Mursi kimin şehidi?...

A+A-
Ahmet TAKAN

En sıcak olandan başlayalım;

AKP Genel Başkanı R. Erdoğan, önceki gün gece geç saatlere kadar partisinin il başkanlığı toplantısındaydı. Yenilenecek İstanbul seçimleri için miting yapmaktan vazgeçtiği iddia edilen -ki biz bunun aksini söylemiştik- Erdoğan, son 5 günlük stratejisi ile ilgili düzenlemeler yaptı. Erdoğan, sahaya ineceğini ve söylemlerini sertleştireceğini anlattı. Kulağıma gelen bilgilere göre, Erdoğan'ın son hafta planı ile ilgili söyledikleri Binali Yıldırım cephesinin canını oldukça sıktı. Bazı iddialar var ancak bunların çapraz teyidini alınca okurlarımıza iletebilirim. Nitekim, AKP Genel Başkanı Erdoğan, hiç vakit kaybetmeden dün sahaya indi, Sultangazi'de miting düzenledi, Ekrem İmamoğlu'na oldukça sert bir dille yüklendi. İşi öyle bir noktaya getirdi ki, seçimde yarışacakları CHP ve İmamoğlu'nu  darbeci Sisi taraftarı olmakla suçladı...

24 Haziran sabahı biz bize kalacağız!.. Seçim bitmiş olacak. Hayatın acı gerçekleri ile yüzleşmeye devam edeceğiz. Mısır'ın devrik Cumhurbaşkanı Mursi'nin mahkeme salonunda hayatını kaybetmesinin ardından olup bitenleri hayret etmeden izliyorum fakat canım oldukça sıkılıyor!.. Neden, hayret etmeden izliyorum?..Çünkü, çok iyi biliyorum;  Cüneyd Zapsu ile merhum Erol Olçok  Mısır'a gidip bir süre Mursi'nin seçilmesi için çalışmıştı. Mursi, "İhvan" (Müslüman  Kardeşler) denilen hareketin önemli liderlerinden biriydi. Demokratik olmayan yollardan devrilmesine, hapishanede işkenceye maruz kalmasını asla onaylamadım. Ancak, İhvan'ı kuruluşundan bu yana bir İngiliz kurgusu ve oyunu olarak kabul edenlerdenim. Türkiye'nin tüm dokularına aykırı olan söz konusu harekete hiç sıcak bakmadım ve bakmamaya da devam edeceğim.

Mursi, ölümünün ardından "şehit" hatta "şehidimiz" ilan edildi, en üst düzeyde katılımlarla  yurt genelinde gıyabi cenaze namazları kılındı. Şimdi çıkıp açıklanmalı; bu olay iç politika için mi yoksa dış politika için mi kullanılıyor?.. Yoksa, her ikisi birden mi?.. Türkiye, S-400'den sonra İhvan paradigmasına hapsediliyor. Bu 2 paradigmaya neden mahkum ediliyoruz? Bunun bize ne faydası var?.. Dünyanın hiçbir ülkesinden hatta Araplardan buna benzer en ufak bir tepki gelmezken Türkiye'yi İhvan'a hapsetmek ne kadar akılcı?.. İslam'ı neden bu kadar siyasi çerçeve içine alıp, "dava" deyip Türk milletini makul İslam yaşamından uzaklaştırıyorsunuz?.. Buna benzer tüm soruların tartışılması ve kamuoyunun aydınlatılması için  TBMM devreye girmeli. Ama ne yazık ki TBMM devre dışı ve çalıştırılmıyor. Sizleri bilemem ama Mursi benim şehidim değil!.. Allah kendisine rahmet etsin. Diyebileceğim ancak bu kadar olur. Hele o iktidarda olduğu kısa sürede Mısır Parlamentosu'na gelen ve bir  Müslüman olarak burada tekrar etmekten utanç duyduğum o sapkınlık yasalarını hatırladıkça  dün gıyabi cenaze namazı kıldıran Diyanet İşleri Başkanı'na eleştirilerimi de kaleme almak istemiyorum!.. Fırsattan istifade, tekrar dantelli kefen giyip yollara düşen al yanaklı ihale tosuncuklarına da "Allah sizleri ıslah etsin" diyorum.

***

Mursi için Türkiye'de en üst düzey katılımlarla gıyabi cenaze namazları kıldırılmasını  ve dünyada nasıl bir izlenim bırakacağını emekli büyükelçi Onur Öymen'e sorduk. Duayen diplomat Öymen, YENİÇAĞ'a şu açıklamada bulundu:

"Hoş karşılanmaz. Bunun nedeni, o ülkenin yasalarına göre yargılanan birisidir. Şimdiye kadar da tahliye kararı çıkmadı. Müslüman Kardeşler örgütünü onlar yasaklanmış bir örgüt olarak görüyorlar. Ona sahip çıkmış oluyorsunuz. Bu konuda aynı zamanda bazı Arap ülkeleri de çok rahatsız. Müslüman Kardeşler'den rahatsız. Sadece Mısır değil  bir çok Arap ülkesi de rahatsız açıkçası. Geçmişinde bir çok şey var. 1926 yılında sosyal dayanışma derneği gibi kurulmuş. Daha sonra 1947 yılının sonunda Mısır Başbakanı Nakruşi'yi öldürmüşler. Nasır'a suikast girişiminde bulunmuşlar. Enver Sedat'ı bunların eğittiği insanlar öldürmüş, şiddet yanlısı eylemlere girmişler. Demokrasi karşıtı politikalar izlemişler. Mübarek devrildikten sonra gelen askerler izin verdi diye seçime girmişler. Bunun hikayesi uzun. Her hâlükârda başka bir ülkenin iç meselesine karışılması doğru değil. Beğenirsiniz, beğenmezsiniz, desteklersiniz, desteklemezsiniz başka bir ülke nasıl Türkiye'nin iç politikasına karışınca rahatsız oluyorsak, başka ülkelerde onların iç politikasına karışınca rahatsız olur. Sonunda Türkiye - Mısır ilişkileri bundan zarar görür. Mısır başkanlığında bir toplantı yapıldı, Ocak ayında 7 Akdeniz ülkesi bir doğal gaz platformu kurdular. Türkiye davet bile edilmedi. Bizim burada amacımız bağcıyı mı dövmek, üzümü mü yemek? Her ülkenin iç meselesine bakarak onlarla ilişki kuracak olursanız sonunda her zaman kazançlı çıkmazsınız. Bu gibi durumlarda daha dikkatli, daha ölçülü davranmak gerekir. Devletler beğenseler de, beğenmeseler de bazı durumları, ilişkileri alt üst etmezler. Baktığınız zaman bu gibi durumlarda devletler ölçüyü kaçırmıyorlar çoğu zaman. Biraz daha dikkatli olmamız gerekiyor."

İhvancılar cevap verin bakalım;

"Beka"ya ne oldu? Anılarda mı kalacak?..

Doktor Devlet Bahçeli, sizden de bir açıklama bekleriz!..

 

Yazarın Diğer Yazıları