Kelepçe, pranga, vebal…

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Önce, meslek onurlarını "salla başı al maaşı" umursamazlığına ezdirmemeyi, bir askerin "yaşamını ortaya koyarak", "canı pahasına", "kahramanca" görev yapmasını değersizleştirdiler. Sahip olmaktan gurur duyduğu ne varsa üzerinde tepinip "döküntü" haline getirdiler.
***
Sonra…
***
Hurdacı geldi haanım!..
Madalyalar alırım…
Rütbeler alırım…
Nişanlar alırım…
Hurdalar alırım…
***

- Hurdacı, bak hele… Yeni söktüm bunları. Hepsi bronz; çoğu altın ve gümüş kaplama üstelik de… Ne verirsin bunların yerine?
- Ooo!.. Ne vereyim abime?
- Elektronik kelepçe!
***
Montrö Bildirisi'ne imza attıkları için, 8 günlük uzatmalı gözaltı süresinden sonra, gece yarısı çıkarıldıkları mahkemece adli kontrol şartıyla serbest bırakılan emekli amirallere elektronik kelepçe takıldı.
İç güvenlik ve terörle mücadelede, tabii afetler ve diğer olağanüstü hal ve durumlarda gösterdikleri liyakat, feragat ve yüksek hizmetin, yaşamlarını ortaya koyarak gösterdikleri büyük yararlılıkların, üstün başarılarının, getirdikleri yenilikler ve buluşlarının, eserlerinin, gayret ve cesaretlerinin timsali olan rütbelerinin sökülmesi, madalyalarının geri alınması gündemde ya; onların yerine bunu layık gördüler herhalde!
Hiç unutulmamayı garantilediler; nesillerce…
***
Kaçmayan insanları "yakalamak", ifadeye çağrıldıklarında kendi ayaklarıyla, hem de öyle bir semtten diğerine değil, kıtaları, okyanusları aşarak gelen insanlar hakkında "kaçma şüphesi"ne kapılmak yeterince ucube.
Yine de…
Yasalarımıza göre, mahkemece haklarında yurt dışına çıkış yasağı, konutu terk etmeme, belirli bir yerleşim bölgesini terk etmeme, belirlenen yer veya bölgelere gitmeme gibi tedbirler uygulanmasına karar verilen kişilerin denetim ve takibinin elektronik kelepçeyle yapılmasında -kağıt üzerinde- bir uymazlık yok.
Ama bu tedbirleri düzenleyen Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği'nin göz ardı edilen çok önemli birkaç "temel ilke"si var.

İlki:
İnsan onuruna saygı ve dürüstlük. (Merak edenler için gizlilik ve tarafsızlık diğer ikisi)
Buna göre, bu tedbirleri uygulayanlar insan haklarına aykırı, onur kırıcı veyahut küçük düşürücü davranışlarda bulunamazlar.
***
Uygulayıcılardan, yani o kelepçeyi takmaya gelen, tebligatta bulunan yahut infazın herhangi bir aşamasında görev alan memurundan "insan onuru" konusunda haklı ve gerekli bir "özen" talep eden yasa koyucu, aynı hassasiyeti karar vericilerden beklemiyor olabilir mi?
Yıllarca Türk donanmasına komuta etmiş, "mavi vatan"ın savunmasını üstlenmiş, geliştirdikleri yerli ve milli projelerle ülkenin araç ve teçhizat anlamında dışa bağımlılıktan kurtarılmasında "tarihi" denebilecek yol kat etmiş, her birinin sicili ayrı takdirlerle dolu, hepsinden önemlisi uğradıkları kumpasları bile "görev" kapsamında değerlendirerek, kaçmak yerine tekraren direnmeyi, mücadele etmeyi seçen  bu komutanların kaçıp kaçmadığını denetlemek için, üstelik zorunlu da olmayan böyle bir yola başvurmak başlı başlına onur kırıcı, küçük düşürücü değil mi?
***
Her şey bir yana…
Söz konusu emekli amirallerin suçlanma sebebi ne?
Montrö'ye karşı/alternatif bir tutum geliştirilmesi ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nde yeni "paralel yapı"lar oluşturulabilecek sızma ihtimallerine karşı "endişelerini" paylaşmak…
Nasıl?
What's Up'ta mesajlaşmak yoluyla!
Bir bardak suda fırtınalar koparmaya yeter görülen bu büyük, ağır suçu bile bırakın yurt dışına, şehir dışına çıkmayı, evlerinden dahi çıkmadan hatta oturdukları koltuktan yahut uzandıkları yataklarından kalkmadan işlemiş varsayılan insanların, yeni suçlar işlemesinin, elektronik kelepçeyle engellenebileceğini düşünmek bile fazlasıyla ironik gelmiyor mu kulağa?
Akıldan geçeni, düşünceyi, endişeyi durdurmak için ayaktan bağlamak!..
Değişik.
***
Bu ülkede az biraz hukuk, az biraz akıl ve mantık kırıntısı, az biraz vicdan, az biraz adalet duygusu kaldıysa, emekli amirallerin o utanç halkalarından tez vakitte kurtulması işten bile değil de…
Ya onları göz göre göre bunca haksızlığın pençesine atan ve orada bırakmaya çalışanlar?
Onlar, kendilerini haktan, hukuktan, adaletten bu derece koparan prangalardan nasıl kurtulacaklar?
Bu vicdansızlığın hammaddesi olan şifasız kinden…
Esiri oldukları iflah olmaz şuuraltından…
Kefaretini, yıllardır, taksit taksit, Cumhuriyet, değerleri ve kurumlarıyla ödedikleri o bitmeyen borçlarından…
Var mı onları bütün bunlardan beraat ettirebilecek bir mahkeme bu dünyada…
İnsanoğlu için, yükü "ahiret"e kadar taşınacak bir vebalden daha bağlayıcı kelepçe var mıdır acaba?

Yazarın Diğer Yazıları
ÇOK OKUNANLAR
      Tüm Hakları Saklıdır ©
      Yeni Çağ Gazetesi

      İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel: (0212) 452 40 40
      Faks: (0212) 452 40 58