Kızılay'daki vaziyet...

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

Değerli okuyucularım, Kızılay üyesi ve gönüllüsü olduğumu çok önce beyan etmiştim. Sıradan değil; idealist bir üniversite öğrencisinin mektubunu paylaşarak; Kerem Kınık ve oğlu ile ilgili durumu paylaşmak istedim. Elbette Kızılay'ımızın, Hilal-i Ahmerimiz bu işlerden, siyasetin gri koridorlarından kurtulup hak ettiği yeri alacak. Lakin; adı bende saklı kardeşimin; oğul Kınık ile ilgili görgü ve duyumlarını 13 ayrı kişiden doğrulattığım için müsterihim.

Ve bu Kızılay işinin peşini asla bırakmayacağım...

***

Ben Ankara'da bir devlet üniversitesinin hukuk fakültesinde son sınıf öğrencisiyim. Uzun zaman önce içimde açılan bir yara, son günlerde Türk Kızılay'ı tartışmalarından dolayı tekrar kanamaya başladı. Bu uzun zaman önce, en azından benim için uzun zaman önce yaşanan bir olay:

Bilginiz dahilindedir belki, Türk Kızılay'ının üniversitelerde "Genç Türk Kızılay'ı Toplulukları" olur. Körpe ürkekliğim ile gönül verebileceğim ilk topluluk da benim üniversitemdeki kısaca Kızılay topluluğu idi. Ankara kışında, keskin ayazlarda, yağmur altında etkinlikler düzenledik, kan bağışı için dolaşmadığımız yer kalmadı. Kan bağışı rekorları kırdık vs. Vaziyetten dolayı hızlı bir yükselişle topluluğun yönetiminde söz sahibi olduk. Aradan biraz vakit geçti. 2016 baharının sonlarında merkez, bizlere birkaç gün süren uluslararası afet müdahale eğitimi verme kararı aldı. Eğitim alındı, tatbikat yapıldı. Sertifikalarımızı alıp evlerimize dönecekken... Her neyse asıl mesele burada başlıyor.

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde Genç Türk Kızılay'ı Topluluğu kurulmuş. Açılış töreni için Beşevlerdeki yerleşkeye gitmemiz kararlaştırıldı. Kapıda ilahiyat fakültesinde talebe olan ve kendi topluluklarını kuran hanım arkadaşlarımız bizleri karşıladı. Girişteki lokum tarzı bir ikramları da vardı. Lokumların içinden hadisler çıkıyordu. Daha ortaokul sonda iken 'mükaşefetul kulüp' vs. okurdum. Demek istediğim hadis veya sünnetle derdi olan bir adam değilim ancak ilgisiz alakasız bir durumda ilgisiz alakasız hadisler, böyle bir törende lüzumsuz gelmişti. Elbette biz sorun etmedik, zaten arkadaş ortamındayız espriler havada uçuşuyor falan filan. En az 1 saat Kerem Kınık'ı bekledikten geldi başkan. Karşılama ekibi olan bizim elimizi sıktı, konferans salonuna geçtik. Tören Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başladı. Ee dert nerede? Benim için o zaman da şimdi de sorun yok. Kültürümüzde hayırlı işlerin başlangıcında Kur'an okunur. Eyvallah! Ancak 3 gün boyunca uluslararası düzenlemelerden bahsedip dini milli vs hiçbir işarete atıf yapılamayacağı söylenmişti bize. Dünya Kızılay Kızılhaç Konfederasyonu ilkeleri vs de olunca bu iş de bana biraz abes gelmişti. Kur'an okundu, bahsettiğim fakülte öğrencisi sunucu çıktı kürsüye ve programı başlattı! Ama Şehitlere saygı duruşunun yapılması ve ardından İstiklal Marşı'nın okunması kısmı nerede?  O anki ruh halimin tahlilini yapmayacağım elbette. Ancak bazen kendimin de şaştığı şekilde 'Pardoon' diye bağırıverdim. (Yaşayan bilir, o esnada bir sessizlik ve protokolden dönen başlar olur.) "Çok güzel Kur'an okuduk ancak eksik oldu, İstiklal Marşı okumadık" mealinde birşeyler söyledim. Birkaç kişi arkadan alkışladı... İstiklal Marşı bu be! Hepimizin namusu, kanı... Kerem Kınık, diplomatlara özgü sakinleştirici el ve baş hareketleriyle "tamam, tamam, haklısınız" diye mırıldandı. Sunucu "unuttuk" dedi. Ardından unutulduğu iddia edilen Marşımız projeksiyon makinesi aracılığıyla herkesin gözü önünde program klasöründen açıldı, herkes ayağa kalktı. İstiklal Marşı okundu.

Kerem Kınık, konuşmasında ülkece kardeş olduğumuzu Çanakkale'de ecdadın birlikte savaştığını vs anlattı. Ve ardından bizlere soruşturma açılmasını istedi! Ertesi gün Etimesgut'taki AFOM'a unuttuğum kabanımı almaya gidince gözlerimle hararetli bir toplantının yapıldığını gördüm. Bizden sorumlu Hanım abla beni çok sevdiği halde yüzüme bakmadı. İşinden olmamak için çabaladığını söyleyip kibarca defolup gitmemi söyledi. Etimesgut'un  girişindeki o uzun Kızılay Caddesinde gözlerim dolu, gelip geçen arabalara bakakalmıştım. Hülasa topluluk dağılma, onlarca kişinin günlerce süren eğitim sonunda aldıkları sertifikalar iptal edilme noktasına gelindi. Üstüme düşeni yaptım, bir daha da Kızılay'la en ufak bir bağlantım olmadı. Bir iki kere kan bağışında bulundum o kadar. Bu yaptığım da yanlış, kan bağışına devam etmeliyim ancak gönlüm razı gelmiyor. Küfür etmemiş, sövmemiştim. Sadece belki biraz usulsüzce de olsa uyarmıştım. Kızılay'da bir geleceğim olsun istiyordum. Size o zaman yazmamış olmamın sebebi topluluğumu korumak isteyişimdi. Şimdi topluluk falan kalmadı ortada.

dfs-004-001-011.jpg

  • Yorumlar 8
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları