Sanatçısına “ulan” diyen Başbakan!

Trabzon’da, “Sanatçısından korkan büyük devlet olamaz” diyen Başbakana, “Sanatçısına ‘ulan’ diyen kişi yönetiminde bir devlet ‘büyük devlet’ olabilir mi?” diye sormak durumunda kalıyoruz.
Erdoğan’ın bahsettiği sanatçılar aslında kimsenin korkmadığı Ahmet Kaya ve Şivan Perver. İtiraz, bu kişilerin defalarca Türk devletine “katil” suçlaması yapıp ve fakat kundaktaki çocukları bile katleden PKK’yı “Barışın temsilcisi” olarak alkışlamaları. Devletine küfreden bu kişilere hâmi kesilen Başbakan, gezi olaylarında protestocuların safında yer alan sanatçılardan Mehmet Ali Alabora için Türkiye’yi zindana çevirdi. Tuhaf bir durum. Türk milleti ve devletine hakaret eden bağırlara basılıyor, AKP’yi eleştirdin mi, burnundan fitil fitil getiriliyor. O zaman ortaya Erdoğan ve AKP için şahısları ve partileri Türk devlet ve milletinin önündedir gibi bir durum çıkıyor.
Biliyorsunuz “Magazin Gazetecileri Ödül Töreni”nde “Kürt olduğum için önümüzdeki günlerde Kürtçe bir şarkı söyleyecek, Kürtçe bir klip çekeceğim” diyen Ahmet Kaya orada bulunan pek çok sanatçı tarafından protesto edilerek salonu terk etmişti. Doğru muydu, yanlış mıydı? Kime ne? Peygamberlerin bile zellesinin olduğu bir dünyada sanatçının pek çok yanlışı ve pek çok doğrusu olacaktır. Kimine göre doğruydu, kimine göre yanlıştı.
Fakat aradan bunca yıl geçtikten sonra doğru yapanın da yanlış yapanın da Başbakanı olması gereken Erdoğan tuttu salondaki sanatçıların topuna “ulan” diye hakaret etti. Devlet ve milletine hakaret eden türkücü ve şarkıcılara sahip çıkıp partisini eleştiren sanatçı Mehmet Ali Alabora’ya tahammülsüzlük göstermesi ve pek çok sanatçıyı “ulan” diye horlaması bize Türk ordusu üzerinde yapılan Ergenekon ve Balyoz operasyonları sırasında tutuklanan gazetecileri de hatırlattı.
Bu olayla o olayların ne ilgisi var demeyiniz. Bu zihniyetin anlaşılması bakımından o kadar ilgisi var ki... Tutuklu gazetecileri suçlu göstermek için “Basın Kartları yok” suçlamasından tutun da “Terör örgütü üyesi olmaya” kadar bombardıman etmedik suçlama bırakmadılar. Soruyorduk, “Terör örgütü üyesi oldukları nereden belli?” diye. Ya yazdıkları bir yazıyı, ya yaptıkları bir sohbeti delil olarak gösteriyorlardı. Yahu adamın yazdığı haber, sohbeti de, haber toplamak için haber kaynağı ile diyalog kurmak...
Bunlar olmadan gazetecilik olur mu?
“Bazılarının Basın Kartı bile yok” suçlaması da abes... Basın kartı kaç kişide var? Pek çok kişi ayrıcalıklarından hoşlanmadığı için bilerek almıyor. Herkes bâzıları gibi devletten ne koparırsam kârdır anlayışında olamaz ki..
Neyse...
AKP’yi eleştiren gazeteciler, habere ulaşmak için kurduğu diyaloglar sebebiyle yahut ulaştığı haberi gazetesine taşıdıkları için onları “terörist” olmakla suçlayan bir haleti ruhiye, PKK’yı doğrudan öven, göklere çıkartan, bununla yetinmeyip Türk devlet ve hükümetlerini katillikle suçlayan Ahmet Kaya ile Şivan Perver’e toz kondurmayan bir haleti ruhiye, sizce nasıl bir haleti ruhiyedir?
Sakın ola ki bir Başbakan sanatçısına nasıl “ulan” der diye kendinizi yıpratmayınız. Halkına “gavat” diyen valisine sahip çıkan bir Başbakan için ortada insanı şaşırtacak bir durum yok çünkü..

Yazarın Diğer Yazıları