Kılıçdaroğlu'na da teşekkür etmelisin

A+A-
Orhan UĞUROĞLU

CHP'nin önceki genel başkanı Deniz Baykal ile yaptığım söyleşi çok ses getirdi. AKP Meclis grup toplantısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal'a da Libya konusunda gösterdiği devlet adamı tavrı için teşekkür ediyorum" diye konuştu.

Eğer yandaş medyadan bir gazeteci bu söyleşiyi yapsaydı Erdoğan görüntülü arar teşekkür ederdi ki bu görüntüyü de sosyal medyadan yayınlardı.

Neyse, bir teşekkür alacağım olsun Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan.

Ayrıca peşinen söylemem gerekir ki CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na da teşekkür etmesi gerekirdi. Gerekçesini birazdan yazacağım...

Değerli okurlarım,

10 Ocak 2020 tarihli bu yazımdan sonra köşe yazarları, televizyon yapımcıları ve yorumcularından oluşan yandaş medya ile AKP'li bakan ve yöneticiler Deniz Beye koro halinde "teşekkür" etme yarışına girdiler.

Televizyonlara bağlanma çabam adım geçmesine rağmen sonuçsuz kaldı.

Bu durumda gerçekleri anlatma zorunluğu doğdu.

Baykal ile söyleşimde toplam 548 sözcük kullandım.

Erdoğan ve yandaşları sadece şu 10 sözcüğü alıp Baykal'a teşekkür yağdırdılar:

"Libya'yla yapılan askeri anlaşmamız çok önemli, emeği geçen herkesi kutluyorum."

Tabi AKP'nin, hükümetin, Erdoğan'ın ve yandaş medyanın siyaseten işine yarayacak tek cümle buydu.

Baykal'ın şu cümlelerini ise görmezden geldiler:

-  "Dış politika hamasetle ve husumetle olmaz. Libya'nın daha önceden yanında olmalıydık. Nasıl hata yapılıyor diye bakmamız lazımdı.

Askerlerimizle siyasetçilerimizle önceden destek olmalıydık.

Siyasi ahlak bunu gerektirir. Gidip savaşmak yerine Libya'ya, 'Silah, asker, teknoloji neye ihtiyacın var?' dememiz lazımdı…

Silah yerine barış eli uzatmak daha farklı. Zaaflarını görerek yardım etmek gerekirdi.

Diplomatlarımızla Libya'ya giderek bir tek Libyalının burnu kanamadan bunu yapmalıydık"

Yazının bütünündeki eleştirileri anlamazdan geldiler.

Değerli okurlarım,

Erdoğan'ın Kılıçdaroğlu'na neden teşekkür borçlu olduğunu da anlatayım.

28 Aralık 2019

Kılıçdaroğlu: "Bizim askerimizin kanlarının Arap çöllerinde dökülmesini istemiyoruz. Türkiye savaşmak için değil, Libya'daki tarafları barıştırmak için orada olmalı. Libya halkının bölünmesine katkı vermek doğru değildir."

30 Aralık 2019

Kılıçdaroğlu, CHP'yi ziyaret eden Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'na dedi ki:

"Sıcak bir çatışmada Türk askerinin bulunmasından endişe duyuyoruz.

Vekâlet savaşına dâhil olup asker göndermek durumun daha da keskinleşmesine, bölgedeki çatışmaların yaygınlaşmasına neden olacaktır.

Libya'ya böyle önemli bir tarihsel bağı olan bir ülkenin Müslüman kanı dökülmesine yol açacak bir gelişmeye hazırlık yapmak yerine diplomatik yolları denemesi gerek." 

- Çavuşoğlu yanıt verdi: "Olabilecek kötü bir senaryoda böyle riskler var…"

2 Ocak 2020

Kılıçdaroğlu, AKP Hükümetine şöyle çağrı yaptı:

"Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti, BM'nin 2259 sayılı kararı uyarınca uluslararası meşruiyeti olan bir hükümettir.

Bu nedenle iç savaşın sona erdirilmesi ve ülkede akan kanın durdurulması amacıyla Birleşmiş Milletler Barış Gücü'nün vakit geçirmeksizin bölgeye gönderilmesi sağlanmalıdır.

Türkiye, bölgede istikrarın sağlanmasına önayak olmalı, tüm diplomatik çabasını bu yönde ortaya koymalıdır."

Muhalefet lideri olarak Kemal Kılıçdaroğlu daha ne yapsın?

Değerli okurlarım,

Erdoğan ve Putin'in ortak "ateşkes" çağrısı üzerine Hafter'in uyacağını açıkladı.

Erdoğan, bakanları ve yandaş medya Kılıçdaroğlu ve CHP'ye yeniden "İşte Türkiye'nin gücü" çığlıkları ile hücuma başladılar.

"Kalıcı ateşkes" ve Libya'da "iç barış" için Putin tarafından Moskova'daki yuvarlak masa toplantısına Türkiye, Libya'nın Ulusal Mutabakat Hükümeti ve Hafter davet edildi.

Ancak Darbeci Hafter ateşkes anlaşmasını şu iki gerekçe ile imzalamayıp Moskova'yı terk etti:

Ankara'nın Libya'daki askerlerini geri çekmemesi,

Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile yapılan anlaşmaların geçersiz sayılmaması

Kılıçdaroğlu'nun, "Asker gönderme çözüm değildir. Çözüm diplomasi ile sağlanmalıdır" görüşü kazandı mı? Kazandı…

Erdoğan ve yandaşları kaybetti mi? Kaybetti…

Erdoğan Meclis grup toplantısında Hafter'in masadan kalkması için, "Bundan sonrası Sayın Putin ve ekibine ait" demez mi?

Böyle bir dış politika anlayışı olur mu?

Baykal söyleşimizde, "Kaddafi'nin Türkiye'ye yardımlarını" açık seçik anlatmış ve demişti ki;

"NATO yukarıdan Libya'yı bombalarken Kaddafi onun bunun ayakları altında kalmış görüntülerini izlerken içim nasıl acıdı anlatamam size…"

Erdoğan'da grup konuşmasında bu yardımları dile getirdi.

Bana da şu soruyu sormak kaldı:

Sayın Erdoğan, Kaddafi linç edilirken Türk askerini gönderip neden destek verdin?

 

  • Yorumlar 5
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları