Meteoroloji mi haber verecek "uygun iklimi"?

Madem ki, Gara'yı soramıyoruz…
Madem ki, 2002'de sıfır(0)'lanmış olan PKK terör örgütünün, 2015-2016'larda nasıl Anadolu'nun göbeğinde yol kesebilecek, devletin askerini, polisini, memurunu kaçırabilecek, kaçırdığı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını sınır ötesine çıkarabilecek, yıllarca elinde tutabilecek ve "vakti gelince(!)" de katletmek suretiyle, "muhataplarına mesaj" yollayabilecek güç, imkan ve cürete kavuşmasında "çözüm süreci" denen kepazeliğin payının/rolünün ne olduğunu sorgulayamıyoruz…
Madem ki, hepi topu bir belediye başkanlığı uğruna, elinden askerini, polisini almayı beceremediğin terör örgütünün başından medet ummanın "insani", "siyasi" arazları konuşulamaz, konuşulması teklif dahi edilemez…
Tam da konuşmamız istenenleri konuşalım biz de;
Ama "kendi dilimiz"de.
***

AK Parti'ye karşı olan bütün oluşumları otomatikman Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin milli çıkarları doğrultusunda konumlanmış varsayan veya böyle varsaymaya hazır olan arkadaşlarımız az biraz üzülecek ama, hiç düşündünüz mü Deva Partisi Genel Başkanı Ali Babacan'ın sözünü ettiği, şu "Anayasa'nın ilk dört maddesinin tartışılmasına" olanak sağlayacak "uygun iklim" ne menem bir şey acaba?
***
Sonradan tevil için epey mesai harcadığı ve fakat buna çalıştıkça daha da tevile muhtaç hale gelen çıkışında -özetle- diyor ki Babacan;

"O konular bugün için gündemimizde yok…"
Zira…

"Şu anda bunları tartışmak için uygun iklim yok ülkede…"
Ama…

"Günün birinde ülkenin siyasi zemini, toplumsal zemini daha güçlü bir hale gelirse…"
"O günkü şartlarda tartışılması gerekirse…"
***
Nasıl bir iklim, Türkiye Devleti'nin ömrüne bir "Cumhuriyet" olarak devam edip etmemesini, bu Cumhuriyet'in "Toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devleti" niteliğinde olup olmamasını, "Ülkesiyle ve milletiyle bölünmez bir bütün" olmasına gerek olup olmadığını, dilini, bayrağını, milli marşını, başkentini tartışmayı "gerekli" kılabilir ki?
Ya da bunlar nasıl bir "iklim"de geniş geniş tartışılabilir?
***
Tartışılmışı var;
Türkiye'de bunlar en son PKK terör örgütünü, Türkiye Cumhuriyeti topraklarının bir bölümü üzerinde özerk yönetim haklarına sahip bir siyasi aktöre dönüştürmesi işten bile olmayan, şimdi "FETÖ" diye anılan oluşumu da "paralel devlet yapılanması" haline getiren seri çözümle sürecinde "tartışılır" hale gelmişti.
Hatta, bütün bunlar tartışılabilsin diye taşları bağlayıp köpekleri salmışlardı "kumpas" üstüne "kumpas"la?
Aynısı mı olacak?
***
Önce "millet"in fabrika ayarlarıyla oynanacak, genetik, kültürel ne kadar kimlik kodu varsa kâh değiştirilen müfredatlar, kâh havuza düşen "haber alma hakkı"ndan mahrumiyet, kâh sahte hocalar, çakma fetvalar, fantastik senaryolarla yürütülen algı operasyonlarıyla tahribata uğratılacak…
Yeni baştan bir "toplum", yeni baştan bir inanma, düşünme ve dahi hayal kurma tarzı oluşturulacak…
Geri dönüşüme uygun olmayan, "kullanışsız" vatandaş modelleri haysiyet cellatlığıyla, itibar suikastlarıyla, mali baskıyla, nihayetinde de "Bir gece ansızın kapıya dayanma"larla korkutulmaya, sindirilmeye çalışılacak…
Yine de susmayanlar, haksız tutuklamalar, hukuksuz yargılamalarla zulümhanelere tıkılacak…
Teminat, garantör sanılan, umut bağlanan kurumlar, kuruluşlar, liderler "hukuka saygı" nutuklarıyla, maksat hasıl olana kadar oyalama görevinin gereğini yapacaklar…
Bu mu?
Bunun dışında, Türkiye Cumhuriyeti'ni, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluş ilkeleri ve kurucu değerlerine, ikna edebilmenin başka bir yolu var mı?
***
Kuruluş ilkeleri demişken…
Mehmet Ocaktan, dün Karar'daki köşesinde, Ali Babacan'a DEVA Partisi'nin Cumhuriyetin temel ilkeleriyle ilgili yaklaşımının ne olduğunu sorduğunu ve "Bizim için Cumhuriyet'in temel ilkeleri vazgeçilmezdir" cevabını aldığını yazmış.
Buna kanıt olarak da parti programında yer alan "İnsan onurunun dokunulmazlığını, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı kuvvetler ayrılığına dayanan demokratik bir düzeni, yaşamın temeli olan doğanın ve çevrenin korunmasını, eşitliği ve adaleti, laiklik ilkesini ve hukukun üstünlüğünü, devletin ideolojik tarafsızlığını, yerinden yönetimi ve yerel yönetimler ile sivil toplumun güçlendirilmesini anayasal düzenin temel ilkeleri olarak kabul ediyoruz" ifadelerini paylaşmış.
"Türk Milliyetçiliği ideolojisi" üzerine kurulmuş ve değiştirilemez maddelerinde de buna bağlılığı vurgulanmış bir "devlet"i ideolojik kimliğinden arındırmayı öngören bir anlayış nasıl "Cumhuriyet'in temel ilkelerine bağlı" olabilir Allah aşkına?
***
Üşenmedim, Ocaktan'ın sözünü ettiği parti programını da, parti tüzüğünü de okudum.

Babacan, "Yeni bir Anayasa" değil "sistem değişikliği" üzerinde durduklarını söylüyor ama parti programlarında, "Yeni Bir Anayasa, Kuvvetler Ayrılığı ve Güçlü Parlamenter Sistem" başlıklı bölümde açıkça deniyor ki;
"Demokrasi ve Atılım Partisi olarak, Türkiye'nin siyasal sorunlarının temelinde anayasal düzen tercihlerine ilişkin hata ve eksikliklerin yattığına inanmaktayız. Yeterli demokratik denge ve denetim mekanizmalarına sahip olmayan, katılımcılığa ve çoğulculuğa yeteri ölçüde alan tanımayan, katı merkeziyetçi ve dışlayıcı anayasal düzenlerin olağan sonuçlarını yaşıyoruz…"
"Devlet; toplum ve birey tarafından tanımlanan değil, toplumu ve bireyi tanımlayan, onun kimliğine müdahale eden, ideolojik tarafsızlığı bulunmayan bir yapı olagelmiştir"
"Bu çerçevede, Türkiye'nin bugüne kadarki anayasa deneyimlerinden de yararlanarak, toplumsal talepleri merkeze alan, tüm farklılıkları değerli gören toplumsal sözleşme niteliğindeki bir anayasayı hayata geçirmeyi amaçlıyoruz."
***
Nasıl peki?

"Katı merkeziyetçiliği", "1921 ruhu"yla aşarak mı?
"Dışlayıcılığı", vatandaşlık tanımında değişiklikle ortadan kaldırarak mı?
Pandemi, ekonomik çöküş, kuvvetler birliği…
Her kaos gibi bu da kendi düzenini doğuracak muhakkak.
Bu aşamada, Türk Milliyetçileri'nin görevi, iktidar- muhalefet çatışmasında değil, ister iktidarda olsun, ister muhalefette, yeni düzenin "Yeniden kuruluş anayasası"ila ilan edilecek bir "2. Cumhuriyet" olmasını arzulayanlarla, Kurtuluş Savaşı'yla kurulmuş 1923 Cumhuriyeti'nin "ilelebet payidar kalması"na çalışanlar arasındaki mücadelede, doğru safta yer alabilmektir.

Yazarın Diğer Yazıları