İstanbul 8. Asliye Ceza Mahkemesi 57 gündür tutuklu bulunan emekli Albay Orkun Özeller’in ilk duruşmada “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme” suçundan beraatına; “kamu görevlisine görevinden dolayı sesli, yazılı veya görüntülü bir ileti ile alenen hakaret” suçundan ise cezalandırılmasına hükmederek hükmün açıklanmasını geri bıraktı.

Orkun Özeller tutuklandıktan sonra önce Ordu Cezaevi’ne ardından da Silivri Cezaevi’ne sevk edilmişti.

Özeller tahliyenin ardından cezaevi günlerini Yeniçağ’a anlattı.

‘HİSLERİMİZE TERCÜMAN OLDUN’

Ordu Cezaevi’nde kaldığı sürede mahkumların kendisine “Hislerime tercüman oldun” diye mesajlar gönderdiğini belirten Özeller şunları anlattı:

“Önceleri hiç tanımasam da dua ederken hastaya borçluya dertliye dua ederdim ama hiç cezaevlerinde mahkûm olanlara dua ettiğimi hatırlamıyorum. Evet, bugün cezaevlerinde haksız yere bulunanlar olduğunu biliyorum, işlediği suçtan pişmanlık duymuş ıslah olmuş cezanın süresini doldurması için sabıra ihtiyacı olanları biliyorum. Her gün onlar için dua ediyordum. Bundan sonra da dualarımda yer alacak. Cezaevinde özellikle Ordu’da kaldığım süreçte tutuklu ya da mahkûm olanların da iyi insanlar olabileceğini öğrendim. Ülkemize faydalı bireyler olabilmelerini arzu ettim.

Ordu Cezaevi’ndeki insanlar infaz memurundan mahkûmuna kadar neredeyse tamamı bana büyük bir saygı duyuyordu. Diğer koğuşlardan haber gönderiliyor ve ‘İçimizdekileri söyledin hislerimize tercüman oldun’ diyorlardı. Buradaki insanlar suç işlemiş olsalar da içlerindeki vatan sevgisi çok net görünüyordu. Ben bunlarla Kerkük’e kadar gider sonra adaları bile alırım diyordum.”

‘DIŞARIDA DURUM ÇOK DAHA ZOR’

Bir süre sonra Silivri Cezaevi’ne naklettiğini belirten Orkun Özeller cezaevinde her gün spor yaptığını söyleyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Silivri’de ortam daha farklıydı tek kişilik koğuşlarda kalıyor konuşmak için sizi ziyaret edecek bir avukat yolu gözlüyorsunuz. Allah’a çok şükür neredeyse her gün birileri geldi. Hepsini kaydettim bugünlerde beni yalnız bırakmayanlara çıkınca teşekkür etmem gerekiyordu.

Her gün spor yapabildim. Her ne kadar bazen şeytan ‘Boş ver bugün yapma yağmur var hava soğuk dese’ de. Asla boyun eğmedim ve sporumu yaptım.

Gün işinde 4-5 farklı kitap okumak hoşuma gidiyordu. Daha önceki yıllarda özellikle sıkıyönetim zamanında cezaevine girmiş sağcının da solcunun da yazdığı kitaplarını okudum. Günümüze ait cezaevi anılarına ait bir kitap da okudum.

Gerek sıkıyönetim gerekse kumpas davaları dönemimde cezaevlerinde durum bugünle mukayese edilemeyecek düzeyde kötü olduğu için halime şükretmesini bildim.

Televizyon ve gazete ile gündemi takip ettim. Hayat pahalı, insanlar geçinemiyor, depremler, yangınlar, sel oluyor. Cezaevi hiç birinden etkilenmiyor. Dışarıda durumun çok daha zor olduğunu görüyorum. Ülkenin iyi yönetilmediğini bir kez daha iyi anlıyorum

Burası benim için bir cezaevi değil çünkü bir suç işlemedim ki cezasını çekeyim. Burası benim için mapus. Sevdiklerimden ayrı bırakıldığım bu hayat devam ederken dışarıdaki gelişmeleri gördükçe daha da bileylendiğimi fark ettim. Törpülensin diye geldiğim yerde bileyleniyordum.”

İNFAZ MEMURLARI SON GECE NE DEDİ?

Orkun Özeller cezaevindeki son gününde ise infaz koruma memurlarının kendisine ilk duruşmada tahliye olma ihtimallerinin az olduğunu söylediklerini kaydederek sözlerini şöyle tamamladı:

“Duruşmaya hazırlık yapıyordum. Aslında hangi hukukçu ile görüşsem ‘senin dosyanda bir şey yok ki’ diyordu. Demek ki ‘Hiçbir şey yoksa bile bir şey varmış’ diyerek gülüyordum.

‘Acaba tahliye olacak mıyım?’

Kafam karma karmaşık bazen ‘olurum’ diyordum. Bazen karamsarlık çöküyordu.

Son gece infaz memurları şöyle dedi:

‘Sizin çıkmanızı istiyor olsak da ilk celsede çıkan olmuyor.’

Ben de ‘Hukuken de milletin vicdanında da Allahın huzurunda da suçsuz olduğuma inanıyorum ve Türk hukukuna güveniyorum’ dedim. Sonra düşündüm ‘neden buradayım neden bu kafes gibi odada yaşıyorum’ diye kendime sordum. İşte vatanını sevmek böyle bir şey olsa gerek. Eşini ananı babanı evlatlarını bir kenara atarak vatan için bir şeyler yapabilmekmiş vatanı sevmek. Bu duygularımı son sözlerim olarak mahkeme heyetine de aktardım.

‘Hukukun üstünlüğüne olan inancımızı kaybedersek her şeyimizi kaybetmiş’ oluruz diyerek umutlarımı hep diri tuttum. Mücadele etmekten hiç vazgeçmedim. Umudunu kaybetmeden mücadeleden vazgeçmeyen tüm vatanseverlere selam olsun.”