Nüfuslar... Dağılan dengeler

Türk Ocakları Genel Başkanı tarihçi Prof. Dr. Mehmet Öz, aylık Türk Yurdu dergisinin son sayısında Suriye’nin yeni dönemine dikkati çekiyor. (Ocak 2025-Yıl: 114, Sayı: 449)

Mehmet Öz’ün yazısına gelmeden önce Türk Yurdu’nun yine dolu dolu son sayına dikkatinizi çekeceğim. Önce “İçindekiler”i sıralayacağım:

Mehmet Öz: Suriye’de Yeni Dönem Başlarken

Figen Aydın: Türk Diplomasisinde Stratejik İlişki Örneği: Türkiye-Özbekistan

Eren Atala Eris: Yugoslavya'da Türklük Mücadelesi: Yücel Teşkilatı

Ömer Özcan: Cumhuriyet'in İlk Dönemlerine Hariçten Yöneltilen Tenkitler

Turan Atalı: Julıus Evola'nın Düşüncesinde Gelenek ve Irkların Tinsel Yönü Teorisi

Halil Aslantürk: Turgut Uyar'ın İnceleme’sinde Osmanlı İmparatorluğu ve Yahya Kemal -Bir Yanılsamanın Eleştirisi-

Nuri Civelek: Tanpınar'da Hegemonik Erkeklik, Ayverdi'de Hegemonyaya Karşı Direniş Stratejisi Olarak İslam ve Tasavvuf

A. Yavuzhan Erdem: Hüseyin Erdem’in Ardından

Kadir Çimen: Osmanlı ve Kapitalizm

Zafer Saraç: Taç Mahal’in Mumları

Osman Oktay: Kurtname Kitabı Hakkında

Leyla Sarısoy: Ü. Nihal Tırpan ve Necip Yılmaz ile Türk Ocakları Arama Kurtarma Ekibi (Toak) Ve Koşu Sporu Hakkında

Ömer Cihad Kaya: Türk Ocakları Genel Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öz ile Türk Ocakları Hakkında

Serdar Sağlam: Türk Dünyasından Haberler

Türk Yurdu dergisi nesiller yetiştirmiştir desem yeridir. 1911 yılından beri yayınlanıyor. Tabiî ara boşluklar var. Birinci Dünya Savaşı sırasında yayınlanamadı. Yine 1931’de Türk Ocakları kapatılınca yayınına ara verdi. (Ocak 1949’de tekrar açılacaktır.) Dergi ısrarla, inatla çıkıyor. Hepimiz aydınlanıyoruz. (Her defasında vurguluyorum. Bilinmesi gerekir. Osmanlı yazısıyla çıkan bütün sayılarını, biz yeni harflere aktardık. Önemli bir kaynak. Hemen bütün kütüphanelerde ciltleri bulabilirsiniz. Yeni harflere çevirdiğimiz dergi ciltlerinin “Sunuş” yazısını dönemin cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’den istemiştik, o da göndermişti.)

***

Dergideki iki yazının altını çizeceğim. Mehmet Öz’ün “Suriye’de Yeni Dönem Başlarken” başlıklı yazısı ile Eren Atala Eris’in “Yugoslavya'da Türklük Mücadelesi: Yücel Teşkilatı”.

İki makalede de “göç” öne çıkıyor.

Suriye’de Baas-baba-oğul Esadlar yönetiminde halk cendereye alınmıştı. 2011’de başlayan iç savaşta, milyonlarca Suriyeli Türkiye’ye gelmişti.

Baas-oğul Beşşâr Esad döktatörlüğü yıkıldı. Suriyeliler ülkelerine dönecekler mi? Mehmet Öz, makalesinde, bu hususa dikkat çekiyor:

“Türkiye açısından meselenin mühim bo­yutlarından biri de yıllardır ülkemizde geçici koruma statüsünde yaşayan sığınmacılar me­selesidir. Süreç içerisinde uluslararası hukukun gerektirdiği yükümlülüklerin ağır maliyetinin yanında sayısı kesin olmamakla birlikte yüzbinlerce Suriyeliye vatandaşlık verildiği de açıktır. Suriye’de düzenin kurulması, hayatın normal­leşmesi ile birlikte bu mesele de yine hukuki statüleri doğrultusunda makul bir çözüme ka­vuşturulmalı, Suriyelilerin geri dönüşleri sağ­lanmalıdır. Sağlık hizmetlerindeki ayrıcalıklar dahil, geçici koruma statüsünden kaynaklanan uygulamaların kaldırılması gerekmektedir. Gelinen noktada artık gönüllü dönüşten veya arzu edenlerin kalabileceğinden söz edilmesi anlam­sızdır; Suriyelilerin ülkemizdeki misafirlik dö­nemi sona ermiştir. (...)

Türk Ocakları camiası olarak hadiselerin baş­lamasından itibaren bilhassa hem ülkemizdeki hem de Suriye'deki Türkmen kardeşlerimize yö­nelik sürekli yardım faaliyetleri yürüttük. Türk STK’ları bu tür faaliyetleri Suriye'deki durum düzene girinceye kadar sürdürecektir. Türkiye'deki Suriyeli misafirler de bundan böyle ülke­lerinin yeniden inşasına katkı verme görevlerini ifa etmek durumundadırlar. (...)

Kısacası, Suriye'de iç savaşın sona er­mesi, Türkiye'nin sosyal ve demografik yapısının tekrar rayına girmesi bakımından da önemli bir fırsattır ve hükümet bu konuyu sığınmacıların hukuki statüsü çerçevesinde mümkün olan en kısa sürede çözmelidir.” (s. 6)

***

Eren Atala Eris “Yugoslavya'da Türklük Mücadelesi: Yücel Teşkilatı” başlıklı makalesinin girişinde şu bilgiyi verir:

“25 Ocak 1948 sabahı Üsküp sokakları ‘Yücel Teşkilatı’ üyesi olmakla suçlanan dört Türk’ün kurşuna dizilme kararıyla çalkalanır. II. Dünya Savaşı yıllarında Yugoslavya'daki Türk varlığı­nı korumak için gizli olarak kurulmuş teşkilat, savaş sonrasında Türk kültürünü kalkındıran faaliyetlerde bulunurken; casus ve terörist ola­rak suçlanan Yücelcilerden 65 tanesi ağır ceza­lara çarptırılır. (...)

Yücel Teşkilatı II. Dünya Savaşı yıllarında kapatılan Üsküp Yardım Cemiyeti çevresinde toplanan bir grup milliyetçi Türk gencinin, milli bilinç ve duruşuyla savaş yıllarında ‘gizli Türklük teşkilatı’ olarak ilk nüvesini 1941 yılında oluşturmuştur.” (s. 13)

Yugoslavya’da Tito başkadır.

“Yöneti­mi iktidarını dayandırdığı Sovyetler Birliği tarafından ‘Türk tipi terör devleti’ oluşturmakla suçlandıktan sonra, düşman bellediği Batı demokrasilerine yanaşır. Birkaç sene sonra siyasi tutukluların ve Yücelcilerin cezaları için kısmi af ilan edilir. Türkiye ile iyi ilişkiler kurulmasıyla beraber, Yugoslavya ve Türkiye arasında serbest göç anlaşmasının imzalanmasının ardından, Yü­cel davasından sonra Yugoslavya hükümetine karşı güveni kalmayan ve kendisine bir gelecek göremeyen Türk ahalisinden yaklaşık 175 bin kişi Türkiye'ye göç etmiştir.”

Yugoslavya dağıldıktan sonra bu topraklarda iç savaşları da bir gazeteci olarak takip ettim. Keşke diyor insan, Türkler yerlerinde kalsaydı. 1940’lı yıllardan 1990’lı yıllara hatırı sayılır nüfusa ulaşacaklar, dağılan Yugoslavya’nın değişik bölgelerinde, Bosna Hersek’te, Makedonya’da, Kosova’da, Sırbistan’da ve Hatta Hırvatistan’da önemli etkileri olacaktı.

***

Balkanlar içimizdeki sızıdır. Ortadoğu’da içimizdeki sızı olmamalı...

Yazarın Diğer Yazıları