Sermaye piyasalarının sağlıklı işlemesi için en önemli kurum kimdir diye sorsanız, tereddütsüz “SPK” derim. Çünkü borsa dediğimiz yer, güven üzerine kurulu bir ekosistemdir. Güven çöktüğü anda fiyatların, endekslerin, bilanço büyüklüklerinin hiçbir önemi kalmaz. İşte bu nedenle SPK’nın bugünlerde sırtında hiç de hafif olmayan bir yük var.
Türkiye'nin günlerdir konuştuğu mesele ne siyaset, ne ekonomi programı, ne de dış politika… Gündemin merkezinde bir aracı kurum var: Tera Yatırım.
Dört haneli yükselişlerin gölgesinde
Tera Yatırım’ın, özellikle son aylarda borsada yaptığı çıkış akıllara durgunluk veriyor. Düşen bir borsada şirket hisselerinin %4.871 değer kazanması… Evet yanlış okumadınız, yüzde dört bin sekiz yüz yetmiş bir. Tera Yatırım Holding’in yılbaşından bu yana %4.191 prim yapması… Ayrıca şirketin yönettiği serbest fonların benzer şekilde kendi hisselerini alarak her gün tavan tavan ilerlemesi…
Bunlar elbette SPK’nın radarına girmiş durumda. Çünkü hukuk açısından yasak olmayan bazı işlemler, etik açısından ciddi soru işaretleri doğurabiliyor. Bir aracı kurumun kurduğu fona kendi şirket hisselerini doldurması, sonra da bu fon üzerinden fiyatın yukarı taşınması…
Yasal mı? Evet.
Etik mi? İşte tartışma tam da burada başlıyor.
Fırtına koparan atama
Asıl deprem ise geçtiğimiz hafta yaşandı. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Kültür-Sanat Politikaları Kurulu Üyesi Fecir Alptekin’in, Tera Yatırım’a bağımsız yönetim kurulu üyesi olarak atanacağı açıklandı.
CHP İzmir Milletvekili Prof. Dr. Ümit Özlale, atamanın hem etik açıdan hem de devlet personel rejimi bakımından sakıncalı olduğunu gündeme taşıdı. Özlale’ye göre yılbaşından bu yana 40 kata yakın değer kazanmış bir şirketin yönetimine devletin en üst kademesinden bir ismin girmesi “iktisadi ahlak” açısından kabul edilemezdi.
Bu tartışma elbette yapılabilir. Nitekim geniş bir kesim de aynı soruyu soruyor. Fakat benim dikkat çekmek istediğim nokta biraz daha derinde.
SPK’nın ceza verdiği şirketin yeni zırhı mı?
Birkaç hafta önce SPK, Tera Yatırım’ın genel müdürü ve genel müdür yardımcılarına manipülasyon iddiasıyla ceza kesti. Yani kurumun tepe yönetimi, sermaye piyasaları açısından en ağır ithamla karşı karşıya kaldı.
Bu cezaların ardından şirketin yönetiminde ardı ardına değişiklikler yaşandı. Önce Merkez Bankası’nın eski bir başkan yardımcısı yönetim kuruluna girdi. Ardından eski bir bakan yardımcısı… Ve en sonunda da Cumhurbaşkanı başdanışmanının bağımsız üye olarak atanacağı açıklandı.
Burada durup şu soruyu sormak gerekiyor:
SPK’nın manipülasyon cezası verdiği bir kurumun yönetimine Cumhurbaşkanı başdanışmanının girmesi ne kadar sağlıklı bir görüntü?
Bu durum, ister istemez kamuoyunda şu algıyı doğuruyor:
“Bu kadar güçlü bürokratların oturduğu bir yapıyı SPK nasıl denetler? Ceza verebilir mi? Dosyasını açabilir mi?”
Evet, SPK bağımsız bir kurumdur. Yasayla kurulmuştur, görev tanımı nettir. Ama sermaye piyasalarında algı da en az gerçekler kadar önemlidir. Çünkü yatırımcı, algı bozulduğu anda ilk iş olarak güveni kaybeder.
Kurumlar birbirini zayıflatmamalı
Bugün Tera Yatırım’ın yaptığı atamalar, teknik olarak kurumun kendi tercihidir. Ancak bu tercihler, sermaye piyasalarının en kritik aktörü olan SPK’yı zor durumda bırakıyorsa, bunun tartışılmasından daha doğal bir şey olamaz.
Bence mesele basit bir “atanma” konusu değil.
Bu, sermaye piyasalarında denge, güven ve hesap verebilirlik meselesi.
SPK’nın üzerine düşen gölge, sadece bu kurumun değil, tüm piyasanın geleceğini etkileyebilir.
Buyurun size tartışılması gereken asıl mesele:
Sermaye piyasalarında güç dengesi, hukukun ve bağımsız denetimin önüne geçerse, yatırımcı kime güvenecek?