Devlet Bahçeli’nin teröristbaşı Öcalan’ı TBMM’ye davetiyle başlayan yeni çözüm süreci birinci yılını geride bıraktı. Bu süreçte PKK, taleplerini özetle eşit yurttaşlık tanımıyla yeni anayasa, Öcalan’a umut hakkı ve Kürtçe anadilde eğitim başlıkları altında dile getirmişti.

Ancak TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun anayasa değiştirmek için kurulmuş bir komisyon olmadığını açıkça belirtti. Bahçeli ise “Anayasa’nın 66. Maddesiyle ilgili polemik yapmak, zemin yoklamak abesle iştigaldir, sonu hüsrandır.” dedi. Öcalan’a umut hakkına dair de AKP, bunun hiç gündemlerinde olmadığını açıkladı.

Son olarak geçtiğimiz hafta, MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız yaptığı açıklamada, millî ve üniter devlet yapısının en temel özelliğinin “bir resmî dile ve tekil eğitim diline sahip olmak” olduğunu belirterek Kürtçe eğitim hakkı talebine de kapıyı kapadı.

Özetle, yeni çözüm sürecinde PKK’nın ana taleplerinin hiçbiri kabul edilmedi. PKK, tıkanan süreci aşabilmek umuduyla geçtiğimiz hafta sonu sürece güya bir “hayat öpücüğü” kondurdu. Şimdi, önümüzdeki günlerde Komisyonun sunacağı rapor ve öneriler sonrası sürecin nasıl şekilleneceği bekleniyor. Ancak PKK içinden bazı grupların yeniden çözüm sürecini sonlandırması da hiç şaşırtıcı olmaz.

Çünkü PKK, başından beri çözüm sürecini sonlandırmak için adeta Öcalan’a rağmen birçok talepte bulunuyor; tıpkı Kürtçe eğitim talebinde olduğu gibi.

Öcalan’a rağmen 15 Mayıs’ı Kürtçe Dil Bayramı ilan eden PKK çevreleri, teröristbaşı Öcalan’a atfettikleri bazı ifadelerle taleplerini savunurken Öcalan’ın “Dilini, kültürünü korumak ve geliştirmek insan olmanın bir gereğidir. Son 50 yıldır dilimiz ve kültürümüz yasaklandığı için büyük bir mücadele verdik. Dilimizi ve kültürümüzü korumak herkesin görevidir.” görüşüne dayanıyorlar.

Oysa Öcalan’ın Kürtçeye dair görüşleri ise bambaşka. Son olarak Öcalan, PKK’nın güya feshedilmesinin kararlaştırıldığı 12. PKK Kongresi’ne gönderdiği 27 Nisan 2025 tarihli “Perspektif” başlıklı yazısında, “Bir kültür kalıntısıdır Kürtler. Çözülmüş kabileler, işlevsel olmayan bir dil, tarikat kırıntıları, aşiret aile kavgaları...” ifadelerine yer vererek açıkça Kürtçe için “işlevsel olmayan bir dil” tanımlaması yapmıştı.

Yine aynı Öcalan, birinci çözüm sürecinde Kürtçe eğitime ilişkin görüşlerini şu sözlerle açıklıyordu: “Siz anadilde eğitimi getirip taleplerin başına koyarsanız tıkarsınız. Oysa anadilde eğitim, yerel yönetimin yetkisine bırakıldığında onu sen çözersin zaten. Biz Türkçeden vazgeçmeyelim ama anadilimizden de asla vazgeçmeyeceğiz. Dil meselesi sivil toplumla bağlantılıdır. Kürtler hem Türkçe hem de Kürtçe eğitim yapabilirler. Kürt sivil toplumu kendi politikaları çerçevesinde bunları yapabilir.”

Yine Öcalan, Kürtçe anadilde eğitim hakkındaki görüşlerini de şöyle ifade ediyordu: “Hükûmetten talep etmek yerine kendin harekete geçip örgütleyeceksin. Anadil konusunda talep edeceğinize, anadilde eğitime başlayacaksınız. Dil akademisi, ders kitapları, anaokulları kurulabilirdi. Devletten istemek hatadır. Bu devletin değil, toplumun görevidir. Sen anadiline sahip çıkıp çocuğuna öğretemiyorsan devletten nasıl istersin? Şimdilik kitap, alfabe benzeri olur; önce ilkokul olur, sonra belki bütün okullarda yaparsın. Dil için Diyarbakır’da örnek bazı okullar açarsınız.”

Öcalan’ın Kürtçe anadilde eğitime dair ısrarı olmadığı hâlde, DEM Parti ve çevreleri açıkça “Kürtçenin, ulusal birliğin kaynağı ve temeli, her yönden kurtuluşun anahtarıdır.” ifadesini ısrarla dile getiriyor.

Oysa Kürt Araştırmaları Merkezi ve Rawest Araştırma’nın hazırladığı “Kürt Barometresi” araştırmasının sonuçlarına göre, dört ayrı lehçeye dağılmış Kürtçeyi her üç Kürt’ten yalnızca biri iyi derecede konuşabiliyor.

Zaten bölücü çevreler bu yüzden Kürtçe anadilde eğitim talebini devlet eliyle zorunlu eğitime kadar taşıyor. Ama yıllardır tüm Türkiye’de ilkokul ve ortaokullarda haftalık ders programında seçmeli “Yaşayan Diller ve Lehçeler” dersi kapsamında Kürtçenin yanı sıra Zazaca, Adığece, Abazaca, Lazca, Boşnakça ve Gürcüce anadil eğitimi verilmekte.

Ancak eğitim dili olarak devlet okullarında verilen hemen hemen hiçbir dil beklenen ilgiyi göremedi. 2024–2025 eğitim yılında 31.199 öğrenci Kürtçe dersini seçmişken, çözüm süreci ve artan nüfusla birlikte bu sayı 2025–2026 eğitim yılı için 50.809’a çıktı.

Bunun yanında, Kürtçe dil dersi veren birçok şehirde onlarca özel dil kursu açıldı. Ancak ilgisizlik yüzünden birbiri ardına kapandı. Öte yandan birçok belediyenin açtığı Kürtçe dil kursları da aynı şekilde beklenen ilgiyi hiç görmedi.

İşte Öcalan’a rağmen bölücü çevrelerin Kürtçe anadilde zorunlu eğitimde ısrar etmelerinin gerçek ve tek nedeni, Türkiye Cumhuriyeti içinde devlet eliyle güya bağımsız veya federe Kürt Cumhuriyeti için “bir ulus devlet, ortak bir ulusal kimlik ve millet yaratmak” gayretidir!