Sahibini arayan şiir

A+A-
Servet AVCI

Şair, şiirine adını koymaktan çekinirse böyle olur işte!.. Farklı farklı isimler o 'sahipsiz şiir'in altına imza atar... Kimisi içeriğini bile anlamaz internette 'sevgiliye yazılmış aşk şiiri' forumlarında yayımlar...

Rahmetli Ünal Osmanağaoğlu'nun vefatından sonra kaleme aldığım "Kırmızı gülle ölümü hatırlayan bir yolcu ve yine o dil" başlıklı yazıda, söz konusu şiirden  "Kırmızı gül yârin dudağını hatırlatır on beşindeki gence/ Bizler on beşimizde hep ölümü hatırladık kırmızı denince" dizelerini iktibas etmiştim...

O kadar çok soran oldu ki,  "Bu şiir kimin?" diye... Çünkü internet arşivi tarandığında mahlaslarla da olsa şiirin altına imza atmış farklı kişiler vardı... Ancak 80'li yıllarda Bizim Ocak'ı takip eden sınırlı sayıda insan doğru mahlası hatırlayabilirdi...

Çok sorulduğuna göre, bugün burada açıklayalım artık... Gerçi 'Şair' bundan pek memnun olmayacak ya, olsun biz bir hakkı teslim edelim, doğru kayıt düşelim internet âlemine...

***

Şiirlerin sahibi istemezdi isminin konulmasını... O yüzden dergi yöneticisi arkadaşlardan birisi 'Ömer Haluk' diye imza atmıştı... Öyle de kaldı... Toplam on civarında şiir bu isimle arşivde yer aldı... O yıllarda dergi aynı zamanda 'teşkilât'tı... 12 Eylül'ün yasakları yüzünden ancak bu yöntemle teşkilâtlanılabilmişti...

Kaçaklı, yetimli, mağdurlu, zor ve sıkıntılı yıllardı... Tıklanan kapılar hâlâ yüzlere kapanıyor, hareketi yeniden ayağa kaldırmak isteyen ve büyük çoğunluğu üniversitelilerden oluşan gençlere 'bitmiş bir dâvâyı diriltmeye çalışan bîçareler' gibi bakılıyordu...

Zor işti, bir yandan yaraları sarmak, bir yandan gelecek için ümit vermek, bir yandan da ekonomik sıkıntılar içinde yorgun Anadolu'yu teşkilâtlamak... Zaten Özal'ın deyimiyle büyük bir 'transformasyon' yaşanmış, insan ilişkilerinde paranın gücü egemen olmuş, insanları sizden olmaya zorlayacak sebepler neredeyse kalmamıştı...

***

İçinde hayal kırıklıkları, sorgulamalar, inançlar, isyanlar, ümitler, gururlar ve dirençler olan o günkü ruh hâlinden bir kesiti en iyi anlatan şiirlerden birisiydi... İsmi söylemeden önce 'Son hayaller'in tamamını yayımlayalım:

"Başucumda yağlı kement /ruhuma kelepçe geçmiş/ her devir bir kurban seçer ya hani/ bu devir de beni seçmiş...  Dünyaya son kez bakarken/ ellerimi semâya kaldırıp/ haykırmak istiyorum/ lâkin bağlı ellerim/ sesler düğümlenir boğazımda/ kanlı meydanlara akar hayallerim...

Hayallerim kan göllerine dalar/ bir yiğit görürüm ıslak kaldırımda/ ve ölümler, ölümler, ölümler/ Gözlerimin önüne kıpkızıl bir dünya serer... Kırmızı gül yârin dudağını hatırlatır on beşindeki gence/ Bizler hep ölümü hatırladık kırmızı denince...

Koştuk mu, koşturulduk mu/ bilmiyorum/ Ne yükler yüklendi çelimsiz omuzlarımıza/ Ama inandık asrın müjdecisi çocuklar olduğumuza/ Belki kırlarda çiçek toplayamadık/ Belki yârimiz olmadı çiçek verecek/ Ama ölümüne sevdalandık vallahi/ Vallahi solduk hasretin şiddetinden/ Çiçek çiçek...

Analarım babalarım/ Ah garip, yetim, sabiler/ Kaç akşamlar Allah'ım/ Kaç akşamlar yaşlı gözlerle/ Yolları gözlediler... Bir Eylül sabahı, bir ana kesit/ Bir düdük/ Haramiler bastı kervanımızı/ Kan göllerinde yüzdürüldük...

Şimdi kan gölünün ortasında/ beyefendiler oturur/ yüzü kapalı bir adam/ sandalyeme tekme vurur..."

eylul-servet.jpg

***

Bu şiire ismini koymadı... Tıpkı günümüzde çokça karşımıza çıkan ve içinde  "Şimdi onlar düşünsün hamle sırası bende/ Kaç kelle sığdırılır görsünler tek kemende"  dizelerinin de geçtiği diğer şiirlere ismini koymadığı gibi... Hiç sevemediği için böyle şeyleri, biliyorum sıkılacak bunu söylediğim için...

Yıllar sonra eskiyi tanımlarken şu ifadeyi kullanmıştım: Yeniden toparlanma yıllarında bir avuç insan vardı  ve ancak yokluğu paylaşabiliyorlardı.. Samimiyetin ve idealizmin hâkim olduğu bir dönemde, kendilerine ait üç gün sonrasının hesabını yapmaktan bile ar ediyorlardı...

Ne memuriyete girme dertleri vardı ne sigortalı iş düşünüyorlardı ne de dünyaya ait başka bir şey hesaplayabiliyorlardı... Dünyayı ocak, ocağı da dünya bellemişlerdi çünkü... Ocak, dergi yazıhanesi, okul ve evden ibaret hayattı onlarınki...

***

Mâlum ihraç, yine bunları hatırlattı ve yeniden paylaşma ihtiyacı doğurdu… Suat Ağabey, buraya yazılabilecek ama en çok da yazılmasını asla istemeyeceği o kadar çok şey yaptı ki insan ne diyeceğini bilemiyor…

Gerçek olan şu: Bu dizelerin sahibini ihraç ettiler!..

 

dfs-004-001-011.jpg

  • Yorumlar 12
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları