Akif Beki yeni fark edip yazdı. Bir zamanlar iktidarın en yakın adamı 'De ki Akif Beki' AKP'nin kaçırdığı fırsatı yazdı

10 ülke dün, dört yıldır hapiste olan iş adamı Osman Kavala'nın serbest bırakılması çağrısı yaptı. TBMM Başkanı Mustafa Şentop, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül ve AKP Sözcüsü Ömer Çelik'ten çağrıya tepki gecikmedi. Gazeteci Akif Beki bugünkü yazısında tepki gösterenlere 'zamanında hukuğun üstünlüğü kabul edilmeliydi' hatırlatması yaptı.

Haber Giriş: 20 Ekim 2021 Çarşamba - 09:48
Son Güncelleme: 20 Ekim 2021 Çarşamba - 16:18
Takip Et
Akif Beki yeni fark edip yazdı. Bir zamanlar iktidarın en yakın adamı 'De ki Akif Beki' AKP'nin kaçırdığı fırsatı yazdı
+
Aa
-

ABD'nin de aralarında bulunduğu 10 ülkenin Türkiye Büyükelçiliği, dört yıldır hapiste olan iş adamı Osman Kavala'nın tutuklanmasının yıldönümü olan dün bir açıklama yayımlayarak, Kavala'nın serbest bırakılması çağrısı yaptı.

Gazeteci Akif Beki çağrıya tepki gösteren siyasilere ve bakanlara verdiği örneklerle 'hukuğun üstünlüğü her zaman savunulmalıydı, dışarıdan gelen baskılar zamanında terslenmeliydi' tepkisi gösterdi.

İşte Beki'nin bugünkü yazısı;

Trump, Rahip Brunson için “Bu masum adam hapiste çürüyecekti, bir telefonum kurtarmaya yetti” dediğinde Dışişleri ayağa kalksa, lafını bilmeye çağırsaydı...

Gazeteci Deniz Yücel’i, Alman hükümetinin devreye girerek serbest bıraktırdığı haberleri, “ne münasebet” diye terslenebilseydi...

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Brüksel’de bir basın toplantısında, ‘gazeteci kılıklı casuslar’ yakaladığımızı ama ülkelerinin ricası üzerine salıverdiğimizi ağzından kaçırmasaydı...

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni iç hukukumuzun üstüne çıkaran 90. maddeyi tarihi bir reformla Anayasa’ya AK Parti koymayasaydı, sonra da beğenmediği AİHM kararlarını tanımama, uygulatmama tavrı sergilemeseydi...

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkını AK Parti getirmişken ve kararlarının herkesi bağladığı Anayasa’da emredilirken, ‘uymak zorunlu değil’ diye istemediği AYM kararlarına uymamaya mahkemeleri siyaset yönlendirmeseydi...

Erdoğan’ın şiir mahkumiyetinden AK Parti’ye kapatma davasına, AK Partililer geçmişte yargı süreçlerine ve kararlarına karşı ABD’den, AB’den gelen açıklamaları, aldıkları dış destekleri bağımsız yargımıza kabul edilemez baskı ve müdahale saysaydı, uluslararası toplumun demokratik dayanışması kabul edip teşekkürle karşılamasa, bundan memnuniyetle yararlanmasaydı...

AK Partililer, haksız buldukları iç yargı kararlarını geçmişte AİHM’e götürmemiş olsa, uğradıkları hak ve özgürlük ihlallerini dünyaya şikayet edip Avrupa Konseyine taşımaya hep karşı dursaydı...

Kurucu üye olarak Türkiye, Avrupa Konseyinin AİHM kararlarını uygulatmada denetim ve yaptırım yetkisini, yargı süreçlerimiz üstünde söz hakkını tanımamış olsaydı...

Osman Kavala davasında, yargımızı uluslararası hukuka, AİHM kararlarına uymaya çağıran ABD, Almanya ve Fransa dahil 10 ülke büyükelçisine Ankara’nın tepkisi tartışılmazdı.

Sosyal medyadaki ortak bildirilerinden dolayı Dışişleri’ne çağrılmalarına, “hadsiz ve kabul edilemez” diye uyarılmalarına o zaman kim, ne diyebilirdi?

Bağımsız yargımıza baskı girişimlerine had bildirilmesi, inandırıcı dahi görünürdü.

Yaptıklarının, diplomatik teamüller kadar hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığına da aykırı düştüğü beyanı, su götürmezdi.

Adalet Bakanı Gül’ün, büyükelçileri bulundukları ülke hukukuna saygıya daveti de cuk otururdu.

AK Parti Sözcüsü Çelik’in, “Ülkemizin egemenliğine, Türk yargısının bağımsızlığına saygı duymaları, etkilemekten ve iç işlerimize müdahaleden kaçınmaları zorunludur” sözleriyle büyükelçilere çektiği ayar, o zaman anlam kazanabilirdi.

Hatta İçişleri Bakanı Soylu’nun, “Herkes aklını başına alsın, haddini bilsin, Türk yargısı bitti demeden bitmez, Türkiye artık o dışarıdan parmak salladığınız ülke değil, Batı Türk yargısına talimat veremez, Türkiye iki açıklamayla yönetebileceğiniz bir ülke değil” yollu kostaklanmaları da havada kalmazdı.

Ve fakat, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu!

İlgili Haberler