Seninki can da benimki patlıcan mı?

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Egemenlerin, sırf kendilerinden diye imtiyazlı hale getirdiği çok sıfat/nitelik(!) gördü bu ülke;
"Benim memurum..."
"Benim bakanım..."
"Benim hâkimim..."
"Benim savcım..."
"Benim rektörüm..."
"Benim müteahhidim..."
"Benim işçim..."
"Benim esnafım..."
"Benim doktorum..."
"Benim barom..."
"Benim sendikam..."
"Benim derneğim/vakfım..."
"Benim cemaatim..."
"Benim mezhebim..."
"Benim şehidim..."
"Benim gazim..."
"Benim zaferim..."
"Benim bayramım..."
"Benim teröristim..."
"Benim darbecim..."
"Benim hırsızım..."
"Benim tecavüzcüm..."
***
Okulda, hastanede, camide, karakolda, adliyede, mahkemede, hapishanede ayırdıklarını...
"Divanda, dergâhta ve bargâhta, mecliste ve meydanda" ayırdıklarını...
Musalla taşında mı bir tutacaklardı?
Orada da ayırdılar; ki, bu bir yönüyle takdire değer aslında, zira nadirdir böyle tutarlılıkları!
***
Koronavirüsün en yoğun bulaştığı ortamlarmış...
Bakanlık genelgesi varmış; yasakmış...
Parti kongreleri ortadayken, bu bağlamda bir hukuk ve vebal korkusu taşımadıkları ortada; geçtim ben bunları.
Takıldığım; nasıl kendilerini 'Hangi mevtanın cenaze namazı cemaatle kılınmaya layık, hangi mevtanın cenaze namazı cemaatle kılınmaya layık değil'e dair "karar alıcı" kılabiliyor oldukları.
***
Tabutunuz adeta bir veba kolisi muamelesi mi görecek? Yoksa, ölüm sebebiniz Covid-19 olsa dahi sarılıp sarmalanabilecek mi rahatlıkla?
Kara toprağın üstündeki son dakikalarınızda, kimsesiz gibi bir başına mı kalacak cansız bedeniniz musalla taşında? Yoksa, başucunuzda nöbete mi duracak sevdikleriniz sıra sıra?
Sanki ayıplı bir işmiş gibi ölmek, sanki yüz kızartıcı bir suç işlemişsiniz gibi, gizli saklı, sessiz sedasız, bir nevi kaçırılacak mı naaşınız kabre doğru, astronot, çok pardon "Cacabey" kılıklı adamlarca? Yoksa, dinmeyen tekbirlerle mi vedalaşacaksınız fani dünyayla; omuzlayan omuzlayana?
Kim, nasıl, neye göre karar verebilir buna?
Dahası, nasıl cüret edebilir?
Kimden alınır böyle bir ayrımı yapma yetkisi mesela?
***
İnsanoğlunun en eşitlendiği yer varsayılan o dört kolluda çıktığı "son yolculuğu" bile, tamamen kişisel, keyfi ölçülerle "hak", "layık" gördüklerine ayrıcalıklı hale getirmek, eşit hak ve hürriyetlere sahip olması mecburi kılınmış vatandaşlardan bazılarının acısını daha saygıdeğer, daha paylaşıma yaraşır sayıp, bazılarınınkini, amiyane tabirle "helvası kavurulamaz" hale getirip hiçleştirmek nasıl bir aymazlıktır?
Hepinizin yakınında, pandemi günlerinde cenaze kaldıran eşi, dostu, yakını, mesai arkadaşı, konu-komşusu, birileri olmuştur illa; bir eş, bir evlat, bir ana-baba, bir kardeş olarak "son görevlerini layığıyla yerine getirememenin" o insanlarda nasıl bir ızdıraba yol açtığını görmüşsünüzdür.
Paylaşamadıkları acılarının nasıl daha da ağırlaştığını...
Karantina yalnızlığının nasıl katladığını sancılarını...
Bütün bu tanıklıklarımızın gereği olanı sormayalım mı;
Bu nasıl bir insafsızlıktır?
Sizin usulünce helalleştikleriniz can da bizim kaybettiklerimiz patlıcan mı?
***
Benim cenazem...
Benim "son görev"im...
Benim vefam...
Benim acım...
Benim yasım...

"Benim ölüm"gillerden olmanız lazım...
Utandım.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır ©
Yeni Çağ Gazetesi

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel: (0212) 452 40 40
Faks: (0212) 452 40 58