
Âşık Edebiyatı Gelenekleri İçinde Tokatlı Âşıkların Yeri ve Önemi yazılarımın üçüncüsünde, rüya motifine değineceğim.
Türk kültüründe rüya motifinin izleri çok eskilere kadar gider. Çeşitli efsane ve destanlarda rüya motifine sık sık rastlanmaktadır. Âşıklar âşıklığa başlamayı ya da yetişip usta âşık olmayı geleneksel bir unsur olarak gördükleri iki önemli yol olan usta yanında yetişme ya da rüyada bade içerek badeli âşık olmaya bağlarlar.
Âşık edebiyatı geleneklerinden Bade İçme olgusu Tokatlı âşıklarda görülen önemli hususlardandır. Badeli âşıklar dan Tokatlı Nuri, Zileli Ceyhunî, Aydın Ali, Kul Aşur ve kadın âşıklardan Nevruz Bacı sadece birkaçıdır.
Bade halkbiliminde rakı, şarap gibi alkollü içki anlamına gelmez. Şerbet, su gibi içilecek bir mai olduğu gibi elma, nar, ekmek, üzüm gibi herhangi bir yiyecek de olur. Hatta ele verilen bir saz da bade olmaktadır. Bade içme görülen rüya sonucu manevi bir deyişmeye uğramadır. İnanışa göre âşık olmak için ya usta yanında yetişmek ya da mutlaka “pîr” elinden bade içmek gerekir. Âşık edebiyatında rüya; kişinin âşıklık özellikleri kazanmasında önemli etkendir.
Rüya genellikle çocukluk ve gençlik çağında görülür. Badeli âşıklardan Ferrahî 12 yaşında, Musa Merdanoğlu 13 yaşında, Hıfzî 18 yaşında, Pervanî 19 yaşında, Müdamî 14 yaşında, Feymanî 23 yaşında rüya görüp bade içmiştir. 40 yaşının üstünde bade içenlerin sayısı oldukça azdır.
Âşıklar rüya görmeden önce onları bu olaya hazırlayan bazı nedenler vardır. Çıraklık, çevre, saz-söz, maneviyat, sıkıntı ve ani deprasyon gibi nedenlerden sonra rüya görülmekte, bade içilmektedir.
Bade bir pîr, üçler, beşler, yediler, kırklar ve Hz. Ali, Hacı Bektaş Veli gibi bir din ulusu tarafından içirilir.
- Rüya Motifinin Aşamaları
Rüya motifini Umay Günay; I. Hazırlık Devresi, II. Rüya, III. Uyanış olarak belirlemektedir.
- Bade Türleri
Badeli âşıklar daha çok şehir ve cemiyet hayatına uzak kalanlar arasında görülür. Bunlara göre bade Er dolusu ve Pîr dolusu olmak üzere iki türlüdür:
- Er Dolusu: Er dolusu içen âşıklar kahraman, yiğit ve gözüpek kişi olurlar. Sevdiği için ölümle göğüs göğüse gelir. Maceraları kahramanlıklarla doludur. Köroğlu, Dadaloğlu böyle er dolusu içmiş âşıklardandır.
- Pîr Dolusu: Pîr dolusu içen âşıklarsa cefalar çeker, sevdalara düşer, sevgilisinin arkasından yanar tutuşur. Bunlar kahraman değildir, vefakâr ve fedakâr âşıklardır. Ercişli Emrah, Âşık Kerem, Âşık Sümmanî, Âşık Şenlik bunlardandır.
- İçilen Badeler
Tokat/Zile’nin önemli âşıklarında Sefil Edna bir şiirinde geçen:
Yatarken üstüme geldi erenler
Yatan ne yatarsın uyan dediler
Elinde badesi pirim karşımda
Al şu badeyi de ihsan dediler
biçimindeki deyişi ile badeli âşıklardan olduğunu dile getirmiştir.
Badeli âşıklardan Tokatlı âşık Püryanî mahlasını rüyasında bade içerken aldığını:
Gece bade ile gördüm rüyanı
Zikrederdim gece gündüz mevlamı
O zaman rüyada pirimiz dedi
Sizin isminiz de Âşık Püryanî
biçiminde dile getirmiş, Zileli Âşık Ali Kurt da:
Ben Hakk’ı ararken kendimde buldum
Kudretten bir dolu içtim erenler
dizeleri ile badeli aşıklar kervanında olduğunu ifşa etmiştir.
Aşk badesi her zaman bir çeşit mai (içecek) olmayıp çeşitli yiyecekler, yutulan bir şey, eline verilecek bir saz, okutulan bir âyet vb. de olabilmektedir. Çok iyi saz çalan Zileli Âşık Eminî, rüyasında bir pîrin verdiği ekmeği yiyerek nasiplendiğini ve badeli âşık olduğunu söylemiştir.
Tokat/Zile’de demircilik yapan babasının yanında 12-13 yaşlarında çırak olarak çalışırken dükkâna gelen ak sakallı yaşlı bir ihtiyar Hacı Sadık’a bir dolu bade vermiş. Bunu içen Hacı Sadık bayılmış, kendine geldiğinde doğaçlama şiirler söylemeye başlamış ve dükkandan ayrılıp kendini saza, söze, muhabbet meclislerine kaptırmıştır.
Zileli Âşık Kul Aşur, badeli âşıklardan olduğunu kendisi: “Aziz Baba adında bir pirin dergahını ziyaret ettim. Rüyamda, Aziz Baba bana sazını uzattı ‘Çal evladım çal ve oku’ dedi.Uyandığım zaman kendimi çok hafif hissettim. İşte o günden bu yana sazımla baş başa kaldım. Çaldım söyledim.” biçiminde açıklamaktadır.
Tokat’ın önemli âşıklarından Selmanî badeli âşık olduğunu:
Selmanî der ustam verdi ilimi
Bana destur deyip açtı dilimi
biçiminde dile getirmiştir.
Tokatlı Âşık Nevruz Bacı ise:
“Ben de hayran oldum senin halına
Rüyamda bir saz verdiler elime
Saz ile oturdum tren yoluna
Tren durur aşkın treni durmaz”
deyişinde badesinin eline verilen bir saz olduğunu işaret etmiştir.
- Askı Geleneği (Muamma)
XVI. yüzyılda Klasik Türk Şairleri arasında çok büyük bir ilgi uyandıran Muamma ve Lügaz daha sonraları âşıklar tarafından da benimsenmiş, ustalık ve becerilerinin bir işareti olarak kullanılmaya başlanmış ve zaman içinde gelenek halini almıştır. Klasik Türk şiirindeki muamma ve lügazlarla halk şiirindeki askı (muamma) birbirinden çok ayrı uygulamalardır.
Arapça’da bilmece yani Klasik Türk Şiiri’ndeki lügaz herhangi bir şeyi gizleyen şiirdir. Halk Şiiri’ndeki muamma ise bir kimsenin ya da varlığın sadece adını gizleyen şiir demektir.
Lügazın muammadan ayrılan yanı çözüm arayacak açıklamayı içinde bulundurmasıdır. Lügazda belirtilmek istenen nesne tasvir edilerek açıklanır.
Âşık Edebiyatı’nda muammanın özel bir önemi vardır. Âşıklarca muamma düzenlemek, ya da bir muammayı çözmek zekâ ve bilgi ister. irticalen şiir söyleyen, karşılaştığı âşıkla atışma yapmak gibi üstün bir kişiliğe sahip âşık için muamma asmak, muamma indirmek, sadece bir hüner değil ustalık belgesi gibidir.
Muamma söyleyen, askı asan, iyi muamma çözen Tokatlı âşıklar da bulunmaktadır.
Ver âşık cevap haydi sualime
Elif lâmla elif dal neden oldu
On sekiz bin âlem Hak cemalinde
Hak ile hak olan kul neden oldu
diyen Zileli İsmail sadece biridir.
VII. Dedim - Dedi tarzı söyleyiş
Halk şiirinde yaygın olarak kullanılan bir biçim olup koşma ve semaîlerdeki âşık ve sevgilinin (Dedim - Dedi ifadesine bağlı) karşılıklı söyleşmeleridir.
İlk örneklerine Divanü Lügati’t Türk’te:
Aydım ona sevük
Bezni taba ne elük
Keçting yazı kerik
Kırlar edhiz dedik
Aydı sening udhı
Emgen telim udhı
Yumşar katığ ödhü
Könglüm sanga yüğrük
biçiminde her dörtlüğün ilk dizesinde aydım(dedim), aydı(dedi) biçiminde rastladığımız bu biçimin Anadolu Türk edebiyatındaki ilk örneğiyse Divan Edebiyatı’nda Kadı Burhaneddin’in;
Didüm ki dilün didi ne şirin söyler
Didüm ki dilün didi ne narin söyler
Didüm ki canım cümle fedadır saçuna
Didi ki bu miskin hele varın ne söyler
biçimindeki bir rübaisinde görülmektedir.
Dedim kalem nedir dedi kaşımdır
Dedim inci nedir dedi dişimdir
Dedim onbeş nedir dedi yaşımdır
Dedim onaltıdır dedi ki yok yok
biçiminde söylenen ve Tokatlı Âşıkların yol büyüğü Erzurumlu Emrah’tan alınan bir türkü olarak bilinen Dedim - Dedi’li bu şiirin Emrah’tan başka Âşık Hasan, Kul Nesimî, Ercişli Emrah ve Âşık Ömer’de oluşu hatta günümüzde Ferrahi, Arapgirli Fehmi Gür gibi âşıklarda ustaca söylenmiş oluşu geleneğin canlılığını koruduğunun işaretidir.