Toplumsal Paniğe Karşı "Etik Suç" ve "An-etik Ceza"

A+A-
Hulki CEVİZOĞLU

Tarih boyunca salgın hastalıklar toplumları derinden etkilemiştir.

Örgütlü toplumsal yaşam bozulmuş, ekonomik, psikolojik ve kitlesel ahlaki çöküntüler oluşmuştur.

*

Binlerce, on binlerce hatta yüzbinlerce kişinin ölümüne neden olan salgın hastalıklar, imparatorları yerinden etmiş, kralları devirmiştir.

*

Veba ("kara ölüm"), dizanteri, çiçek virüsü, tifo, tüberküloz, kolera, tifüs, sığır vebası, Jüstinyen vebası, İspanyol gribi ve çağımızdaki domuz gribi, SARS, deli dana, kuş gribi ve son olarak da korona virüs salgınını sayabiliriz.

"Total kurum" olarak orduların durumu

Bu salgınlar yaşamın doğal akışı içinde ortaya çıkabildiği gibi, özellikle savaşlarda görülmüştür.

Bugün de Türkiye dâhil dünyanın tüm orduları bu korona salgınına karşı çok iyi korunmalıdır.

Bugün "total kurumlar" dediğimiz toplum yaşam kurumlarında (okullar, üniversiteler, yurtlar vb.) önlem alınabilmekte ve insanların bir araya geldiği toplantılar iptal edilebilmektedir.

Ancak, "en büyük total kurum" olan ordularda "evlerinize gidin" denilememektedir.

Savaşlara örnek olarak bize yakın olanları söyleyelim.

Balkan Savaşlarında kolera salgını, Çanakkale Savaşlarında tifüs salgını büyük yıkım ve ölümlere yol savaş, savaşların kaderini de etkilemiştir.

Kurtuluş Savaşı'nda ise sığır vebası ordumuzun mühimmat taşımasını çok büyük ölçüde engellemiştir.

*

Bugün de, savaş teknolojisi ateşli dev ölüm silahları üretmekte, gözetleme teknolojileri ile her yer gözlenmekte ama "gözle görülmeyen" bir virüs herkesi ve her yeri esir alabilmektedir!

Yağma kültürü ve "ihtiyacın gaspı"

Dünya Sağlık Örgütü'nün resmi açıklaması ile de "pandemi" (dünya çapında salgın) olarak nitelenen son korona virüs karşısında Türkiye'de birçok yerde dükkânlara koşulmuş, neredeyse bazı gıda ürünleri ve kolonyalar bir çeşit yağmalanmıştır.

Yasal görünümlü yağmanın, etik dışı davranmanın birçok nedeni vardır.

Buradaki konumuzla ilgili olanları benlik ve güç gösterisi, aç gözlülük, hayatta kalma içgüdüsü ve bireysel kazançtır.

*

İnsanlar ihtiyacı olanın 2-3 katı alım yapmış, başkalarını düşünmemiştir.

Bunu bir gasp olayıdır ve ben bunu "ihtiyacın gaspı" olarak kavramlaştırıyorum.

"Paramı verdim, aldım" mantığı ile yapılan iş ilk aşamada yasaldır.

Ancak, her gaspın cezası olduğuna göre burada karşımıza -dünya genelinde- önemli bir sosyolojik olgu ve problem çıkmaktadır.

"Toplumsal Etik Suç"

Parasını versen de, büyük ihtiyaç durumunda, "başkasının hakkını da satın almak" etik midir?

*

Değildir!

Bunu bir "toplumsal etik suç"® olarak değerlendirmeli ve bunun karşılığında bir ceza uygulamalıdır.

Bu cezaya toplumla birlikte karar vermeli, en azından "toplumsal kınama" cezası olmalıdır.

*

Bu "etik dışı stokçuluk", başkasının ihtiyacını gasp etmek, yasal görünümlü yağma, "an-etik (unethical) davranış", literatüre ve yasalara girmeli ve toplumsal dayanışmaya zarar vermemek için "an-etik suç" olarak cezalandırılmalıdır.

*

Böylece toplumsal "ahlaki paniklere" yol açmamalıdır.

 

dfs-004-001-011.jpg

  • Yorumlar 1
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları