NATO laboratuarında Türkiye ve Karadeniz

A+A-
Murat AĞIREL

Gazetede NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg'in, NATO Dışişleri Bakanları ile bir video konferansı gerçekleştirdiği haberi vardı. Konferans ayrıntılarını ne yazık ki haberde göremedim. Ancak değerli ağabeyim ve bu konularda uzman olan Mehmet Ali Güller konuyu takip etmiş ve ayrıntılarını yazmış.

NATO toplantısından sonra yapılan açıklamada, "Ukrayna ve Gürcistan ile ortaklığı daha güçlü bir şekilde derinleştirme kararı aldıklarını" ilan etmiş. Destek paketlerinin içeriği de paylaşılmış. Şimdi burada bir virgül koyup NATO ile tarihi süreci anlatmak ve sonrasında bugüne tekrar dönmek istiyorum.

Kutup yıldızım Uğur Mumcu, "Üç Ana Çizgi" başlıklı yazısında şu satırları kaleme alıyor:

"Tarih yalnızca gerilerde kalmış olayları saptayan ve tozlu dosyalarda saklanan bir tutanak değil, ondan da öte dünden bugüne uzanan siyasal çizgilerin boyutlarını ve renklerini yansıtan bir laboratuardır. Bu laboratuarda önceki gün, dün ve bugün arasında inanç bağları kurulur, karakter modelleri, davranış biçimleri belirlenir. Ve bütün bunlardan ders almasını bilen, yararlanır, ders alır, kendi kendini yargılar."

Biz NATO laboratuarına bakalım…

1950'de Dışişleri Bakanı Necmettin Sadak, İtalya'yı Türkiye'nin NATO'ya alınmasına ikna eder. Mayıs 1950'de CHP iktidarı NATO'ya girmek için ilk resmi müracaatı yapar. Ancak sadece İtalya destekler. ABD, İngiltere ve Fransa NATO'ya alınmamızı reddeder.

Demokrat Parti iktidar olur. 1 Ağustos 1950 tarihinde NATO'ya alınma müracaatı reddedilir.

1951 yılı başlarında senatör McCarthy Türkiye'nin yardımına gelir. Franco İspanyası ile birlikte Türkiye'nin Batı Avrupa savunmasına katılmasını senatoda ister. Öneri 1 oy farkla reddedilir.

İngiltere o dönemde, NATO dışında İngiliz Orta Doğu Komutanlığına bağlı ve Türkiye'nin de katıldığı ayrı bir Ortadoğu Komutanlığı kurma çabasındadır.

New Leader dergisinin Ankara'da bulunan yazarı Ray Brack, "Türkiye'nin İran'daki Musaddık gibi petrol millileştiricilerine karşı en sağlam garanti" olduğunu yazar. ABD tam da bu nedenlerle, Türkiye'den askeri üs ister. Önce Türkiye'den başka ülkelerde yaptığı gibi üs kiralamak ister. Türkiye kiralamaya yanaşmaz ve "Önce NATO, sonra üs" der. ABD 15 Mayıs 1951'de Türkiye'nin NATO'ya alınmasını öteki üyelere önerir. Norveç, Danimarka, Belçika ve İngiltere "çıkarları dışında kalan Akdeniz bölgesinde bir savaşa sürüklenebileceklerinden" duydukları kaygıyı dile getirirler ve "Atlantik İttifakının, yalnızca bir savunma ittifakı olmayıp Atlantik uygarlığına sahip bir birleşmenin çekirdeğini teşkil edecek bir belge niteliği taşıdığını, Türkiye'nin bu uygarlığın dışında kaldığını ileri sürerler ve itiraz ederler.

Menderes hükümeti her fırsatta NATO'ya alınırsa, Ortadoğu'da müttefiki İngiltere'nin istediği aktif rolü oynamaya hazır olduğunu her fırsatta belirtir. Tam o zamanlarda Ortadoğu'daki milliyetçi rüzgarların etkisini artırması ve İran'da Musaddık ve petrol olayının patlak vermesi üzerine Türkiye'nin Ortadoğu'da İngiltere'nin istediği rolü oynaması koşuluyla 18 Temmuz 1951'de NATO'ya girmesine yeşil ışık yakar. İtirazını kaldırır.

Fuat Köprülü, 20 Temmuz 1951'de "Ortadoğu savunmasının gerek stratejik gerek ekonomik bakımlardan Avrupa'nın korunması için zorunlu olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle Türkiye, Atlantik Paktı'na katılınca, Orta Doğu'da bize düşen rolü etkin biçimde yerine getirmek ve gerekli birlikte almak için, ilgililerle derhal müzakereye girmeye hazır olacaktır" der.

Türkiye'nin vermiş olduğu Kurtuluş Savaşı unutulmuştur…

Türkiye, İngiltere'ye evet deyince, 15-20 Eylül 1951'de Ottawa'da toplanan NATO Bakanlar Konseyi Türkiye ve Yunanistan'ın NATO'ya üye olarak çağrılmasını kararlaştırır. Kararın hemen ardından İngiliz, Fransız ve Amerikan generalleri Türkiye'ye gelirler.  Ortadoğu Komutanlığı kurma kararını alırlar. Karar 15 Ekim 1951'de bir bildiriyle açıklanır.

18 Şubat 1952'de uğruna Kore'ye asker dahi gönderdiğimiz NATO'ya girdik ve Lizbon toplantısına katıldık. Ankara'da bayram havası vardır. DP zafer olarak ilan eder. Hatta Ali İhsan Sabis, Milli Savunma Bütçesi görüşülürken kürsüden haykırır, "Amerikan uçak gemileri derhal Boğaz'dan geçip Karadeniz'e açılmalı ve Montreux Antlaşması yırtılıp atılmalıdır" der.

Türk Dışişleri Bakanı, Lizbon'da yapılan toplantıda "Büyük harekette ve kayıtsız şartsız işbirliği zihniyetiyle hareket etmeyi ilke edinen bir müttefik bulacaksınız" der. Gerçekten de öyle olur. Kara Kuvvetleri, Güney Avrupa Kuvvetlerine, Deniz Kuvvetleri kurulacak olan Ortadoğu Komutanlığına bağlanması kararlaştırılır.

Menderes'in "ölümsüz dostluk" sözlerine "ABD'nin dost yoktur, çıkarlar vardır" diyen Dulles, Atatürk döneminde başarılamayanı başarır. Dulles'in NATO stratejisi basittir. İttifakın üyelerine herhangi bir saldırı olursa, Sovyetler Birliğine nükleer silahlarla topyekûn savaş açılacaktır.

Askerler zaman geçtikçe gerçekleri görmeye başlarlar. NATO da "bölgesel savaş", "sınırlı savaş", "kanat" gibi deyimler geliştirilmektedir. Türkiye sadece "kanat", Batı Avrupa ise merkezdir. Merkeze saldırı olunca nükleer silahlara başvuracaktır. Kanatta ise durum muammadır.

Henry Kissinger kitaplarında Türkiye'yi, "Gri bölge" olarak niteler ve nükleer silahlarla savunulmayacağını açıkça yazar. Bradley de 1950'de aynı şeyleri söylemiştir.

James Madison Garrettin, Columbia Üniversitesinde anlattığı "ABD Dış Politikasının bir aracı olarak Türkiye'ye yapılan yardımları özellikle askeri yardım tezi", 1960'lardan önce Türkiye'nin savunmasının NATO açısından nasıl göründüğünü açıkça ortaya koymaktadır.

General Aloe'nin belirttiğine göre de NATO plancıları, genel bir savaşta dahi, Türkiye'den yalnızca birkaç gün kazandırmasını beklemektedirler. Genel bir savaş halinde Sovyetlerin Ortadoğu'da ilerlemesini yalnızca birkaç hafta, birkaç gün geciktirilmesi, Türkiye'ye yapılan askeri yardım bedelini karşılamaya yeterlidir.

Bu Amerikanlaşma ve yardım sağlamayı dış politika haline getirme çabasında, her iki tarafta Amerikan askerinin çok pahalı Türk askerinin çok ucuz olduğunu ileri sürer.

5 Mayıs 1952 tarihindeki gazetelerde ABD yardım kurulu başkanı General Arnold, The Turkish Times gazetesine verdiği demeçte ABD, "Türkiye'de harcadığı her Dolara karşılık üç dolarlık güvenlik sağlar" der. 30 Haziran 1953 ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Martin, "Bir ABD askeri 11 Bin dolar, bir Türk askeri ise 579 Dolara donatılır" der. 1958'de Suat Hayri Ürgüplü'ye göre "Türk askeri 136 Dolar, ABD askeri 550 Dolara mal olmaktadır" der.

Bu süreç içerisinde daha çok örnek bulunmaktadır. Kurtuluş Savaşında emperyalizme karşı mücadele ederek bağımsızlığını kazanan ve sonrasındaki politikasında tarafsızlığı benimseyen Mustafa Kemal Atatürk politikası yerle yeksan edilmiştir.

Yazının başında tarihin bir laboratuar olduğunu ve ders alınması gerektiğini demişti, Uğur Mumcu. Bugün hangi durumdayız? Mehmet Ali Güller'in Cumhuriyet gazetesindeki köşesinden devam edelim:

"…Rus uçağının düşürülmesiyle Ankara-Moskova ilişkilerinin krize girmesi oldu. Erdoğan, Rusya'yı sıkıştırmak adına ABD'ye oyun alanı açtı ve NATO'yu Karadeniz'e çağırdı. Erdoğan'ın çağrısını fırsata çeviren ABD, 8-9 Temmuz 2016'da Varşova'da yapılan zirvede, NATO'nun Karadeniz'deki varlığının artırılması kararı aldırdı! Ve NATO Nisan 2019'da Karadeniz'i 'mücadele alanı' olarak belirledi."

Ocak ayında Çavuşoğlu da Davos'taki "NATO'nun Geleceği" oturumunda, "Gürcistan'ı neden NATO'ya davet etmediğimizi anlamıyorum. Batılı dostlarımız Rusya'yı provoke etmeme bahanesiyle Gürcistan'ı davet etmek üzere anlaşmıyor. Gürcistan'ın bize, bizim de Gürcistan gibi bir NATO müttefikine ihtiyacımız var" dedi.

Sizce de Kanal İstanbul tartışması bu okuduklarınızdan sonra daha anlamlı gelmiyor mu?

ABD Karadeniz'in batısında Bulgaristan ve Romanya'yı, doğusunda Gürcistan'ı NATO'ya üye yapmaya çalışarak, kuzeyinde de Ukrayna'yı AB ve NATO üyesi yapmaya çalıştığını Mehmet Ali Güller ısrarla söylüyor.

Karadeniz'in sadece sınırı bulunan kıyıdaş ülkelerin denizi olarak kalması ve ABD'nin NATO'nun bu denizlerden uzak tutulması Rusya'dan ziyade Türkiye'nin ulusal çıkarıdır. Günübirlik "koz"lar ulusal çıkarlarımıza zarar vermektedir.

-------

Kaynakça:

Doğan Avcıoğlu, Milli Mücadele Tarihi, Cilt 4, (S.1609, 1610, 1612, 1615, 1620)

Mehmet Ali Güller - Karadeniz'de NATO'ya alan açma yanlışı / Cumhuriyet gazetesi - 6 Nisan 2020

The Turkish Times gazetesi, Oğuzhan Karaltan General Arnold röportajı - 5 Mayıs 1952

Cumhuriyet gazetesi "Ray Brock" haberi 5 Mayıs 1951

  • Yorumlar 11
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları