​​​​​​​Sahra hastaneleri için neyi bekliyoruz?

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Covid-19 tanısı konulmuş 90 bine yakın hastanın, neredeyse 70 bininin tedavisinin tamamlanarak taburcu edildiği Çin'in -görece- "başarısı(!)"nın merkezinde, salgının ilk birkaç gününde inşa ettikleri o devasa sahra hastaneleri var. Yoktan 14 sahra hastanesi oluşturdu Çin Koronavirüsle mücadele için.

Keza, ölü sayısının artmaya devam ettiği ve oransal olarak salgını Çin'den çok daha vahim boyutlarda yaşayan, hastane ve yatak kapasitelerinin yetersiz kaldığı İtalya'ya destek amacıyla kolları sıvayan yardım kuruluşlarının ilk işi de bu, yani sahra hastanelerini tamamlamaya çalışmak şu sıra.

***

CHP Milletvekili Gamze Taşçıer'in birkaç gün önce yayınladığı rapora göre 1534 hastanede, yaklaşık 232 bin hasta yatağına sahip Türkiye'de, bin kişiye 2.8 yatak düşüyor. Türkiye bu oranla OECD ülkeleri arasında sondan 9. sırada; günlerdir kapasitelerine burun kıvırdığımız, "yardım" teklifinde bulunduğumuzu filan ilan ettiğimiz Almanya'nın da, Fransa'nın da hatta İtalya'nın da gerisinde!

Bu nevi bir salgın ortamında yatak sayısından daha kritik önemdeki "yoğun bakım yatağı" sayısında da durumun iç açıcı olduğunu söylemek zor; Türkiye'deki yetişkin yoğun bakım yatağı sayısı 24 ila 25 bin arasında.

İki gecedir camlarımızdan, balkonlarımızdan ıslık, alkış, tezahüratla moral vermeye çalıştığımız sağlık çalışanları var ya; bin kişiye 1.9 doktor ortalamasıyla -ki her doktor yoğun bakım doktoru da değildir- OECD ülkeleri arasında son sırada bulunduğumuzu düşününce, bu insanlar ne kadar fedakar olurlarsa olsunlar, nasıl insan üstü çaba sarf ederlerlese etsinler, velhasıl kendilerini parçalasalar kaç kişiye, ne kadar yetebilirler?

Bin kişiye düşen doktor sayısının 4 olduğu yani bizi ikiye katlayan İtalya'daki hastanelerden gelen görüntüleri bir kere daha izleyip ondan sonra verin isterseniz cevabınızı!

***

Türk Yoğun Bakım Derneği'nin önerdiği mücadele planının en önemli kalemi "COVİD-19 ilişkili akut solunum yetersizliği ile yoğun bakım ünitesine alınan hastaların diğer yoğun bakım hastalarından ayrı bir alanda tedavi edilmesi"; kaldı ki, dünya genelinde -fiziki imkanlar elvermediğinden tam olarak uygulanamasa da- önerilen de, bu hastaların negatif basınçlı özel odalarda tedavi edilmeleri.

***

"Şu kadar hastane, yatak, doktor var" diyoruz ama sanılmasın ki bunların tamamı da Covid-19 vakalarına tahsis edilmiş durumda. Herhangi bir salgının yaşanmadığı olağan günlerde dahi Türkiye'deki yoğun bakım servislerinin doluluk oranı zaten yüzde 80'lerde; çocuk ve yeni doğanda bu oran daha da fazla. Organ yetmezliğinden, beyin kanamasından, kalpten, geçirdiği ciddi bir ameliyattan vs. ötürü yoğun bakımda bulunan hastaya "Kardeş kusura bakma Covid-19'lunun canı seninkinden daha kıymetli, neticede aleme rezil rüsva olmayacağımız, muhalefetin diline düşmeyeceğimiz bir istatistik tutturmak zorundayız" diyerek, tutup kolundan atamayacağımıza göre, yüzde 20 kapasiteyle mi mücadele edilecek "küresel" ölçekteki bir salgınla?

***

Önceki gün TBMM Genel Kurulu'ndaki oturumda da gündeme getirildi; bu kadar kolay, hızlı, klişe ifadesiyle parabolik artış/yayılım gösteren bir virüsün taşıyıcılarını, Onkoloji gibi, Kadım-Doğum gibi, Diyaliz gibi son derece izole olması gereken bölümler de dahil her nevi kliniğin bir araya toplandığı Şehir Hastaneleri veya Eğitim-Araştırma Hastanelerine yönlendirmenin, "ideal çözüm" olduğundan emin miyiz?

Ya da daha açık sorayım:

Biz neden sahra hastaneleri kurmuyoruz?

Kurmamıza bile gerek yok üstelik de…

Şehir Hastaneleri'ne taşındıkları için boşaltılmış, yani zaten "hastane" olarak inşa edilmiş, yıllarca "hastane" olarak iş görmüş yığınla bina  yok mu kamunun elinde? Neden buraları hızla birer sahra hastanesine dönüştürmüyoruz?

Neyi bekliyoruz?

İtalya'dakine benzer cenaze konvoyları oluşmasını mı?

Yoksa İran'daki gibi stadyum boyutunda mezarlıklar kazmayı mı?

SORU-YORUM

"Bu süreçte bilim adamlarıyla işbirliği içinde çalışan Sağlık Bakanlığımızın da hakkını teslim etmemiz gerekiyor, bir teşekkürü hak ediyorlar" gibi bir cümle duydum dün sabah haberlerinde. Bakanlık çalışanlarına da, sağlık çalışanlarına da özverilerinden dolayı, fedakarlıklarından dolayı, en nihayetinde canlarını ortaya koyarak yürüttükleri mücadeleden dolayı elbette minnettarız, elbette teşekkürü hatta teşekkürden de fazlasını hak ediyorlar, buna zinhar lafım sözüm olamaz da. "Bilim adamlarıyla çalıştıkları için teşekkür" ne Allah aşkına? Tıbbi bir mücadeleyi ya kimle vereceklerdi; üfürükçülerle mi?..

 

dfs-004-001-011.jpg

  • Yorumlar 10
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları