Son kurban İDO

A+A-
Burhan AYERİ

Bu köşenin okurları İDO'nun -İstanbul Deniz Otobüsleri- mega kent içindeki seferlerini sonlandıracağını aylar önce öğrendi. Resmi açıklama ise önceki gün yapıldı. "Dışa açılma" gerekçe olarak gösterildi. Aslında bu şekilde başarısızlığı saklama peşindeler.

Binali Yıldırım'la başlayan yükseliş dönemi, onun aktif siyaseti tercih edişiyle birlikte durdu. Son iki yıldır da çöküş gizlenemez hale geldi. Galata'daki kalkış noktasının bakımsız gecekonduya dönüşmesi "iflasın ilanı" idi. Ardından ada seferleri boşlandı, kimi iskelelerden bile vazgeçtiler.

Bu işe çok sonra soyunan Bursa Belediyesi'nin başarısı ise ortada. İDO'nun havlu atmasıyla meydan tamamen onlara kalacak. Birileri sabote etmezse BUDO, Marmara'daki deniz toplu taşımacılığının yeni lideridir.

İDO'ya ise tek tavsiyem var; "ismini değiştirmesi". İDO'nun yerine UDO -Umursamaz Deniz Otobüsleri- çok  yakışacaktır...

Aynı şeye devam

Madem İBB ile başladık devam edelim... İlk kez bir müjde verdiler. Tarihsel adıyla Terkos Suyu'ndan  yüzde 15 indirim kararı aldılar. 1 Ocak 2019'dan itibaren daha düşük fiyatla su dağıtılacağı ilan edildi.

Gerçek  acaba böyle mi?

2018 içinde yapılan zam ve kayıp-kaçak ilaveleri ve abonelik bedellerindeki artırımların toplamı ortada. Anlayacağınız önce indirim sonra bindirim uygulaması İBB'ye de bulaştı. Ben size şimdiden söyleyeyim Mayıs sonunda harç bitti yapı paydos deyip indirimin 2 katı bindirimi görürsünüz. Ortada iyi niyet varsa sıranın toplu taşıma araçlarına gelmesi gerekmiyor mu?..

En başarısız Bakan

Bu arada İstanbul'daki tüketicileri de ilgilendiren benzer konudaki haberi atlamayalım. Balıkesir - Susurluk'un önemli tesisi Yörsan'daki konkordatonun yan etkileri iyice ortaya dökülüyor. Bölgedeki mandraların bu tesisten alacakları paranın toplamı 30 milyon lirayı aştı.

Demek olay basit bir konkordato değil. Süt üreticileri kısa süre sonra -belki de başladı- hayvanlarının karnını doyuramayacak hale gelecek. Sonrası esas felaket. Bu ineklerin kesime gönderilmesi demektir. İthal etle besicilik yok edildi. Şimdi onlara sütçülükle geçinenler ekleniyor.

Gidişat Bekir Pakdemirli'nin isminin "en başarısız bakanlar listesi"nde en tepeye oturması demektir.

***

Her devrin adamı mı?

Orhan Gencebay'ı önce CNNTURK'de izledik. Ertesi sabahda Kanal D'nin 2. sayfa'sında. Buket Aydın'ın sunduğu 40'da başlangıçta tutuktu. 9. sorudan sonra bu aşıldı. Sıkıştırmalar arasında en önemli köşeye atma "Her devrin adamı mısınız?" sorusuyla gerçekleşti. Kişisel olarak bunu hak edip etmediğine karar vermekte zorlanıyorum.

Orhan Baba'yı yıllar önce ilk kez bir başka Baba, Süleyman  Demirel'le gördüm. Tercüman yıllarımda da Turgut Özal'la sıkı fıkıydı. Bülent Ecevit'le dostluğunu da biliyorum. Bugün Recep Tayyip Erdoğan'la yakınlığı ötekilerden çok daha ileri. Demek ki Gencebay'ın devleti yönetenlere karşı sempatisi hayli fazla.

Allah için bu yakınlıklarından nemalandığı falan olmuyor. İçinden gelen bir sevgi bu. Kimileri ona kızabilir, bu da çok normal. Gerçekten beğendiğim yanı ise sosyal faaliyetleri. Bütün önemli cenazelerde onu mutlaka görürsünüz. Telif hakları konusundaki çabaları yeterli olmasa bile başarılı diyebilirim.

***

Su altında hayat

Cem Karabay değişik bir dalda rekortmen: Su altında yaşamak. Bunu o hale getirdi ki, sonuncusu 192 saat 19 dakika, bilmem kaç saniye -8 gün- ile 5. defa Guinness Rekorlar Kitabı'na girdi.

Karabay bu defa Orhan Ayhan'la programına katıldı. Görüntüler eşliğinde su altındaki yaşamını anlattı. 1995'den itibaren rekor denemelerine başladığını belirtti. İlgimi çekenlerden biri  deniz canlılarıyla kurduğu dostluklar. Esas espriyi ise  Orhan Ayhan patlattı:

"Gerçek su içi yaşama rekoru anne karnında kırılıyor. Tam 9 ay 10 gün..."

***

Tost deyip geçmeyin

 

NTV'nin "Benim Memleketim"inde bu defa Balıkesir işlendi. Yağız Şenkal'ın başarılı sunumunda söylediği gibi "10 Numaralı Kent"in tanıtımı da 10 numara oldu. Programda epeyi detay vardı. Bunlardan iki konuya yer vermek istiyorum. Biri Yunanlılara kaptırdığımız adaların burnumuzun dibinde olması -üzülmemek elde değil- İkincisi, o müthiş Ayvalık tostları. İstanbul'da da satıyorlar ama özel ekmeği yok. Aynı lezzeti almak mümkün değil. Ayvalık'dakiler gırtlağına düşkün olanlar için "mükemmel ötesi". Ağzınız sulandı değil mi?..

GÜNÜN SÖZÜ

Önce dol ki sonra rahatça taşabilesin   Alexandre Dumas

  • Yorumlar 2
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları