​​​​​​​Kalem mücadelesinde yeni eserler

A+A-
Sadi SOMUNCUOĞLU

Bu başlık altında üç yeni eserden bahsedeceğim. Birincisi Osman Oktay'ın "Vatan Mahzun Ben Mahzun" kitabı. Oktay, ortaokul yıllarından itibaren yazmaya başladı. Çevresinde gördüğü ve yaşadığı yanlışlar ve haksızlıklar karşısında susmayıp tepki göstermesi, sahip olduğu sorumluluğun gereği idi. Bu duygu günümüze kadar gelişerek ülkemizin bütün meselelerini kapsadı. Oktay, millî ülkü sahibi bir düşünce adamı olarak medeniyetimizin ve kültürümüzün meselelerini ele alan birçok kitap, çocuk hikâyeleri, marş ve şiir, yazdı. Bu son kitabıyla da temel meselelerimizi somut örnekler üzerinden inceledi, uyarılarda bulundu. Türk kültürü ve kimliği açısından önemli tespitler yaptı.

İslâm'ı Doğru Anlamak

Yazar, 85 yazıdan oluşan "Vatan Mahzun Ben Mahzun" kitabında buhranlarımıza temas ederken, en geniş yeri din anlayışındaki sapmalara ve istismarlara ayırdı. Ahlak ve toplum yapımızda hasıl olan bozulmalara örnekler vererek çözüm yolunu gösterdi. Neredeyse ilgili herkesten ve her kurumdan şikayetçiydi. Türkiye'nin birinci meselesi olarak gördüğü zihniyeti ve sorumlularını teşhir etmekten çekinmedi. Kitaptan iki örnek verelim:1) "… Arapçaya adeta bir kutsiyet atfedip Kur'an-ı Kerim'i anlamanın değil de okumanın faziletlerini anlata anlata bitiremiyor; …hatta Ahiret dilinin Arapça olduğunu söyleyebiliyorlar… 2) "İslâmiyet Kur'an-ı Kerim'in asıl mesajını anlamayan anlamak da istemeyen bir takım cahil/cühela din bezirgânının elinde yeniden karanlıklar içine sürüklenmektedir. Dinimiz hurafeler, menkıbeler, efsaneler kendilerini adeta Allah yerine koyanların şekilciliğinden arındırılarak Kur'an-ı Kerim ve su katılmamış Hadis'i Şeriflerle amel edilmeli" (s. 22,23)

Bu bölüm için bir değerlendirme yapalım. 20. Asrın başında Almanya seyahatinden dönen Mehmet Akif'e soruldu, "oralarda ne var, ne gördün?"  İstiklâl Marşımızın yazarı Akif "Dinleri var işlerimiz gibi, işleri var dinimiz gibi" dedi. Kulaklara küpe olan bu özlü sözün üzerinde pek durulmadı. Neden diye sorulmadı. Eğer gelişmiş bir ülkede, adalet, dürüstlük, çalışkanlık, hak yememe gibi temel değerler kişinin kimliği olmuşsa, mesele çözülmüş demektir. Boşlukta bırakılan kavramlarla, temennilerle bir yere gidilemez.  Cahillikten dolayı "İslâm bilinmiyor." demek, acaba ne kadar isabetli? Din, münferit olaylar dışında, bilgi meselesinden önce bir kabul, bir iman meselesi değil mi?  İtibar edilen ilim adamlarımız İslâm'ı, iman, güzel ahlak ve ibadet başlığı altında inceliyor. Esas olan da imanın kimlik haline gelmesi değil mi? Bu halledilmemişse, diğer iki unsurun anlamı ne olabilir? Yalan söylemenin, hırsızlığın, vurgun soygunun, hak yemenin vb. yanlış olduğunu bilmeyen var mı?

Atatürk'ü Doğru Anlamak

Osman Oktay, "Atatürk'ü Anlamak" başlıklı yazısında da benzer tespitlerde bulunuyor. "O tarihin derinliklerinde kalan bir lider değil. Ülke kalkınması için yaptığı tesisiler, fabrikalar satılıp savrulsa da manevi eserleri yaşıyor…Atatürk dünyanın en çok konuşulan, hakkında en çok yazı ve şiir yazılan liderlerin başında geliyor. Ancak ne var ki O anlaşılamayan, daha doğrusu anlaşılmak istenmeyen bir lider… 'Aydın etiketli' ya da 'resmi görüntülü' olanlarla kendi kendilerine 'Atatürkçü' sıfatını verenler Atatürk'ü milletten koparıp erişilemez bir yere koymak için ne gerekiyorsa onu yaptılar…Onlar halka gerçek Atatürk'ü O'nun fikir ve düşüncelerini değil, kafalarında yarattıkları 'Atatürkçülüğü', bir bakıma kendilerini anlattılar… 'Yobaz- softa' kılıklı olanlar ise yukarıda sözünü ettiklerimizin de büyük destekleriyle Atatürk'ü 'din düşmanı' ilan ediyor."

Buradaki sıkıntı, "En büyük iftiharım Türk yaratılmamdır" diyen Atatürk'ten rahatsız olunmasıdır. Sosyolojik bir terkip olan Milleti "ırk" zannedenler de, ya aldanıyor, ya da sıkıntı kendilerinde. Aslında bütün bunlar, Türksüz Atatürk peşinde koşanların eseridir.

Yazarımız bu bahsi "Ne mutlu Türk'üm diyene" özdeyişiyle tamamlıyor.

Alparslan Türkeş'i Doğru Anlamak

Alparslan Türkeş denilince akla önce Türk Milliyetçiliği ve Türk gençliği gelir. Ülküsüz, hedefsiz ve amaçsız kalan Gençliğin bu durumu düşman ideolojiler için fırsat bilindi. 1960 - 1980 döneminde Marksist-Leninist ideolojinin "eylemci/ anarşist" unsurları "halklara özgürlük" sloganıyla yola çıktı. Türkiye Sovyetlere katılmak isteniyordu. Bu tehlikenin önlenmesinde Genel Başkan Alparslan Türkeş'in MHP'si ve önderliğinde yetişen Milliyetçi-Ülkücü gençliğin rolü büyüktü. Şimdi aynı sloganla etnik ve siyasi ümmetçilik gündemde.

Kitapta Türkeş'in Türk Gençliğine bakışı şöyle: "Biz gençliğimizi, Türk Milleti'nin geleceğinin ümidi, yarınlarımızın teminatı olarak görüyoruz. Onun için gençliğin maddi ve manevi manada eğitimine büyük önem verilmesi gerektiğine inanıyoruz. Yine inanıyoruz ki, bir milletin gençliğine, yarınları için yetiştireceği insanlarına yapacağı yatırım, yatırımların en değerlisidir. En büyük ve değerli yatırım insana yapılanıdır…

İmanlı, ahlaklı, ülkü sahibi bir gençlik, o milletin geleceğini teminat altına alması demektir. Bugünkü köşe dönücülüğü, nemelazımcılığı, vurdumduymazlığı telkin eden bir zihniyeti gençlerimize hâkim hale getiren eğitim anlayışı, en az dünün komünizmi kadar tehlikelidir." (S. 331) Net Kitapçılık Yayıncılık, Cihan Sk. Nu.31/7 Çankaya/Ankara.

 

  • Yorumlar 1
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları