Modern kafatasçılık!

A+A-
Hulki CEVİZOĞLU

Son günlerde yeni bir "moda" peydah (!) oldu: "10 yıl önce 10 yıl sonra" (10yearschallenge) akımı!

Cumhurbaşkanı Erdoğan da, vatandaşlar da bu akıma kapıldı. Ben de "kaçamadım" ve twitter'da fotoğraf paylaştım.

Şimdi biraz analitik yaklaşalım ve sizi korkutalım. (Hoş, Türk insanının bu ülkede korkacak nesi kaldıysa!)

Toplumsal deneyler

İnsanlar, özellikle cep telefonları ile gündelik etkinliklerini kaydediyor ve bu kayıtları (verileri) diğer insanlarla (tanımadıklarıyla da) sosyal medyada paylaşıyor. Ben bu cep telefonlarına "insanın kara kutusu" diyor ve bizim köyde, "kaybolmasın" diye ineklerin boynuna takılan çana benzetiyorum. Kaybolmayalım (!) diye boyunlara asılan bu "inek çanı" ben dâhil hepimizde var.

Bu tür "toplumsal deneylerde" (ki, bunun da deneysel amaçla çıkarıldığını, öyle olmasa bile sonradan deney amacıyla kullanıldığını düşünenlerdenim), deneyden kaçamayacağınız bir çekicilik söz konusudur.

"Ben" de, "ben" de orada olmalıyım, duygusu sizi tutsak alır.

Buradaki "ben", sizin egonuz yani kimlik ve benliğinizdir. Mutlaka öne çıkmak ister.

Siz öne çıktıkça, kontrol edilemez biçimde deney alanının daha çok içine çekilirsiniz, deney evreni deneyciler (kuklacılar da diyebiliriz) açısından zenginleşir ve çok verimli hâle gelir.

Çok uzatmak istemem. Meraklısı, küçük bir internet araştırması ile istediği güzel bilgilere ulaşabilir. "Ben" (!) kısaca bilgilendireyim.

Biyometrik denetim, teknolojinin laneti            

"10 yıl önce 10 yıl sonra" akımı (modası), biyometrik bir uygulama aslında.

Biyometri nedir derseniz, en basit açıklaması, hepimizin bildiği parmak izi uygulamasıdır, yani kimlik bilgisidir.

Her teknolojik gelişmede olduğu gibi, biyometrinin kullanıldığı olumlu uygulamalar var. Tıp ve sağlık alanındaki kimi kontrol sistemleri biyometrik çalışmalara dayanıyor.

"Teknoloji felsefecileri" teknolojinin nimet mi lanet mi olduğu konusunda ikiye bölünmüş durumdadır.

En ünlü filozoflar arasında "insanın teknolojinin kölesi" olduğunu savunanlar vardır. Teknolojiyi kullanan ve icat eden insan olduğu için, bence bu sözün anlamı aslında, teknoloji yoluyla "insanın insanı köleleştirmesi" demektir.

İnsanın gündelik yaşamına parmak izi uygulaması ile giren biyometrik uygulamalar, fiziki ve davranışsal olarak iki grupta karşımıza çıkıyor.

Fiziki biyometrik uygulamalar, yüz, ses, el geometrisi, göz iris'i ve göz retinasından kimlik belirleme ve kimlik takibi.

Davranışsal biyometrik izlemeler ise insanın elinden tıkan imza, yazı; ağzından çıkan ses (konuşma tarzı), dudak hareketleri ve yürüyüş biçiminde toplanıyor.

Nicelleştirilmiş benlik hareketi (Öztakip)

Sağlık alanında, işimizi kolaylaştıran ve "nicelleştirilmiş benlik hareketi" adı verilen "öztakip" (selftracking) sistemi var. Hastaların kendi kalp atış hızını, nefes almasını, uyku süresini ve hapşırmasını/tıksırmasını izlemek ve bunun doktor tarafından analize tabi tutulması bile "kayıt altına alma" ve kontrol anlamına geliyor.

Yüz tanıma sistemleri binalara giriş çıkışta kimlik doğrulamada, suçlu kimlik tespitinde, akıllı ev sistemlerinde, giyilebilir nesnelerde, ünlü sosyal paylaşım sitelerinde, eğlence uygulamalarında, kayıpların bulunmasında ve elektronik ticarette kullanılır duruma geldi.

"Teknoloji nimet mi lanet mi" tartışmasının lanet bölümüne baktığımızda, "özel" yaşamın yok edildiğini, "özel yaşamın gönüllü olarak servis edildiğini" görüyoruz. Mahremiyetlerin yok edildiği bir distopya çıkıyor karşımıza.

Bu, George Orwell'in sözünü ettiği "Büyük Birader Bizi İzliyor" (Big brothers waching us) gerçeği.

Biz, irademiz dışında yüzümüzün tanınmasını istemiyor olabiliriz. Ama, sistem bizi gönüllü köle haline getiriyor ve farkında olmadan "10 yıl önce 10 yıl sonra" fotoğraflarımızı paylaşıyoruz. Seve seve.

Devletler ve devleşen özel şirketler böylece tüm insanlardan veri topluyor. Bu veriler nerede, nasıl ve bize sormadan (ya da mecbur bırakılarak) nasıl kullanılıyor? Bunlar etik mi?

Bu verileri istihbarat servisleri hangi amaçla kullanıyor? Örneğin, FBI'ın veri tabanında 117 milyon yetişkinin fotoğrafının kayıtlı olduğu internet haberinde bile yer alıyor. Buna rağmen, İstanbul'da konsoloslukta parçalara ayrılan Suud/Amerikan gazeteci Kaşıkçı'nın katilleri bulunamıyor!!

Demek ki, işin içine politik çıkarlar girince, teknoloji de, takip sistemi de, yüz okuma sistemi de fayda etmiyor!

"Ben" de…

Bu son akıma ben de uydum.

Ama "iradi biçimde", distopyadan "kaçarak", 10 yıl önceki değil, 50 yıl önceki fotoğrafımla.

Twitter'da paylaştım. Fotoğraf ve notu buraya aynen alıyorum:

Ben de twitter'a, "sosyal medyadaki '10yearschallenge' modasına yaklaşık 50 yıl önceki fotoğrafımla meydan okuyorum :) (Ortadaki yakışıklı benim)" notuyla yukarıdaki iki fotoğrafımı koydum.

İnternet yoluyla modern kafatasçılık

Yüz görüntülerinin analizinde gözler arasındaki mesafe, göz çukurlarının derinliği, burun genişliği, ağız ve çene kenarlarındaki mesafeler, elmacık kemiklerinin biçimi, çene hattının uzunluğu gibi bütün yüz yapısı ölçülüyormuş.

Bunlar bize hemen bir şeyi çağrıştırıyor değil mi?

Yıllar önce yapılan kafatası ölçümlerini.

Fizik antropolojinin bilimsel kafatası ölçümleri artık sanal dünyada, internet uygulamaları ile "modern kafatasçılığa" dönüşmüştür.

  • Yorumlar 1
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları