Türkiye güneş panelini üretiyor mu?

Türkiye güneş panelini üretiyor mu?
Doğalgaza yaklaşık yüzde15 zam geldi. Elektrik ve doğalgaza yapılan son zam farkı iki ay sonra daha da hissedilecek.

SEVİM DABAĞ - YENİÇAĞ

Tüketiciler enerjiye yapılan zamdan şikâyet ederken, temiz enerji üretimi yatırımcısı da sürdürülebilir enerji yatırımlarının sürdürülemez koşullarından şikâyet ediyor. Yurtiçi ve yurtdışında; güneş, rüzgâr, su santrali enerji üretimine yatırım yapan, SOLARAY Enerji A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Usman ile yenilenebilir enerji üretiminde çevreye uyumlu projelendirmenin önemini, ucuz temiz enerjiye geçmenin gerekliliğini ve Türkiye'de yenilenebilir enerjinin üretimdeki payının elektrik fiyatlarına yansıması hakkında konuştuk.

-Türkiye güneş panelini, üretiyor mu?

Güneş paneli çok fazla depolanması gereken atık barındırıyor. Avrupa'nın güneş paneli üretmemesinin nedeni bu kirliliktir. İstihdama katkısı, çevreye ise korkunç zararı var. Almanya güneş panelini; Çin ve Tayvan'da yaptırıyor. Türkiye'de güneş enerjisi kullanılmalıdır doğru da 'paneli illa biz üreteceğiz' demenin gereği yok. Onun yerine panel aldığımız ülkelere sistemin yan ürünleri hammaddesini satarak ürünlerimizin anlaşmasını yapmak suretiyle ithalata karşı kendimizi koruyacak düzenlemeler yapabiliriz. Bunu savunuyorum. Neticede güneş sistemlerinin Türkiye'ye faydası var. Türkiye'de ortalama bir güneş tesisi yılda bin 500 saat, Almanya'da ise bin 50 saat elektrik üretiyor, ama Almanya'da, Türkiye'nin tüm kurulu gücü kadar yaklaşık 80 bin megavat, bazı saatler baz enerji olarak çalışan güneş tesisi var. Türkiye'de yenilebilir enerji yasası 2013'te çıktı. 6 yıllık sürede 6 bin megavat güneş enerjisi, 6-8 bin megavat arasında rüzgâr, 1000-1200 megavat arası jeotermal, 500 megavat kadar atık biyokütle tesisi ve büyük-küçük HES'ler yapıldı. 1800-2000 megavatlık büyük-küçük HES'lerin üretimi 20 bin megavattır.

2-aydin-usman-solaray-enerji-a.s.-yonetim-kurulu-baskani.png

-Ne zaman ucuz elektrik tüketmeye başlayacağız?

Devlet şu an güneş tesisinde üretilen elektriği kilovatsaati (kWh) 13.3 dolar-sente alıyor. 10 yılın sonunda yani devletin alım garantisi ortadan kalktıktan sonra aynı güneş tesisinin ürettiği elektrik neredeyse üçte biri fiyatına; 5 dolar-sente düşecek. 10 yıllık maliyetini karşılayacak devlet teşvikinin, şu an devlete külfeti var. Ama verimli kullanma dönemi bu sürenin sonunda başlayacak ve enerji fiyatlarını yüzde 50 aşağı çekecek. Türkiye'de ilk rüzgâr santralleri 2009'da devreye girdi. Devletin alım garantisi süresi sona erince, Piyasa Mali Uzlaştırma Merkezi (PMUM) üzerinden piyasaya elektrik satmaya başladılar. Bu sene fiyat ortalaması 5 dolar-sent civarında, önceden 8 dolar-sent idi. Bu şu demek: Enerji üretimi yapan tesisler 2025'te ürettiği elektriği 3-4 dolar-sente satacak, enerji tüketimi fiyatı yarı yarıya düşecek. Doğalgaza bağımlı tüm enerjinin üçte birine denk gelen yüzde 30'nu halen çevrim santrallerinden, üçte birini termik santrallerden, yaklaşık üçte birini de hidroelektrik santrallerinden elde ediyoruz. Yaz-kış yoğun kullanım saatleri dışında devletin enerji üretimini teşvik ederek doğalgaz çevrim santrallerinden sağlamış olduğu toplam tüketim içinde beşte bire düşen daha az elektrik almaya başladık. Yenilenebilir enerji ile oluşan 18 bin megavat enerji portföyü oranı toplam enerji santralinin dörtte biri kadardır, bu da 4 bin megavat oranında termik ya da doğalgaz çevrim santralinin daha az çalışmasını sağlıyor. Devlet, 2013'te yenilenebilir enerji yasasıyla yatırımcılara iyi teşvik verdi. İyi olduğu için de özel sektör yatırım yaptı. Ekonomi büyüyor, para bulmak kolay, faizler de düşüktü. Ama şu an banka faizleri çok yüksek. Devlet teşvik yasasını henüz yenilemedi ve 'maliyeye yük oluyor' diyen bir anlayış proje geliştirmeyi zorlaştırdı. Dolayısıyla Türkiye'de şu an yeni lisans yok. Yenilenebilir enerji yasası yenilenmedi. Güneş enerjisine yapılan yatırımın çoğu lisanssız, verilen bir imtiyazla yapıldı. Enerji Bakanlığı ve Enerji Piyasası Denetim Kurulu (EPDK) son yayımladığı genelgeyle artık lisanssız yatırımcı istemiyor. Teşviklere verilen para Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması (YEKDEM) denilen sistemle veriliyordu. 'Maliye'ye külfet getirdiği için durduruldu' demiştik, ama ithalat bağımlılığından kurtardığı için külfet getirmediğini savunuyorum. Son elektrik zammı; elektrik dağıtım şirketleri kayıp-kaçak kullanımı nedeniyle kâr edemediğinden yapması gereken altyapı yatırımını yapamayınca, elektrik arzında sıkıntı yaşanmaması için devletin destek vermek zorunda kalması sonucu ve Maliye'nin yeni yatırımlara yılda 500 milyon dolar YEKDEM mekanizmasını destekliyor olmasından yapıldı. Bir de yenilenebilir enerji üretimi 'payının' azlığından.

-Yenilenebilir enerji ile tüm enerji ihtiyacımızı karşılayabilir miyiz?

Kosova'da, Ukrayna'da, Makedonya'da yatırımlarımız sürüyor. Oralarda teşvik var, bu iş teşvik edilmeden yapılacak iş değil. Teşvikin önemi fark edilmiyor. Üst düzey bürokratla konuşuyorsunuz: 'Almanya bu kadar güneş enerjisi ürettiği için pişman' diyor, gidiyorsunuz Almanya'ya kimse pişman değil. Enerjimizi doğalgazdan elde ediyoruz. Bu enerjinin maliyetini artırıyor. Enerji üretiminde dışa bağımlılığımız azaldıkça yani yenilenebilir enerji üretiminin payı arttıkça üretim maliyeti azalacak, üretim maliyetinin azalması enerjinin ucuzlamasını sağlayacak ve tüketici daha ucuz elektrik kullanacak. Türkiye'de son on yılda 16-20 bin megavat arasında, 25 milyar dolarlık yenilenebilir enerji yatırımı yapıldı. Yatırımın faizi 15 milyar dolardır. 10 yılda devletten 40 milyar dolar çıktı. Böldüğünüzde devlet her yıl 4 milyar doları sübvanse etti. Paranın yarısını vatandaştan aldı. Demek ki devlet her yıl Maliye Bakanlığı'nı 2 milyar dolar destekledi.

Türkiye yenilenebilir enerjiye geçmelidir. Yenilenebilir enerjinin kaynak kullanım bedeli yok. Kendi kömürünüzü, doğalgazınızı, petrolünüzü çıkarıp kullansanız işletme maliyeti yüksek. 1 ton kömürü çıkarıp işletmenin maliyeti; 1 tonunda 20 dolar, doğalgazınızın tonunda 10 dolar. Ama güneş, rüzgâr maliyetsiz, rüzgâr her gün esiyor, güneş her gün doğuyor, kullanmazsanız gidiyor. Sadece basit onarım bedelleri var. Rüzgâr, güneş; ucuz, temiz enerjiler, atıklar, sudan elde edilen enerjiler de öyle, tabii çevreyi tahrip etmeden.

HES'leri ayrı konuşmak gerekir. Türkiye'de büyük HES'ler dediğimiz 200 megavat üzeri; Keban Barajı, Atatürk Barajı, Çoruh Barajı doğru projelerdir. Kuzeyde boydan boya Kaçkar Dağları'nın üzerindeki buzullar kısmen kuzeye; Karadeniz'e bir kısmı da içeriye; İç Anadolu'ya akar. Kuzeye akanların denize ulaşma mesafesi kısa; ortalama 40-50 kilometredir, eğim fazla olduğundan ulaşma süresi de hızlıdır. Sadece suyun düşme hızından yararlanılarak 20-30 kilometre açık-kapalı tünellerle dereler üzerine yapılan HES'lerin işletmesi ekonomik değildir. Ama Kaçkarlardan güneye; İç Anadolu'ya akan sular havzada çok fazla kalır, denize ulaşması 400-500 kilometreyi bulur. Yeşilırmak, Kızılırmak, Sakarya nehirleri bu sulardan doğar. Enerjisini aldıktan sonra sulamaya devam ederler. Bu HES'ler daha ekonomik, çevreye daha az zararlıdır. Dolayısıyla Kızılırmak, Yeşilırmak üzerinde yapılan HES'ler doğru projelerdir. 20 megavatın altı için söylüyorum: Karadeniz'e akan sular üzerindeki HES'ler yanlış projelerdir. Aynısı Türkiye'nin güneyinde de geçerlidir. Doğudan batıya Toros Dağları üzerindeki buzullardan beslenen suların Akdeniz'e akan mesafesi kısa, eğimi yüksek olduğundan Akdeniz'e akan sular üzerindeki HES'ler yanlış, Toroslar üzerinde doğup İç Anadolu'ya akan sular üzerinde yapılan HES'ler doğru projelerdir.

-Kuşların göç yolları üzerine neden rüzgâr türbini yerleştiriliyor?

Çevreci örgütler kömüre, nükleer enerjiye, fosil yakıtlara karşı çıkıyor. Çevrecilik hassasiyetinin oluşması sevindirici, fakat rüzgâra, güneşe her şeye karşı çıkıyorlar. Çevrecilerin yenilenebilir enerjiye karşı çıkmaması lazım, çünkü tek alternatifimiz bu. Doğru kullanamazsak fosil yakıtlara, nükleer enerjiye geri döneceğiz. Bunlardan kurtulmanın yolu; yenilenebilir enerjiye geçmektir. Endüstriyel rüzgâr türbinlerinin olabilmesi; yani 1 megavat ve üzerinde türbinlerin konulabilmesi için yıl ortalaması 5 metre/saniyeden daha yüksek rüzgâr gerekiyor, bu rüzgârlar sadece hava koridorlarının olduğu yerlerde oluyor. Rüzgâr da su akımı gibi akımdır ve nerede oldukları bellidir. İzmir Karaburun'dan girin her tarafta rüzgâr türbini görürüsünüz. Çeşme, Alaçatı, Manisa, Susurluk, Balıkesir hepsi koridorun içindedir. Tüm rüzgâr türbinlerinin olduğu yerde hava koridorları vardır, buralar kuş yoludur, kuşlar bu akımlarda sörf yaparak göç ederler. Yıllardır Türkiye'de 'Kuşların üremesini, çoğalmasını engellediği' gerekçesiyle rüzgâr türbinlerine karşı çıkılıyor, tartışılıyor. Basit radarlar var, radarların çıkardığı ses kuşları ürküttüğünden göçleri bozabiliyor gerçekten de. Yapılması gereken; kuşların göç zamanı türbinlerin durdurulmasıdır. Hava koridorlarına yerleştirilen rüzgâr türbinlerinin olduğu her yere mutlaka radar konulmalı, kuşlar geçerken rüzgâr santralleri durdurulmalıdır. Fotosel koyduğunuzda hareketi algılayıp zaten kendiliğinden kapanıyor. Çözüm bu iken kuşları gerekçe göstererek rüzgâr enerjisi üretimine karşı çıkmak mantıklı değil. Havayı, toprağı, suyu temiz tutmamız, fosil yakıtlardan kurtulmamız lazım. Havadan, sudan, rüzgârdan güneşten faydalanmaktan başka seçeneğimiz yok. Bunlar milli kaynaklarımız, korumak, doğru kullanmak zorundayız.

  • Yorumlar 3
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.