Orman kanunu

A+A-
Ahmet SEVGİ

İlk çağlarda insanlar dağlarda, ormanlarda yaşar, kanun ve nizam olmadığı için de "Büyük balık küçük balığı yer" misali güçlüler zayıfları ezerdi. Böyle durumlar "orman kanunu" tabiriyle ifade edilir ki "Kanunun değil, kuvvet ve zorbalığın hâkim olduğu düzen" demektir.

Başkalarını bir kenara bırakarak biz kendi tarihimize bakalım. Söz gelimi en eski destanlarımızdan biri olan "Oğuz Kağan Destanı"nı (M.Ö. II. asır) ele alalım.

"Tip Tahlilleri" (İst. 1985) adlı eserinde Mehmet Kaplan'ın tafsilatlı olarak anlattığı üzere, Türk tarihini incelediğimizde birtakım "tip"lerle karşılaşıyoruz ki bunların başında "Alp tipi" gelir. Alp tipi, Oğuz Kağan'ın başta bulunduğu o günkü Türk toplum yapısının özelliklerini yansıtır.

"Oğuz Kağan Destanı"na göre, Oğuz'un ayakları öküz ayağı gibi, beli kurt beli gibi, göğsü ayı göğsü gibi idi.

Oğuz, at sürülerini ve insanları yiyen gergedanı öldürerek gücünü ispat ettikten sonra "kağan" olur ve etrafa şu fermanı gönderir:

"Ben Uygurların kağanıyım ve yeryüzünün dört köşesinin kağanı olsam gerektir. Sizden itaat dilerim. Kim benim emirlerime baş eğerse, hediyelerini kabul ederek onu dost edinirim. Kim baş eğmezse gazaba gelirim, düşman sayarak ona karşı asker çıkarır ve derhal baskın yapıp onu astırır ve yok ettiririm."

Görüldüğü gibi "Alp tipi"nin temsil ettiği toplumda esas olan maddî güçtür. Dağlarda, ormanlarda göçebe hayatı süren bu toplumun "vahşî doğa"dan etkilenmemiş olması düşünülemez. Öyle ya, aslan ceylanı parçalıyor, kurt kuzuyu kapıyor, tilki tavuğu yiyor, kedi serçeyi yakalıyor. Yani tabiatta gücü gücü yetene saldırıyor. Üzüm üzüme baka baka kararırmış. Bu insanlar da "hak güçlünündür" derken şüphesiz hayvanlar âleminden etkileniyorlardı.

İnsanlık tarihiyle beraber Türk tarihi de nehirler misali değişerek ve gelişerek akmış. Oğuz Kağan, tahtını oğullarına bırakırken onlara "ok gibi hızlı, boğa gibi güçlü olun" der. Yüzyıllar sonra Osman Gazi ise oğlu Orhan Gazi'ye "Adl ile bu âlemi âbâd kıl" diye vasiyette bulunur. Aynı tarihlerde kalem erbabı da halkı "taş olma toprak ol, diken olma gül ol" diye uyarıyordu. Çünkü artık akıncılıktan ekinciliğe geçmiş; dağlardan, ormanlardan yavaş yavaş ovalara inmeye başlamıştık.

İnsanlar yerleşik hayata geçtikçe medenileşiyor, medenileştikçe de hak-hukuk talepleri artıyor. Diğer bir ifade ile medenî insan savaş değil barış, yıkım değil yapım istiyor. Bunun yolu da insanların aklını kullanarak çağın ihtiyaçlarına cevap verecek, hak ve özgürlükleri garanti altına alacak medenî kanunlar çıkarmalarından geçiyordu. Tanzimat sonrasında Şinâsî (ö. 1871) bu gerçeği şöyle dile getirmiştir:

"Kavî zaîfi eder kahr u cebr ile teshîr//Bu cebri men için akl-ı beşer kodu kanun//Ki ettiler ana hükmünce adl ü hak tâbir."

Tanzimat (1839), I. Meşrutiyet (1876), II. Meşrutiyet (1908) ve Cumhuriyet… Bütün bunlar daha medenî, daha yaşanılabilir bir ülkeye kavuşmak, güçlünün zayıfı ezmesini önleyebilmek amacıyla atılmış adımlardır. Heyhat ki insan haklarının ötesinde, hayvan haklarının konuşulduğu günümüzde hâlâ "orman kanunu"ndan medet uman insanlar var. Esasen sözün bittiği yer de burası…

***

ACZİMİN GİRYESİ:

AĞAÇ ve BALTA

Ağacı kesen baltanın bak yine ağaçtandır sapı,

Hırsızı dışarıda arama, içe açılır kapı.

                                               (Li-müellifihî)

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır ©
Yeni Çağ Gazetesi

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel: (0212) 452 40 40
Faks: (0212) 452 40 58