Telefonda şok oldum.. ZEKİ MÜREN: İNTİHAR ETMEYİ DÜŞÜNÜYORUM!

A+A-
Hulki CEVİZOĞLU

Türkiye'nin "sanat güneşi" Zeki Müren 24 Eylül 1996 günü, yani tam 23 yıl önce, 65 yaşında iken vefat etmişti.

Beş gün önce ölüm yıldönümünde anıldı.

*

Yaşam öyküsünü aşağıda yazar ve şair sevgili Cem Ayaz'ın kaleminden okuyacaksınız.

*

Şimdi, Zeki Müren'le ilgili önemli bir "tarihi sırrı" açıklamak istiyorum.

Yıl 1996.

"Ceviz Kabuğu" adıyla başladığım televizyon programım HBB kanalından Kanal 6'ya yeni geçmişti.

Tüm Türkiye gibi hayran olduğum büyük sanatçıyı programıma çıkarmak amacıyla telefonla aradım. Bodrum'daydı.

Telefona çıkan yardımcısı "İletelim efendim" dedi ve çok kısa bir süre sonra Müren telefonun ucundaydı.

*

Yaklaşık 1,5 saat konuştuk.

Bu kadar büyük bir sanatçıyla bu kadar uzun ve çok çok önemli görüşmeyi niçin kaydetmediğime halen çok üzülürüm.

(Telefonun bu kadar uzun süreceğini hiç tahmin etmemiş ve onun her an kapatabileceğini düşündüğüm için hiçbir kelimesini kaçırmamaya çalışıyordum.)

Hastalıkları ile boğuşuyordu.

Önce bana o kibarlığı ile iltifatlar yağdırdı ve sonra konuyu çektiği acılarına getirdi.

"Doktorlar az önce yanımdan ayrıldı. İğne yaptılar. O yüzden siz arayınca hemen cevap veremedim" dedi.

"Her gün çok sayıda ilaç alıyorum, acılar içindeyim" diye devam edince iyice kulak kesildim.

*

Programlarımı seyrettiğini vurguluyor ve örnekler veriyordu.

Uzun uzun fıkralar anlattı.

Çoğu cinsel içerikliydi.

Şimdi hatırladığım biri penguenlerin sevişmeleriyle ilgiliydi. (Tabii burada anlatmayacağım.)

Bu fıkraları anlatmadan önce söylediği o tarihi sözü (tarihi sırrı) duyunca, "Moral vermeliyim, elimden geleni yapmalıyım" diye düşündüm ve "doğal psikolog" gibi cümleler kurmaya başladım.

Birkaç dakika sonra, artık telefonu kapatır diye düşünürken, "Sizinle konuşmak bana çok iyi geldi, çok rahatladım. Aslında ben kimseyle de konuşmuyorum. Kendimi buraya kapattım" dedi.

Hatırladıkça hep üzülürüm ve şimdi yazarken de üzülüyorum.

*

Yalnızca Türkiye'nin değil dünyamızın önemli kültürel değerlerinden biri olan bu değerli sanatçının o hale geleceği kaç kişinin aklından geçmişti acaba?

Onun ki müthiş bir yaşam ve başarı öyküsüydü.

Bana telefonda söylediği o söz şuydu:

"Çok acı çekiyorum, ilaçlar fayda etmiyor. Her yerim delik deşik oldu. İNTİHAR ETMEYİ DÜŞÜNÜYORUM!"

Düşünüyorum diyordu ama plan da yapmıştı.

Onu da söyledi, ama buraya yazmanın uygun olmadığını düşünüyorum.

Allah rahmet eylesin.

GÖBEK ADI BAHTİYAR, İSMİ DE MESUT.

Söylediği gibi, bazen dertli gönüllerimize, bazen de en keyifli hallerimize ortak etmiştik onu.

Zeki Müren.

Namı diğer, Paşa.

Namı diğer, gönüllerimizin sanat güneşi.

Önceleri, kadife sesi, zarif duruşu, koyu renk takım  elbisesi, beyaz kolalı gömleği, incecik kravatı ile sahnelerdeydi Zeki Müren. Sonra da beyaz perde de. Her rolün hakkını da veriyordu elbette. Beyefendi de oluyordu bir avare de.

*

Zeki Müren, 6 Aralık 1931 yılında Bursa'da dünyaya geldi.

Orta öğrenimini Bursa'da,  İstanbul Boğaziçi Lisesini tamamladı.

İstanbul'da Devlet Güzel Sanatlar Akademisinin Yüksek Süsleme Bölümü Sabih Gözen atölyesinden mezun oldu.

Öğrencilik yıllarında desen çalışmalarında iyiydi ve desenle ilgili birçok kez sergi açtı.

1949 yılında, Boğaziçi Lisesinde okurken Agopos Efendi ile udi Kirkor'dan aldığı derslerle de musiki eğitimini sürdü.

Fasıl musikisini iyi bilen ve geniş bir repertuvarı olan Şerif İçli'den çeşitli eserler seslendirdi.

Refik Fersan'dan, Sadi Işılay'dan, Kadri Şençalar'dan yararlandı.

*

1950'de sınavla İstanbul Radyosu'na girdi. İstanbul Radyosunda 1951'de, canlı olarak yayımlanan bir programda ilk radyo konserini verdi ve bu konseri çok beğenildi.

Bundan sonra kendini daha çok sahne ve plak çalışmalarına verdi.

Zeki Müren 600'ü aşkın eser sahibidir. Plağa okuduğu ilk şarkı Şükrü Tunar'ın "Bir muhabbet kuşu" güfteli şarkısıdır.

*

Müren, 1955'te "Manolyam" adlı şarkısıyla Türkiye'de ilk kez verilen Altın Plak ödülünü kazandı.

Sevgili Paşamız, Türkiye'de en çok konser veren ses sanatçısıdır. Bir yılda yüz konser verdiği dönemler olmuştur. Kendisine 'sanat güneşi' unvanı verilmiştir. Yabancı ülkelerde de birçok konser vermiştir.

*

Kalp rahatsızlığı ve şeker hastalığı 1980 yılından sonra sanat güneşimizi sahne hayatından ve musikiden ne yazık ki, uzaklaştırmıştır.

Gönüllerin Paşası Bodrum'a yerleşerek,  yaşamına devam etmiştir.

24 Eylül 1996 Çarşamba günü, TRT İzmir Televizyonunda kendisi için düzenlenen tören sırasında geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini yummuştur.

Ebedi istirahatgâhı da doğum yeri olan Bursa Emir Sultan Kabristanlığındadır.

KİMSESİZLERİN KİMSESİZİYİM

Bu anma yazısında biraz da sözü ona bırakalım:

"Kimsesizlerin kimsesiziyim kimsesizim,

yalnızların yalnızıyım yalnızım,

dertlilerin dertlisiyim dertliyim,

aşıkların aşkıyım aşıkım,

ismim Mesut göbek adım Bahtiyar

yıllarca hep böyle bildiniz siz

Mesut  Bahtiyar'dan şarkılar dinlediniz…"

*

Bir gün buluşacağız elbet, bu böyle yarım kalmayacak, ruhunuz şad olsun…

(Sevgili Cem Ayaz'a teşekkürler).

 

  • Yorumlar 3
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları