yola çıkılarak Irak'ın parçalanması operasyonu için de 2003'te düğmeye basılmıştı...

Tüm hedef, başta Irak olmak üzere İran, Libya, Suriye ve çevresindeki, yani Orta Doğu ve Kuzey Afrika'daki enerji kaynaklarına el koymak, bölgede işgalci jandarma karakolları oluşturmak bu arada Rusya, Çin ve Türkiye'nin egemenlik çabalarının da önünü kesmekti...

Kimyasal, yalan, tezgah!..

ABD, Saddam Hüseyin'i bertaraf etmek için uzun arayışlardan sonra "Irak'ta biyolojik silah var" yalanına başvurdu... "Halepçe'de kimyasal silah" kullanılmasını dayanak alan ABD, biyolojik silah yalanına kılıf uydurmak için satın alınmış birkaç Iraklı bilim adamını kullandı ve uluslararası arenada Saddam'ı adeta bir terör örgütü lideri gibi göstererek yok etmeyi planladı...

"Bağdat'ta kimyasal-biyolojik silah var" yalanını rapor haline getiren Iraklı bilim adamı, daha sonra bunun "tezgah" olduğunu itiraf etmesine rağmen ABD harekete geçti ve Irak'ı pervasızca işgal etti...

Saddam Hüseyin bu işgalin ardından göstermelik bir yargılama ile idam edilirken Bağdat 2003-2011 arasındaki işgal ve sonrasında bir daha huzur bulamadı...

Çünkü Saddam'ın 2006'daki idamının üzerinden 13 yıl geçmesine rağmen sürekli hükümet değişikliği ve siyasi kargaşa ile boğulan Irak'ta, aşiret çekişmeleri, mezhep kavgaları, IŞİD ve El Kaide'nin terör eylemlerinde 1 milyonu aşkın insan ölürken, ülke bir türlü eski haline dönemedi ve bir yandan kendi iç siyasi çekişmelerinde boğulurken bir yandan da ABD'nin kışkırtmalarına sahne olmaktan kurtulamadı...

Baksanıza, İran'ı karıştırma operasyonu için bile düğmeye Bağdat Havaalanı'nın çevresinde basıldı...

Pentagon'un hava operasyonuyla bir yandan İran Kudüs Gücü'nün Komutanı Kasım Süleymani öldürülürken, aynı saldırıda, onu karşılamaya gelen Haşdi Şabi Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendisi de yaşamını yitirdi. Toplam 8 kişinin öldüğü saldırının ardından bölgede gerilim yükseldi, intikam çığlıkları atıldı...

Tuzağa doğru Tahran!..

Peki; ABD, Bağdat'ta Süleymani ve Mühendisi'ye düzenlediği suikastla yeni bir savaşın fitilini ateşlerken, Saddam'ın idamı ile sonuçlanan Irak'ın ele geçirilmesi operasyonunun yeni versiyonunu Tahran'da nasıl uygulamaya sokacak?..

Kuzey Kore'nin bile nükleer silah konusunda ABD'ye meydan okuduğu bir çağda, İran'ın bu konudaki çabalarının geri kalmadığını bütün dünya kamuoyu biliyor...

ABD-İsrail ittifakının korkulu rüyası haline gelen İran, kendini "savunmak için" nükleer çalışmalarını sürdürürken, ABD'nin buna dayanarak İran'ı saf dışı bırakmaya çalışmasının inandırıcı olmayacağı da sır değil...

İşte bu yüzden ABD, yeni bir işgal planını tersinden uygulamaya sokmaya çalışıyor...

Bu plan, geçen yaz halkı isyana teşvik etme çabalarının son döneminde yüzlerce göstericinin ölümüne yol açan eylemlerle zaten başlamıştı...

Kışkırtma hareketleri ile halkın diken üstünde tutulduğu bir dönemde, Pentagon, İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in manevi oğlu gibi bilinen Süleymani'yi öldürerek Tahran yönetimini karşı saldırılara zorlamaya ve savaş-işgal gerekçesi yaratmaya çalışıyor...

Pentagon'un sinsi planı böyle işlerse hem Hamaney hem Lübnan Hizbullahı hem de Haşdi Şabi örgütünün intikam çığlıklarının yükseldiği bir dönemde, Devrim Muhafızları ya da Kudüs Gücü, ABD ve müttefiklerini hedef alan kanlı olaylara imza atarsa, ABD bu kez işgal planı için "nükleer silah var" gerekçesinden önce "terör" iddiasına sığınarak harekete geçecek... Tıpkı Saddam'ı, 11 Eylül saldırılarından sorumlu tuttukları gibi...

İşte böylesi bir planda, ABD ve ortaklarının Irak, Libya ve Suriye'den sonraki hedefinin İran olması kaçınılmaz görünüyor...

İran bu tuzağa düşer mi onu zaman gösterecek ama Tahran yönetiminin Kasım Süleymani suikastini içine sindirmeyeceği ve sessiz kalmayacağı da bir gerçek...

Velhasıl; Orta Doğu, Irak, İran ve Suriye'den çok daha büyük bir kaosun ortasında diken üstünde çırpınmaya devam edecek... Ta ki "BOP" markalı "Arap Baharı" ihaneti hedefine ulaşana kadar!..

 

  • Yorumlar 5
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları