"Paşa, Paşa.. Devleti kurtarabilirsin!"

A+A-
Hulki CEVİZOĞLU

Tam 101 yıl önceydi.

*

Mustafa Kemal, Samsun'a hareket etmeden önce, veda ziyaretlerinde bulundu. Yeni Genelkurmay Başkanı Cevdet Paşa, eski başkan Fevzi Paşa, bakanlar (nazırlar) ve Padişah Vahidettin ile görüştü. Görüşmeler sürerken, Bandırma Vapuru'nda son hazırlıklar yapılıyordu.

*

Mustafa Kemal görüşmeler öncesi Milli Savunma Bakanını (Harbiye Nazırını), İçişleri Bakanını (Dahiliye Nazırını) ve Başbakanı (Sadrazamı) aramış, hiçbirini makamında bulamamıştı. Hepsi "toplantıda"(!) olduğunu söylemişti.  Mustafa Kemal bunun üzerine, randevusuz biçimde Babıâli'ye gitti.

*

Şehrin durumu çok hüzün vericiydi. İşgal kuvvetlerinin donanmaları limanı "çelik ormanı" gibi sarmıştı. Köhne bir motorla Haydarpaşa'dan İstanbul'a geçerken bir süre dalgın ve nemli gözlerle, heybetli düşman zırhlılarını seyretmiş, sonra yaverine (Cevat Abbas Gürer'e) dönüp:

"Geldikleri gibi gideceklerdir !" demişti.

*

"İstanbul sokakları, düşman askerleri ile dolu. Boğaziçi, toplarını sağa-sola çeviren düşman zırhlıları ile örtülü. Denizin mavi suları görünmüyor âdeta. Birçok duygulu İstanbullu, ancak ekmek ve yiyecek almak için evlerinden çıkıyorlar. Yolda hakarete uğramamak için ezilip, büzülerek yürüyorlar.. Koskoca İstanbul, yüzbinlerce insanı ile, sesi kısılmış bir halde..."

Bu söz üzerine "derin elem ve ümitsizliğini derhal unutan" yaveri Cevat Abbas Gürer,

"Size nasip olacak, siz bunları kovacaksınız Paşam" dedi.

*

Başbakanlık özel kaleminde beklemeye alınan Çanakkale Kahramanının geldiğini duyan diğer bakanlar da (nazırlar), salona üşüştüler.

Kötü haberi Mehmet Ali Bey verdi:

"Allah, Allah!.. Ne küstahlık? Duydunuz mu efendim, Yunanlılar İzmir'e çıkıyor!.."

Donanma Bakanı (Bahriye Nazırı) başını sallayarak, işgal haberini onayladı.

Mustafa Kemal ise, onların şaşkınlıklarına katılmış göründü:

"Ya.. Bu da mı oldu?"

İçinden başka düşünceler geçiyordu.

Bunların olacağını çok söyledim ama, kimseye anlatamadım!.

*

Daha sonra, yakınlarına bu durumu şöyle anlatacaktı:

"Nazırların telâşı karşısında ağlamak mı, gülmek mi lâzımdı? Kendimi tutuyordum. Fakat bu emrivaki karşısında ben, 'Allah, Allah' demekten başka bir şey düşünemeyen bu nazırlara ibretle bakıyordum."

Mustafa Kemal sakinliğini bozmamaya özen göstererek,

"Ne yapmayı düşünüyorsunuz?" diye sordu.

"Protesto edeceğiz!"

"Bu lâzımdır, doğrudur. Ancak böyle bir protesto ile Yunanlılar'ın İzmir'den geri çekileceğine ya da İngilizler'in onları geri çekeceğine ihtimal veriyor musunuz?"

Çaresizlik içinde Mustafa Kemal'in yüzüne baktılar:

*

"Fakat başka ne yapabiliriz?.."

"Belki de daha kesin önlemler düşünülebilir."

"Meselâ ne gibi?"

Yunan işgalini şaşkınlık içinde heyete duyuran Mehmet Ali Bey, söze girdi. "Düşmanın merhametine" sığınmaktan yanaydı:

"Öyle hareketlere kalkarsak bize ne yaparlar, bilir misiniz?"

*

Samsun'a gitmeye hazırlanan Kemal Paşa dışında herkes perişanlık içindeydi, daha uzun konuşmanın kimseye yararı olmayacaktı. Ne Damat Ferit Paşa Hükümeti'nin, ne de Mustafa Kemal'in düşünceleri değişmeyecekti.

Vahidettin ile Atatürk'ün görüşmesi

Mustafa Kemal, son ziyaretini Padişah Vahidettin'e yaptı. Yıldız Sarayı'nın ufak bir salonunda Padişah'la adeta diz dize denecek kadar yakın oturdular.

Vahidettin'in sağında, dirseğini dayadığı bir masa ve üstünde de bir tarih kitabı vardı. Oturdukları yerden, başlarını hafifçe sağa çevirdiklerinde, Boğaz'da demirlemiş ve toplarını Yıldız Sarayı'na doğrultmuş, birbirine paralel düşman zırhlılarını görüyorlardı!..

*

Padişah, Mustafa Kemal'in hiç unutamayacağı şu sözlerle konuşmaya başladı:

"Paşa, Paşa.. Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin."

Vahidettin, masanın üzerindeki tarih kitabına elini basmıştı:

"Bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir. Tarihe geçmiştir.. Bunları unutun. Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden önemli olabilir."

Bir ümit kırıntısıyla tarihi sözünü söyledi:

"Paşa, Paşa... Devleti kurtarabilirsin!"

Mustafa Kemal hayretini gizleyemedi... Acaba Vahidettin benimle samimi mi konuşuyor?

*

Padişah'ın, Mustafa Kemal'in Şişli'deki evinde, ordu komutanları ve askerî yetkililerle yaptığı "gizli toplantılardan" ve niyetinden haberi mi vardı?.. Samsun'a çıktıktan sonra, işgâle karşı başlatacağı silahlı direnişi mi öğrenmişti?..

İşgalcileri iknâ etmek için her yolu deneyen Vahidettin, Mustafa Kemal'in deyimi ile, "Yüzüncü derecedeki insanlarla" temastaydı. "Paşa, Paşa, devleti kurtarabilirsin!" derken, artık padişahlığını kurtarmaktan vazgeçmiş, yaptıklarından pişman mı olmuştu?.. Aldatıldığını mı anlamıştı?..

*

Çünkü, Mustafa Kemal'in herkesin bildiği "resmî görevi", Samsun ve çevresindeki azınlıkların ve özellikle Rumlar'ın, İtilâf Devletleri temsilcilerine yaptığı şikâyetleri incelemek ve onları rahat ettirmek için gerekli önlemleri almaktı. Yani, herkes Mustafa Kemal'e, "işgalcilere yardımcı olacak bir görev" verildiğini düşünüyordu. Müfettişlik görevinin özü buydu!.. Padişah, silahlı direnişe kesinlikle karşıydı..

Şaşkınlık tedirginliğe dönüşmüştü

Mustafa Kemal'in şaşkınlığı tedirginliğe dönüşmüştü. İki uç düşünce arasında bocalayan Mustafa Kemal, "bahislere girişmeyi tehlikeli buldu." Daha sonraki gelişmeler Padişah'ın bu sözlerle neyi kastettiğini çok net biçimde gösterecekti. Mustafa Kemal, basit yanıtlar vererek, karârı sonraya bıraktı:

"Hakkımdaki teveccüh ve güvene arzı teşekkür ederim. Elimden gelen hizmette kusur etmeyeceğime emniyet buyurunuz."

"Eminim."

"Merak buyurmayın efendimiz. Noktai nazarı şâhanenizi (yüksek görüşünüzü) anladım. İrade-i seniyeniz (ferman, padişah emri) olursa, hemen hareket edeceğim ve bana emir buyurduklarınızı bir an unutmayacağım."

"Muvaffak ol!"

*

Padişah'ın huzurundan çıkan Mustafa Kemal, Vahidettin'in "noktai nazarı şâhanesinin" ne olduğunu çözmüştü. Daha sonra bir yakınına bunu şöyle anlatacaktı:

"Padişah demek istiyordu ki, hiçbir kuvvetimiz yoktur. Tek dayanağımız, İstanbul'a hâkim olanların siyâsetine uymaktır. Benim memuriyetim, onların şikâyet ettikleri meseleleri halletmektir. Eğer onları memnun edebilirsem ve bu siyâsete karşı gelen Türkler'i takip edersem, Padişahın arzularını yerine getirmiş olacaktım."

*

Adım adım işgal edilen Türkiye'nin hükümdârı, "devleti kurtarmak" olarak, "işgale direnmemeyi, işgalcilere hizmet etmeyi ve vatanı kurtarmak için silahlı direniş başlatacak Türkler'i engellemeyi" anlıyordu.

"Paşa, Paşa.. Devleti kurtarabilirsin" sözünün anlamı buydu.

Padişaha göre, Mustafa Kemal bunları yaparsa "muvaffak olacaktı!.."

*

Kurtuluşun, İstiklalin 101. Yılı kutlu olsun.

NOT: Gazete köşe yazılarında kaynak yayınlama uygulaması ne yazık ki yok. Bu yazdıklarımın her satırının kaynağı "İşgal ve Direniş" adlı kitabımda mevcuttur.

 

dfs-004-001-011-001-001-001-002.jpg

 

  • Yorumlar 4
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları