Liyakatin yerini biat alırsa!

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Merkez Bankası Başkanı görevinden alındı. Piyasalarda büyük bir güvensizlik oluştu. Dolar tavan, borsa taban yaptı. İki yıl içerisinde tam dört Merkez Bankası başkanı, dört de TUİK başkanı değişti. Görevden alınanlar ya da bakanlıktan istifa edenlerin niçin istifa ettiği, göreve atananların da niçin ve hangi özelliklerinden dolayı atandığı konusunda kamuoyuna hiçbir açıklama yapılmadı.
Mevcut sistemin müdafileri Merkez Bankası'yla ilgili icraatı; "bir bildiği vardır, döver de sever, misali atadığı gibi almıştır da öyle uygun görmüştür. Ne var burada eleştirilecek" türünden şahsa bağlı soyut gerekçelerle savunurlar. Bu icraat dolayısıyla mali piyasalardaki çöküşün sorumluluğunu ise "dış güçlere ve faiz baronlarına" ihale ederler.
İşin en ilginç yanı da görevden alınan Merkez Bankası Başkanı'nın görevden alınmasıyla ilgili olarak yaptığı "Bugün itibariyle görevden alınmam nedeniyle de şükranlarımı arz ediyorum." söylemidir.

'Beni görevden aldığından dolayı şükranlarımı sunuyorum' söylemi sözün bittiği yerde olduğumuzu göstermektedir.
Yüce otoritenin her sözünün ve eyleminin büyük bir vecd içinde yasa olarak kabul eden kişilerin olduğu bir yerde, "evet efendim" ya da "emredersiniz" lakırdılarından başka bir ses duyulmaz. Orada bir zaman sonra karşıtın karşı olduğuna dönmesi gibi herkes yüce otorite gibi düşünmeye başlar.
Bugün Türkiye'de malum birileri neyi uygun görüyorsa bireylerin ya da toplumun onunla idare etmesi isteniyor.
Kurumların başına liyakatli ve uzman olduğu kadar güçlü bir şahsiyeti olan kişilerin getirildiği yerde kurumlar etkili bir yönetime kavuşur.
Görevden alındığında teşekkür edenlerin olduğu yerde, bürokratı istediği gibi atayıp alan yönetime yanlış olanı söylemeye kimse cesaret edemez. Aksine göreve getirilme ya da görevden almaların keyfe, biata, dalkavukluğa bağlı olduğu yerde Merkez Bankası Başkanı'nın görevden alınması gibi uygulamalar sıradanlaşır.

Tarih yanlış adamların da mezarlığıdır!
"Padişahım çok yaşa" söylemleriyle yetkili makamları işgal edenlerin nasıl bir yıkıma neden olduğunun sayısız örnekleri tarihte vardır.
Tarihte ayrıntı gibi duran ibretlik bir vaka şöyledir.
Genç Osman, sefere çıkacaktır. Sultan'ın Lehistan seferine çıkmadan önce Süleyman Ağa ile yine çok sevdiği Debbağzade Mehmed Paşa arasında aşağıdaki konuşma geçer. Bu konuşma liyakat, deneyim ve birikimin dalkavuklukla karşı karşıya gelmesinin fotoğrafı gibidir.
Süleyman Ağa, Debbağzade'ye şöyle bir soru sorar:

-Leh kralı, padişaha mukabeleye gelir mi ve gelmeye iktidarı var mıdır?
Debbağzade Mehmed Paşa ise:
-Biz gelir diyerek tedarik görelim, gelirse tedbirde kusurumuz bulunmaz; gelmezse devlet padişahındır.
Diye makul bir cevap vermiştir. Fakat Debbağzade'nin cevabını beğenmeyip canı sıkılan Süleyman Ağa;
-Biz seni ehli-vukuf bir kimse sanırdık, dünyadan bihaber imişsin. Leh kralı ne köpektir ki Al-i Osman padişahına karşı dura, onun ne denlü askeri olsa gerek,
Demesi üzerine Debbağzade, onu yine makul bir cevapla aydınlatmaya çalışarak;
-Sultanım, düşmanı hor ve hakir görmek olmaz; cümle küffar bir millet hükmündedir. Nemçe, Moskof, Kazak, Macar belki İspanya, Fransa, Papa vb. kimi asker, kimi mal ile imdat ederler. Ve aralarında namus-u din gözetirler.
Der. Lakin buna rağmen kendi görüşünde ısrar eden Süleyman Ağa üstelik bir de;
-Böyle bunakların tedbirinden ne hayır gelir?
Diye cevap verir.
Padişah üzerinde çok büyük etkisi olan Süleyman Ağa'nın tedbirsizliği, çapsızlığı ve yanlış hesabı üzerine çıkılan sefer başarısızlıkla sonuçlanır.
Olanlar olur, ölenler ölür ve gerisin geriye seferden dönülür!
Geçmişten ibret almasını bilenler için tarih aynı zamanda yanlış adamlar mezarlığıdır da.

Yazarın Diğer Yazıları
ÇOK OKUNANLAR
      Tüm Hakları Saklıdır ©
      Yeni Çağ Gazetesi

      İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel: (0212) 452 40 40
      Faks: (0212) 452 40 58