Şahlanış faiz!

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Diriliş Ertuğrul gibi düşünebilirsiniz…

Kuruluş Osman gibi de olabilir…

Yarın bir gün "Fethediş Mehmet" yapılsa; o da uyar…

Alelade bir ekonomik aktörken, sayelerinde bu nevi bir "kahraman"a dönüşmüş oldu "faiz" de… Dört başı mamur bir iktidar dizisi çekilse, çekilir yani, o derece.

***

2018'in "arifesinde" olduğumuz günlerden başlar anlatmaya senarist…

Sonra 2020 Ocak'ında "kapılarını açarız"

Derken…

"Kasım 18"i gösteren bir takvim yaprağı düşer ekrana; bingo!

Girdik işte "şahlanış" dönemine!

Ama, düne kadar "canavar" olan "faiz" sayesinde!!!

***

Aşk, nefret, entrika, aksiyon, dram, danışıklı dövüş; hepsinden var içinde bolca!

"Dünya 5'ten büyüktür"; yedi düvele karşı kelle koltukta, kılıç sallayanlar…

"Bunlar hep faiz lobisinin işi"; kara cübbeleri, kara başlıklarıyla, loş ışıklı "inlerinde" toplanan, gizli ajandalı, fitne fücur ajanları…

Darbe planları…

"Fedai"ler…

Söyledikleri doğrular beğenilmeyince kellesi giden bürokratlar…

Söyledikleri yanlışlar pek sevilen, uçuruma sürükleyici danışmanlar…

Ne yapsa yaranamayan küskün damatlar…

"Yüksek faize yatırımcımızı ezdirmememiz gerekiyor" diyen, bir çevreye göre iyi, bir çevreye göre kötü polisler…

Hemen ertesi gün "caart" diye yüksek faizi basan, bir çevreye göre kötü, bir çevreye göre iyi polisler…

Zengin kızlar, fakir oğlanlar…

Fakir kızlar, zengin oğlanlar…

Kendini yakanlar, açlar, açıkta kalanlar…

"Kul hakkı"yla harem kuranlar…

Dün "Faiz sebep, enflasyon sonuç" tezi karşısında, Allah'ın kelamıymış gibi susup da, bugün "Faiz arttırımı olması gerekendi" diye zil takıp oynamaya utanmayanlar; dalkavuklar, yağcılar, yancılar…

***

Öngöremediğim tek rol var;

"Madem eninde sonunda o faizi yükseltecektiniz, 120 milyar doları niye hiç ettiniz?" diye soracak ve gereğini de yapacak, vicdan ve cesarete sahip bir aksakallı olur, "beytülmal" hassasiyetine sahip şeyhülislam olur, kadı efendi olur; öyle bir "kahraman" çıkar mı acaba önümüzdeki bölümlerde "izleyici"nin karşısına?

SORU-YORUM

Ekonomist olmayan, ekonomiye zerre ilgi duymayan ve fakat iktidarımızın "faiz" konusundaki tutumuna "sağır sultan" kadar vakıf olan her fani gibi, dünkü "beklenen", "olması gereken" faiz arttırımı sonrası benim de naçizane merak ettiğim bir husus var:

"Faizi yükseltirsek dolar düşer" demekten dilinde tüy biten damadın günahı neydi ki?

Sağlıkta görünen köy

Hangi yaş grupları, hangi saatler dışında olmak üzere kısıtlanırsa daha doğru olur? Hangi günlerin hangi saatleri kapanıp, takip eden hangi saatlerde kabak çiçeği gibi açılmak en makulüdür? Açmış gibi yapıp da oyun yasağıyla zaten aylardır bir çay bile satamaz hale getirdiğiniz kıraathaneleri tümden kapatıp da, Devlet Opera ve Balesi sanatçılarını, etrafa baloncuk/tükürük saçmadan çalınma şansı olmayan nefesli çalgılar eşliğinde provaya zorlayınca mı daha kesin bir tedbir almış olunur? Neden her durumda ilk gözden çıkarılan "eğitim"dir? Bu işin "açlık" ile "aydınlık" arasında seçime zorlanmadan bulunabilecek bir hal yolu yok mudur?

Bunların hepsi tartışılabilir.

Bunların hepsini çılgınca savunanlar olduğu gibi asla kabul etmeyenler de çıkabilir.

Ve fakat, bu mücadelenin, doktoru, hasta bakıcısı, hemşiresi, idarecisi, hastanesi, ambulansı, şoförü, velhasıl bütün unsurlarıyla "sağlıkçılar" olmadan kazanılamayacağı konusunda, sanıyorum herkes hem fikirdir.

Birkaç gece önce, geç saatte, apar topar hastaneye gitmek durumunda kaldık; gitmemek için bütün şartları zorladıktan, hayli ayak diredikten sonra elbette.

Gözlemimi üzülerek aktarmak durumundayım; kaybediyoruz.

Etten, kemikten ve ne kadar profesyonel olurlarsa olsunlar, aynı zamanda anne, baba, evlat, eş velhasıl "insan" olduklarını unuttuğumuz sağlıkçılarımızı kaybediyoruz.

Dolayısıyla mücadeleyi de…

***

Bizim muayene ve tedavimiz koronanın belki de en az uğradığı varsayılan servislerden birinde, görece "güvenli" bir ortamda, son derecede ilgili, güler yüzlü, özenli şekilde yapıldı ama azıcık sohbet edince, bir dokun bin ah işit… Vakıf olmak mümkündü "yansıtmayaya" çalıştıkları bitkinlik ve endişeye.

Geçen yıl Nisan-Mayıs aylarında, aynı saatlerde, aynı kapıdan, aynı servise girişimiz sırasında her birimizin ateş ölçümü yapılırken, bu defa elimizi kolumuzu sallaya sallaya girip çıkabilmiş olmamız bile yaşanan yılgınlıkla ilgili basit ama net bir gösterge bence.

Neyi kapatırız, neyi açarız, bunu nasıl bir takvime yayarız bilmiyorum. Ama her ne yapacaksak; ekonomiden önce sağlık çalışanlarına "nefes aldırmayı" önceleyerek yapmak zorundayız bundan sonra.

Yoksa, hastane koridorlarında inleyerek "sıramızı(!)" bekleyeceğimiz "görünen köy"; hiç uzak değil, belirmeye başlamış bile ufukta!

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır ©
Yeni Çağ Gazetesi

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel: (0212) 452 40 40
Faks: (0212) 452 40 58