Toplumsal refleksler test ediliyor!

A+A-
Özcan YENİÇERİ

İktidarın şımarttığı bir kesim var. Bu kesim kendilerini yasa, anayasa hatta devlet üstü görüyor. Bunlar kritik zamanlarda ortaya çıkıyor, muhalif unsurları tehdit ederek iktidara el sallıyor. Kraldan çok kralcılık yaparak "biz buradayız ve tetikçiliğinizi yapmaya hazırız, artık bizi de görün" mesajı veriyorlar. Bunlar Anadolu tabiriyle "ölmeyi bayılma sanan" ahlak fukarası türedilerdir.
Kimi "yeni kuruluş anayasası" yapmaktan, kimisi anayasadan laikliğin çıkarılmasından söz ediyor.
Hanımın birisi televizyondan "15 Temmuz kursağımızda kaldı, istediklerimizi yapamadık. Bizim aile 50 kişiyi götürür" şeklinde açıklama yaptı. Erkeğin birisi de "Biz bir daha sokağa çıkarsak eğer kimleri toplayacağız, listelerden haberiniz var mı sizin, ailenizi nasıl koruyacaksınız?" şeklinde uçuk tehditler savurur.
Sırtını iktidara dayayan birileri, resmen toplumun sinir uçlarıyla oynuyor.
Muhalif kanattan paylaşılan bir tivit, edilen bir söz ya da yapılan vasat bir eylem, tutuklamaya giden sıkı bir takibat başlatırken yandaşların "katliam" tehditleri sıradan işlemlere tabi tutuluyor. Sonuçta da suya sabuna dokunmayan bir kararla konu bağlanıyor.
Bu nedenle korunduğunu ve korunacağını düşünen sahte kahramanlar gündeme tutunmak, göze girmek, statü ve pay kapmak uğruna olağan dışı davranış ve söylem geliştiriyorlar. Yandaş kesim iktidarın yanında muhalefetin karşısında kendini göstermenin kariyer ve güç anlamına geldiğinin farkındalar. Bu takım her kritik gelişmeden rant çıkarmak üzere pusuda bekliyor. Doğru zamanda yapacakları bir hamle ile iktidar sahiplerinin gözünde görünür olmaya çalışıyorlar.
Boğaziçi Üniversitesinde yaşanan olaylara karşı medya aracılığıyla muhtelif kesimlerden yapılan tehdit içerikli söylemleri bu bağlamda değerlendirmek gerekir.
Durumdan vazife çıkaran bir Youtuber, iki elinde çifte silahla verdiği görüntüde "dilinizi koparıp elinizi kıracağız" dedikten sonra işi daha da ileri götürerek "Öğrencilerin eğitim, öğretim hayatına son verilsin ve mal varlıklarına el konulsun." önerisini getiriyor. Bunu cahilliğe ve dalkavukluğa bağlamak mümkün olsa da şu tehdidi herhangi bir gerekçeye bağlamak mümkün değildir. Çünkü bu tehdit, makam ve kariyer sahibi bir aktörden geliyor: "Biz eylem falan yapmayız. Biz gece vakti işi bitirir ertesi gün işe gideriz bilin istedim". Bu zatın unvanı profesör, makamı da dekandır.
Bu bir bilim insanının söylemi olabilir mi? Yönetim makamında oturan birinin birilerinin işini görmek gibi bir görevi elbette vardır. Ancak bu zatların birilerini bitirmek gibi militan vari bir görevi yeni edinmiş oldukları anlaşılıyor.
Bu bir zihniyettir. Bilim insanı diye akademik unvan verilen bu zatların militan tavırları akademik kariyerlerinin de sorgulanması gerektirir niteliktedir.
Dahası bir üniversitenin rektör yardımcısı olan zatın televizyon ekranlarında şu söylediklerine bakınız. Profesör titri olan şahıs diyor ki "Okuma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor. Ben her zaman cahil halkın ferasetine güveniyorum". Bu zat cahilliğe güzellemeyi yaptıktan sonra YÖK Denetleme Kurulu üyeliğine atanmıştır.
Bir süre önce Üniversitede Öğretim Üyesi olarak görev yapan bir başka zat şunları söyleyebilmişti:  "Hz. Nuh'un cep telefonu vardı! Gemiye binmeyen oğlunu ikna etmek için cep telefonuyla görüştü."

Bir başkası ise "Google'ı kullanan, ilk icat eden Sultan Abdülhamid Han'dır.… Ne yapıyor; fotoğrafını çektiriyor, izliyor…. Google'ın ilk mucidi bu anlamda Sultan Abdülhamid Han'dır." diyor.
Bu son iki zat yeteri kadar uçtuktan sonra hangi makama yükseldikleri konusunda yeterli bilgi yoktur.
İktidardakilerin gözüne girmek, bir yerlere gelebilmek için yapılan dalkavuklarla birileri toplumun
reflekslerini test ediyor. Bu mesleklerinin hafif meşrep tipleri sayesinde toplumsal sağlık testten başarıyla geçmiştir.

Yazarın Diğer Yazıları
ÇOK OKUNANLAR
      Tüm Hakları Saklıdır ©
      Yeni Çağ Gazetesi

      İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel: (0212) 452 40 40
      Faks: (0212) 452 40 58