Suriye'de son durum

A+A-
Cüneyt MENGÜ

Sekiz yıldır Suriye'de devam eden kaosun çözüme kavuşturulamamasında uluslararası camianın müzmin acziyetinin yanı sıra bölgede etkili olan küresel güçler arasında yaşanan vekâlet savaşlarının arka planında tarafların arzu ettikleri paya sahip olma stratejileri yatmaktadır. Şam yönetiminin karşıtları ve müttefiklerinin, Suriye'nin içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik sorunlardan yararlanarak her birinin stratejik kazanç elde etme yolunda çalıştıkları aşikârdır.

ABD başta olmak üzere batının Suriye'deki muhaliflere verdiği destek nihai sonuca gerekli katkıyı sağlamamıştır. Rusya ve İran, Suriye sınırları içerisinde önemli stratejik noktaları daha fazla kontrolleri altına alma peşinde koşarlarken Esad'ın da tekrar güç kazandığı görülmektedir. Batılı diplomatik kaynaklara göre; İran'ın son zamanlarda Suriye'de bazı ayrıcalıklar elde etmesi, Rusya'yı endişelendirmiştir.

Suriye'nin son durumuna bakıldığında; İran'ın Akdeniz'deki Lazkiye Limanı'nı kullanma hakkı ile ilgili Suriye yönetimiyle imzaladığı anlaşma, ABD Başkanı Trump'ın İsrail'in işgali altındaki Golan Tepeleri üzerindeki İsrail'in egemenliğini tanıması, Rusya'nın Lazkiye ve Tartus limanlarını 49 yıllığına kiralaması, ABD askeri güçlerinin desteğiyle SDG adı altında terör örgütlerinin Suriye topraklarının % 30'unu kontrolleri altında tutmaları, Amerika'nın Fırat'ın doğusunda en az bin askerini konuşlandırmasına eş zamanlı olarak Türkiye'nin de Suriye'nin kuzeyinde bazı alanlarda nüfuz alanı oluşturması Suriye'deki küresel güçler arasındaki paylaşım tablosunu göstermektedir.

Suriye toplumu incelendiğinde; yaşanan iç savaş dolayısıyla 400 ila 500 bin kişi hayatını kaybetti, nüfusun dörtte biri Suriye'yi terk etti ve diğer dörtte biri ise Suriye sınırları içerisinde göçmen durumuna düştü. UNESCO'nun verilerine göre Suriyeli çocukların yalnız %37'si ilköğretim tahsili alabilmektedir. Ekonomik çöküş nedeniyle halk fakirleşmiş, şehirler hayal edilmeyecek şekilde tahrip görmüş ve enkaz haline gelmiştir.

Esad için önemli olan iktidarını hiç kimse ile paylaşmamak ve gücünü tek başına korumaktır. Her şeye rağmen Esad, İran ve Rusya'dan aldığı destek sonucunda zaman içerisinde Suriye topraklarının % 60'ını kontrolü altına almıştır. Bu durum karşısında Arap ülkelerinin Şam yönetimi ile ilişkilerini düzeltme yoluna girmeleri Avrupalıları da özendirmiştir. ABD, PKK uzantısı olan SDG terör örgütü ile oluşturduğu ittifakı ile Fırat'ın doğusundaki Suriye topraklarının yaklaşık %30'unu kontrolü altına almıştır. Suriye petrolünün %90'ı ve doğal gazın %45'i bu bölgede üretilmektedir. Ülkemiz için daha da önemlisi, Fırat'ın doğusundaki bu bölge Türkiye'nin güvenliği açısından tehlike arz etmektedir.

Türkiye'ye gelince; ABD ile S-400 füzeleri ve F-35 uçakları ile ilgili yaşadığı sorunların yanı sıra Suriye'nin kuzeyinde oluşturulması ön görülen güvenli bölge tuzağıyla da uğraşmaktadır. ABD her türlü oyalama politikasını sürdürmeye devam etmektedir. Bölgeden çekileceğim derken, aynı zamanda bölgeden çekilmediği gibi silah ve mühimmat göndermeye devam etmektedir. Şimdi de ABD güvenli bölgeyi oluşturma amacıyla ya Suriye menşeli peşmerge güçlerini veya Arap gücü denilen ve Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirliklerinin oluşturduğu (ki bunlar Türkiye'ye karşı cephe oluşturmaktadır) o bölgeye yerleştirmeye çalışmaktadır.

Suriyeli muhalif gruplarla Türkiye'nin, Suriye topraklarının %15'i üzerinde hâkimiyet kurmasının Batılı kaynaklara göre bir ayrıcalık teşkil ettiği ileri sürülmektedir. Türkiye, Fırat Kalkanı ve Afrin operasyonu ile kurulması öngörülen kantonların birleşmesini engellemiştir. Suriye'nin kuzeyinde,  Irak'ın kuzeyinde oluşturulan güvenli bölgeye benzer bir bölge oluşturulmasına Türkiye kesin olarak karşı çıkmaktadır. Arap medyasına göre Rusya ile Türkiye arasında yapılması öngörülen bir anlaşmadan söz edilmektedir. Bu anlaşmaya göre, Rusya'nın Tel Rıfat'tan çekilmesi karşılığında Türkiye'nin Halep'in kuzeyine girmesi ile Gaziantep-Halep yolunun açılması, bunun karşılığında Rusya ve müttefiklerinin Cisr el-Şugur üçgenine girmesiyle Hamim üssünü koruyarak Halep-Laskiye yolunun açılması kabul edilecektir.

Sonuçta, Türkiye dâhil küresel güçler arasında Suriye'deki toprak paylaşımı devam ederken yeni yapılacak anayasa çalışmaları uluslararası gündemde görüşülmektedir. Güvenli bölgenin derinliği ve genişliği uluslararası arenada tartışılmaktadır. ABD, Kürtler korunmaya alınmadan çekilmeyiz, diyor. Bölgenin havadan korunup korunmayacağı ise bilinmemektedir. ABD askeri üsleri ne olacak? PYD milisleri nereye yerleşecek? En önemlisi Türkiye'nin başını fazlasıyla ağrıtan 4 Milyon Suriyelinin akıbeti ne olacak? İşte bütün bu sorular denklemin ne kadar içinden çıkılmaz bir hal aldığını gösteriyor.

Dr. Cüneyt MENGÜ

[email protected] <mailto:[email protected]>

  • Yorumlar 1
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları