Son günlerde medya laboratuvar sonuçlarıyla doldu: Bazı tanınmış isimlerin uyuşturucu kullandıkları iddiasıyla saç ve kan örnekleri alındı, ardından bu test sonuçları medyaya sızdı. "Kimin kanında ne çıktı", "kimde hangi maddenin izi bulundu", "kim hangi ilacı kullanmış" günlerdir konuşuluyorken; söz konusu isimlerin bazıları, “Ben bağımlı değilim, tedavi amaçlı yeşil reçeteli ilaç kullanıyorum” açıklaması yapmak zorunda kaldı.
Peki biz gerçekten bunları bilmek zorunda mıyız?
Özel hayat
Bu sorunun cevabı, sadece etik değil, hukuki açıdan da hayır. Çünkü kişisel verilerin korunması hakkı, Anayasa’nın 20. maddesiyle güvence altına alınmış temel bir haktır. Üstelik burada söz konusu olan, sıradan bir kişisel veri değil, özel nitelikli kişisel veri: "sağlık bilgisi". Bu tür veriler, ancak açık rıza veya açık bir kanuni zorunluluk varsa işlenebilir. Aksi halde paylaşılması, saklanması veya yayılması suçtur.
Bir kişinin laboratuvar sonucunun sosyal medyaya düşmesi, hiçbir şekilde “kamu yararı” gerekçesiyle meşrulaştırılamaz. Çünkü burada kamu yararı değil, kamu merakı vardır. Oysa hukuk, merakın değil, hakkın peşindedir.
Toplumun tanıdığı kişiler için bu sınır daha da bulanık hale geliyor. “Ünlü oldularsa buna katlanacaklar” deniyor. Ancak tanınmış olmak, özel hayatın tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez. Aksine, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, kamuya mal olmuş kişilerin bile özel yaşamlarının koruma altına alınması gerektiğini defalarca vurguladı.
Bir sanatçının sahne performansı kamuyu ilgilendirebilir; ama kan tahlili sonucu, saç örneği raporu, sağlık geçmişi yalnızca ilgili kişiyle hekimi arasındadır. Bu bilgilerin medyada yer alması sadece kişisel verilerin ihlali değil, aynı zamanda itibar suikastıdır.
Henüz yargı süreci tamamlanmadan yapılan yayınlar, kişileri kamuoyunda suçlu ilan eder. “Masumiyet karinesi” hiçe sayılır; bir kez lekelenen itibar, yargı kararıyla dahi temizlenemez.
Adalet sisteminin güvenilirliği
Hukukta “bilme hakkı” sınırsız değildir; bilginin yayılma biçimi, amacı ve sonucu da önemlidir.
Bugün adli laboratuvarlardan çıkan belgelerin, sosyal medyada dolaşan görüntülere dönüşmesi, yalnızca bireyin değil, adalet sisteminin güvenilirliğini de zedeler. Çünkü gizli kalması gereken delil, dedikoduya dönüşürse artık hukuk değil, linç hüküm sürer.