Sosyal demokratlar solcu mudur?

A+A-
Ahmet GÜRSOY

En önemli eksiklerimizden biri tartışma yaratamamak. Diyeceksiniz ki hep tartışıyoruz ya. Hayır, öyle değil. Teorik, (kuramsal) tartışmalardan söz ediyorum. Teorik tartışmalar emin olun toplumun hem ufkunu açacak ve hem de toplumsal gelişmeye yön verecektir.
Kuramsal tartışma, kısır çekişmenin yerini, aklın önceliği ve bilginin gücü alacaktır.
      Mesela Kılıçdaroğlu'nun yeni danışmanlarından İbrahim Uslu'nun dün gazetelere yansıyan bir sözü vardı. Diyordu ki: "Sol sağcılaşmamalı, sosyal demokrasiyi anlatabilmeli."
İşte tam burada şu kavramın açıklığa kavuşturulması gerekiyor: Sosyal demokratlar, solcu mu?
Solculuğu, sosyalizmin elinden alıp, içine biraz liberalizm ve biraz da kapitalizm ilave ederseniz, olur size sosyal demokrasi. İskandinav ülkelerinde öne çıkan sosyal demokrasi işte böyle bir şey.
Özünde, biraz devletçi bakışla kamuculuk da var, demokrasi, yani liberalizm, yani özgürlükler de var.
Bu sol mudur? Sağ mıdır?
Buyurun size tartışma konusu.
Rahmetli İnönü ve dönemin CHP'si, partisinin ideolojisini sosyalizmden ayırmak için ortanın solu demişti. Aslında orta var mıdır, varsa neresidir tam olarak belli değil tabii. Lakin kavramsallaştırmak açısından yerini ve konumunu böyle izah etmişti ki, bu doğru bir tanımlamaydı.
Neden?
Çünkü Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti istese de kapitalist olamazdı. Zira ortada kapitalist (burjuva) yoktu. Hatta nitelikli bir işçi sınıfından bile söz edilemezdi.
Ne vardı?
Yeni kurulan bir devlet ve Marks'ın anlattığı anlamda sınıflaşamamış bir toplum vardı.
Devlet fabrikalar açtı.
Özel sektöre de imkân tanıdı.
Böylece ortaya bir yönüyle kamucu ve öteki yönüyle özgürlükçü bir yapı çıktı. İleride işçi hakları, sağlık güvencesi, emeklilik, iş garantisi de pekişecekti.
Türkiye İLO sözleşmelerini kabul eden bir ülke olacaktı.
      Türkiye'nin bu siyasal yapısına bir de çok partililiği ilave ettiniz mi düzenin adına sosyal demokrasi demezler mi?
      Gelir dağılımı, kum tepeleri gibi belli zenginlerin çıkarına değilse ve olabildiğince tabana yayılmışsa, evet, bunun adına sosyal demokrasi denir.
Ondan korkmalı mıyız?
Hayır!
Tam tersine, ben, Türk milliyetçiliğinin bir sosyal demokrasi ve kamucu formda biçimlenmesinden yanayım. Çünkü esas olan millettir ve milletin tüm kazandıklarının, yani millî gelirin, yine millete, olabildiğince eşit dağıtılması söz konusudur. Buna kim itiraz edebilir?
Aklı başında kimse itiraz etmez.
Milletin geliri millete değil de bir avuç zengine gitsin ve geriye kalanlar aç ve açıkta beklesin diyecek hiç kimse olamaz.
Peki, solculuğun katı ve sert yüzü, salt sınıfçı olan yüzü sosyalizm, ona ne diyeceğiz?
İşte ona itirazım var.
Sosyalizm, yaşam alanı bulduğu, varlık gösterdiği hiçbir ülkede, yarattığı devlet kapitalizmini ve iktidar seçkinlerini aşamadı. Bu sebeple özgürlükleri minimum seviyeye indirdi. İktidar elitleri, 'eşitlik getireceğim' dediği halka, sadece baskı ve zulüm getirdi. Onların, "tek adam" yönetimlerini eleştirmeye, demokrasiden şikâyet etmeye hakları yoktur. Çünkü sosyalizmin varlık gösterdiği her ülkede, iktidara gelenler, ölünceye kadar gitmiyor. Pek çoğunda (K. Kore ve Küba gibi) iktidarlar, tıpkı hanedanlıklar gibi babadan oğula veya aile üyelerine geçiyor.

Sınıfçı sosyalizm, toplumları ele geçirmezden önce her şeyi vaat ediyor, iş başına geldiğinde ise sadece bazılarını daha özgür ve zengin kılıyor. Onlar iktidarı elinde bulunduran elitlerdir. Tarihî süreçte bunun böyle olduğunu uygulamalarıyla gördük. Zaten sınıfçı baktınız mı, toplumsal bütünü bölüyor ve ayrımcı bakıyorsunuz demektir.
Hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye dayanmayan her rejim ister istemez zorbadır. 

Yazarın Diğer Yazıları
ÇOK OKUNANLAR
      Tüm Hakları Saklıdır ©
      Yeni Çağ Gazetesi

      İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel: (0212) 452 40 40
      Faks: (0212) 452 40 58