Suriye'deki Sülün Osman; ABD

A+A-
Cahit Armağan DİLEK

Aralık 2018'in ikinci yarısı Suriye bağlamındaki dış politika gelişmeleri bağlamında çok hareketli geçti. Ve bu hareketliliğin etkileri artarak devam ediyor.

Trump'ın Suriye'den çekilme kararının duyurulması sonrasında Suriye'deki aktörler sarsıntı geçirdi. Herkes yeniden konumlanmaya çalıştı. Ama çekilme kararı o kadar çok belirsizlik yarattı ki aktörler pozisyon almakta öngörüler bulunmakta zorlandı.

23 Aralık 2018'de Trump ve Erdoğan yönetiminden gelen açıklamalarda ABD'nin çekildikten sonra Suriye'deki IŞİD artıklarıyla mücadelenin Türkiye tarafından üstlenileceği anlatıldı.

Çekilmenin ilk anda söylenenlerin aksine yavaş ve koordineli olacağı, hiçbir zaman dilimi verilmediği, şartlara bağlı olduğu gibi açıklamalar belirsizliği ve tartışmaları iyice artırdı. Derken geçen hafta güvenli bölge açıklaması geldi.

Terörün tanımında, terör örgütleri listesinde anlaşamayan ABD ve Türkiye'nin güvenli bölge oluşturacakları duyuruldu. Ortada sadece 20 millik (32 km.) bir rakam haricinde hiçbir bilgi yok.

Türkiye ve ABD'de hiç kimse çıkıp da "Ya siz ne yapıyorsunuz. Konuştuğunuz yer Suriye. Suriye'de yeni operasyonlar planlıyorsunuz, geniş toprak parçaları üzerinde siyasi, askerî ekonomik projeler öne sürüyorsunuz ama bu toprağın gerçek sahiplerine (Suriye) ve onların resmî davetiyle koruma kollama destek için orada bulunanlara (Rusya, İran) hiçbir şey sormuyorsunuz, kendi kendinize gelin güvey oluyorsunuz" diye sormadı, sordurulmadı, dolayısıyla bunların yanıtı da verilmedi.

Güvenli bölgenin nasıl olacağı, nerede başlayıp nerede biteceği, uçuşa yasak bölge kararıyla desteklenip desteklenmeyeceği, kontrolünün kimde olacağı, terörle mücadele kapsamında boşaltılıp bir tampon bölge mi olacağı yoksa şu anda mevcut bölgede yaşayan herkese yönelik dışarıdan gelecek her türlü saldırıyı operasyonu engellemeye yönelik mi olacağı belli değil.

Türk tarafında bazıları kontrol Türkiye'de olacak derken en üst düzeyde bunu yalanlayan açıklamalar yapıldı. ABD tarafı ise sessiz işi zamana yaymış, yetkililer görüşüyor görüşecek şeklinde konuyu geçiştiriyor.

ABD'den Bakan ve danışmanlardan en üst seviyede YPG'yi Kürtlerle eş tutan, YPG terörist değildir, Türkiye'nin Kürtleri boğazlamasını engelleyeceğiz açıklamaların gelmesi resmî dışişleri ve güvenlik makamları arasındaki ilişkiyi zora sokunca devreye Amerikalı senatör Lindsey Graham sokuldu.

Graham arabuluculuk için biçilmiş kaftan gibiydi. Çünkü 2017'de Senatoda YPG ile PKK'nın bağı olduğu konusunda ABD Savunma Bakanı'nı köşe sıkıştırmıştı, ama öneki hafta da hem YPG'nin korunması, Türklerin Kürtleri katletmesinin engellenmesi, çekilmenin hemen yapılmaması gerektiğini belirtiyordu. Yani Amerikan iç ve dış politikasına göre duruma göre dönen söylemler geliştiren bir konumdaydı.

Hem Trump hem de Erdoğan'ın sıra dışı, devlet teamüllerini yok sayan yönetim yaklaşımları olduğunu biliyoruz. Trump'ın kararları Amerikan kurulu düzenine takılıp hayata geçirilmekte zorlanıyor veya çoğunlukla değişikliğe uğruyor. Ama 16 Nisan anayasa değişiklikleriyle birlikte Türkiye'de bu kontrol-denge mekanizması kaldırıldığı için tek bir kişinin kararı hayata geçiriliyor.

Hâl böyle olunca her iki tarafın da hoşuna gidecek açıklamalar yapmış Graham'ın arabuluculuğu gerçekleşiyor.

Bakın aslında Graham ne yapıyor...

Türkiye'ye tabiri yerindeyse gaz veriyor. Bizim dediklerimizi bize satıyor. Nasıl? YPG'nin hem PKK ile bağı var diyor. Ama peşinden IŞİD'e karşı savaştıkları için onları da korumalıyız diyor. Buradan çıkan sonuç YPG'nin tasfiyesi, YPG'ye operasyon falan yok. Bunun için de TSK ile YPG arasına dar bir şeritte başka unsurlar yerleşecek. Türkiye ile YPG'yi müzakere ettirecekler. Bunun olacağını, sahada bunun dizayn edildiği önceki yazılarımızda çok defa örnekleriyle anlattık.

Menbiç yol haritası uygulanırsa Fırat doğusunda da tampon bölge olur diyor. Menbiç'te ne oldu? Sıfır. Sınırından bile giremedik. Menbiç'te oyalama devam ediyor. Demek ki Fırat doğusunda da biz sınırı geçemeyeceğiz.

Korkarım ki, YPG'nin PKK ile bağı var ama ABD Genelkurmay Başkanı Dunford'ın bu bağı koparmak için bir planı (?) var diyerek Türkiye'yi oyalamaya sevk edip YPG direnci kırmak üzere bir yol haritası üzerinde yuvarlak ve altı boş kavram ve vaatlerle bizimkileri ikna etmiş gibiler.

Graham, YPG ile PKK arasında bağ var diyor ama YPG, PKK'nın politik kolu diyor. Ve bu sözü iyi bir şeymiş gibi medyada parlatılıyor. Dikkat terörist demiyor politik kolu diyor. Politik koluna askerî bir operasyon olamayacağına göre kendinizi bir anda müzakere masasında bulabilirsiniz.

İstanbul'da meydanlardaki saatler, şehir hatları vapurları, tramvaylar olmak üzere birçok kamu malını ve tarihî eseri halka satarak ya da kiraya vererek büyük paralar kazanmış tüm zamanların en büyük dolandırıcısı Sülün Osman'ı bilirsiniz.

İşte ABD, Suriye bağlamında Sülün Osmancılık yapıyor. Sanki kendi toprağı gibi Suriye'de operasyon için Türkiye'ye izin ve görev veriyor. Toprakların sahibi ne diyecek acaba? YPG'nin PKK ile bağlantısı var deyip bizim bildiğimizi bize satıp üstüne YPG'yi koruyacak tedbir ve mekanizmalar dayatıyor.

Bizim Sülün Osmanlara karnımız tok. Türkiye'yi yönetenler de ABD'nin Suriye'deki Sülün Osman rolünün farkına varsın.

  • Yorumlar 4
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları