Rejim otoriterleşiyor mu?

A+A-
Ahmet GÜRSOY

Kim ne derse desin soğan (ekonomi) göz yaşartır. Nitekim yaşarttı ve en önemli seçim saydıkları İstanbul seçimini de kaybettiler. Ancak İstanbul'da kayıp etme hazımsızlığı yaşandığı da bir gerçek.

Hâlbuki ilke bellidir: "Seçimle gelen seçimle gider."

Burada en temel sorun güçlü bir iktidarın ilk defa yenilmesi ve bunun hazımsızlığını dışa vurmasıdır.

İstanbul'u bir türlü elden çıkarmak istememe arzusu, ilerde gerçekleşmesi beklenen çok daha büyük seçim kayıplarının Türkiye'yi nasıl bir sürece sokacağının endişelerini de beraberinde getiriyor.

En büyük soru şu: İstanbul'u vermek istemeyen bir iktidar, bizzat kendisi yenildiğinde ne yapacak?

Her ne kadar "biz hukuki yolları tamamlıyoruz" deseler de asıl meselenin hukuki yollar olmadığını herkes biliyor.

Nitekim AKP Genel Başkanı sıfatıyla Sayın Erdoğan çok talihsiz bir cümle kurarak sözünü ettiğimiz endişeyi daha da belirginleştirdi. Rusya ziyareti öncesinde "13-14 bin oyla kimsenin kazandım deme hakkı yok" cümlesi aslında bir sistem sorununa işaret ediyor.

Bu cümlenin arkası önü doldurulduğunda ortaya hukuk devleti yerine başka bir şey çıkmaz mı?

Buyurun siz söyleyin, çıkmaz mı?

Çıkar..

Nitekim pek çok kimse sormadan edemiyor. "İstanbul'u kazanmak için kaç oy fark olması lazım" diye.

Elbette Cumhuriyet ve demokrasinin ötekilerden farkı tam da burada.

"Halkın kendi kaderini yine kendisinin belirlemesi" veya "kendini yine kendisinin yönetmesi."

Kısacası demokrasi halk rejimidir.

Tek kişinin buyurgan yönetimi değildir.

Seçmen, en düşük statülü yurttaştan en yüksek yetkiye sahip yurttaşlara kadar "seçme (oy verme)" yetkisinde eşittir.

Denetim hukuka verilmiştir ve hukuk bunu millet adına yapacaktır.

Bu sebeple YSK, millet adına karar verme organıdır. Çoğunluğun iradesini de azlığın iradesini de o koruyacaktır.

Haliyle seçimlerde en önemli şey, seçim güvenliğidir.

YSK kendisine verilen bu yetkiyi iktidarlardan değil, milletten aldığına göre, hakemlik konusunda güveni sarsmaktan kaçınmak zorundadır.

Şurası unutulmamalı, devlet kurumları varlık bilincinde olmayıp, iktidar gücü karşısında eğildiklerinde, sadece kendileri kayıp etmez, devletin bizzat kendisi de kayıp eder.

                Devlet kayıp ettiğinde millet de kayıp etmiş olur. 

YSK'nın yakın tarih içinde bazı uygulamaları tartışma konusu haline geldiyse bu hukuk-siyaset ilişkisinde, kurumun taviz veren pozisyonda görülmesindendir. Bu görüntünün bertaraf edilmesi yine YSK'nın elindedir. Kurumun yönetimi, siyaset karşısında eğildiğinde sadece yönetim eğilmiş olmuyor, hukuk da pozisyon alamamış ve eğilmiş oluyor. Böyle bir ülkede kimse hukukun üstünlüğünden söz edemez. Çünkü siyaset karşısında eğildiği için üstünlük, hukuktan siyasete geçmiş demektir ki böyle bir siyasal sistem ve onun iktidarı ister istemez otoriter olacaktır.

Bu durumda YSK, siyasal iktidara taviz vermemelidir. Aksi halde gittikçe otoriterleşen ve içe kapanan bir Türkiye ile karşı karşıya kalırız.

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır ©
Yeni Çağ Gazetesi

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel: (0212) 452 40 40
Faks: (0212) 452 40 58