Sadece su yönetimi değil Türkiye'nin yönetimi devrediliyor?

A+A-
Arslan BULUT

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani'nin katılımıyla iki ülke arasında imzalanan anlaşmalar arasında "Su Yönetimi Alanında İşbirliği Mutabakat Zaptı" da var.

Anadolu Ajansı haberinde "İş birliği kapsamında, su temini ve enerji verimliliğinin artırılması adına iletim ve dağıtım ağlarında kullanılan malzemeler ve bunların bakımına yönelik yaklaşımlar yönetilecek. Anlaşma çerçevesinde, su kaynakları ile bu kaynakların gıda güvenliği ile ilişkilerinin, yer altı suyu sisteminin, doğal ve yapay beslenmenin yönetilmesi ile iklim değişikliğinin su kaynakları üzerine etkileri konularında deneyim paylaşımı gerçekleştirilecek, proje bazlı iş birliği yapılacak." bilgileri veriliyor.

Katar, küçük bir Körfez ülkesidir. Patası olsa bile, Türkiye'nin su kaynaklarını yönetmek için çapı yetmez. Öyleyse bu anlaşma nedir.

CHP Adana Milletvekili Ayhan Barut, Meclis'e bir soru önergesi sundu ve "Su kaynakları yönetiminin bu anlaşmayla tamamen Katar'a devredildiği doğru mudur, eğer doğruysa kamuoyunun beklentisi doğrultusunda söz konusu anlaşmayı iptal edecek misiniz?" diye sordu.

***

Türkiye'deki su kaynaklarına ulaşmak, kurulduğu günden beri İsrail'in hedefidir.

Birçok yazımda hatırlattığım gibi İstanbul'da 1991 yılında yapılan, Sosyalist Enternasyonal toplantısında dönemin İsrail Dışişleri Bakanı Şimon Perez, 21'inci yüzyılın su savaşları ile başlayabileceğini söylemiş ve çözüm olarak da "Orta Doğu Güvenlik ve İşbirliği Konferansı" toplanmasını, hatta Türkiye'nin önderliğinde bir "Orta Doğu Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı" kurulmasını önermişti... Toplantıyı ben de takip etmiştim..

Benzer bir öneri, "Doğu Akdeniz Birliği" başlığı altında, MHP'nin 2002 seçim bildirgesinde de vardı.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 2009 yılı Ağustos ayında, Irak, Suriye gezisine çıkmadan önce "İki ülke arasında güçlü bir stratejik iş birliğinin ortaya çıkması, ortak bölge olan Mezopotamya Havzası ve Orta Doğu'yu refah ve istikrar alanı haline dönüştürecektir. Bu bizim vizyonumuzdur." demişti.

Eski Amerikan Büyükelçisi Pearson da "Erzurum'dan Bağdat'a kadar uzanan bölge tek bir ekonomik bölge olacak" demiş, ayrıca Barzani'nin İnternet sitesinde, "Bu bölge aynı zamanda tek bir siyasi bölge haline gelecek, TSK bu topraklardan çekilecektir" yorumu yayınlanmıştı.

Bu arada, avukatları aracılığı ile konuşan terör örgütünün başı Abdullah Öcalan, şu iddiada bulunmuştu:

"AKP benim yol haritamdan yararlanıyor. Ben yol haritamda Orta Doğu'daki demokratik çözümleri belirtirken Dicle-Fırat Havzası Demokratik Konfederalizmini önermiştim. Davutoğlu şimdi bunun görüşmelerini yapıyor Irak ve Suriye'yle."

***

Avrupa Birliği Komisyonu'nun 6 Ekim 2004 günü açıklanan Türkiye İlerleme Raporu'nda, Dicle ve Fırat havzalarındaki barajların ve sulama tesislerinin İsrail'in de dahil olduğu uluslararası bir konsorsiyum tarafından yönetilmesinden söz edilmişti.

AKP hükümetinin, İsrail ile imzalanan iki mutabakat metni 5 Ekim 2004 günü Resmi Gazete'de yayınlanmıştı.

Birincisinde, İsrail, GAP bölgesi ve Orta Anadolu'ya sulama tesisleri yatırımı için davet ediliyor, ikincisinde ise bu tesislerin uluslararası yönetime kavuşturulacağı belirtiliyordu!

Dönemin CHP İstanbul Milletvekili Gülay Yedekçi, "Sularımızın özelleştirilmek istenmesiyle emperyalist güçlere hizmet mi edilmektedir? Sularımızı özelleştirme kararını veren iktidar mıdır, dış mihraklar mıdır?" diye sormuştu.

***

Şimdi, Katar ile imzalanan anlaşmalar arasında, "su yönetiminde işbirliği" mutabakatı da olunca, bu bilgileri kısaca hatırlatayım dedim.

Ayrıca "Katar, bu alımları ve anlaşmaları İngiltere adına yapıyor" deniliyor ya…

Sadece su yönetimi değil Türkiye devrediliyor, Türkiye…

 

Yazarın Diğer Yazıları