Mağduriyet sırası halkta.

A+A-
Ahmet GÜRSOY

Ne köprüsü açarsanız açın. Ne kadar büyük binalar yaparsanız yapın, ortada büyük bir yıkım var: Açlık, çaresizlik, itilmişlik.

Kısaca mağduriyet.

Geniş kitleler artık mağdur.

Mesela gelişmiş dünya ülkeleri halkını aşılarken Türkiye bekliyor. En büyük mağduriyetlerden biri  bu.

Sağlığımızdan daha önemli ne var?

Önce sağlık Bakanlığı'nın verilerini gerçek sandık. Öyle ya devletimizin kurumu konuşuyor ve bize resmi rakamları açıklıyor.

İnanmayalım mı?

Ama sonradan anladık ki bilgiler eksikmiş.

Güvendik, yanıltıldık.

Şimdi de aşı.

Geliyordu, gelecekti, geldi derken, ortaya çıkan sonuç ne oldu?

Hayal kırıklığı..

Herkes için aşı alamadık.

Aldığımız aşı?

Şüpheli.

Daha 3. faz çalışmaları bitirilmemiş.

Güler misin ağlar mısın?

Bu arada bazıları Almanya'dan aşı getirtip kendini sağlama almış. Seçkinlerin durumu iyi yani.

Yapılanlar ortada.  Bu durumda size güvenmemizi gerektirecek hangi gerekçe var?

Söyleyin bilelim. Bütün bu olaylardan sonra soru şu: Yöneticileri böyle olan halk ne yapsın?

İkinci en büyük mağduriyet, yoksullaşma..

Gittikçe zenginleşmiyoruz, fakirleşiyoruz. Rakamlar ortada. Ekonomi yazarları açıklıyor. Gayri safi milli hasıla gittikçe küçülüyor ve kişi başına düşen gelir azalıyor. Daha üç-beş yıl öncesine kadar 10 bin lira olan kişi başına düşen gelir, 8 bine düştü.

Ülkenin fırıncısını, bakkalını, manavını gezmeseniz, çarşıyı pazarı dolaşmasanız bile, oturduğunuz yerden rakamlar size hakikati söylüyor.

Fakirleştik...

Haklı hakkını alamıyor.

Bu da üçüncü büyük mağduriyet.

Adamlar madende çalışmış, yerin metrelerce altından kömür çıkarmış, millet ısınıyor. Ölümle yüz yüze kalmışlar, lakin işten atılmışlar, yahut kovulmuşlar, ancak yasal haklarını almıyorlar.

Sesimizi duyuralım, yürüyelim dediklerinde karşılarında uğrunda ölecekleri vatanın, gerekirse birlikte omuz omuza savaşacakları askerini ve polisini buluyorlar.

İşten kovanın keyfi yerinde. Haksızlığı mahkemece tescillendiği halde  evinde, işinde mutlu. Karşısında tek bir jandarma ve polis yok. İşçi, hem mağdur, hem de yüzde yüz haklı olmasına rağmen karşısında devletin kolluk güçleri var.

Vahşi kapitalizm bu olsa gerek..

Buna pandemi sürecinde "işçi çıkarılmayacak" talimatına rağmen çıkarılanları da ekleyebilirsiniz.

Bir diğer mağdur da bizzat özgürlüğün kendisi.

Diyeceksiniz ki özgürlük nasıl mağdur oluyor?

Benim ülkemde oluyor valla.

Cumhuriyet ve demokrasi halkın kendi kendisini yönetmesi değil mi?

Evet, öyle.

Peki, halk kendi kendini neyle yönetecek?

Vekilleri ve seçtikleriyle.

Eğer seçtikleri patrona (halka) hesap vermesi gerekirken vermiyor, açıklama yapması gerekirken yapmıyorsa, üstelik bir de bilgi kaynaklarına erişim engeli getiriyorsa ne olur?

Özgürlükler geriler.

İşte anlatmak istediğim bu.

En önemli konularda (mesela AKP döneminde İstanbul'daki belediyelerle ilgili yolsuzluk haberi ) erişim engeli var. İşin ucu iktidara dayanıyorsa erişim engeli var. Sadece muhalefet kanadına yönelik her şey açık.

Engelleme listeleri gittikçe artıyor. Halkın bilgilenme ve denetim özgürlüğü baskı altında. Bu durumda halkın mağduriyetleri çoğaldıkça iktidara mağduriyet kalmayacak gibi.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır ©
Yeni Çağ Gazetesi

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel: (0212) 452 40 40
Faks: (0212) 452 40 58