Türkiye kaybederken!

A+A-
Hasan DEMİR

Türkiye’de öyle belediyeler var ki, Kandil Dağı’ndaki terör yuvasından beter. Meclis çatısı altında öyle siyasetçiler var ki, Öcalan’dan, Karayılan’dan daha tehlikeli laflar söylemekte, hedefler ortaya koymakta.

Bu nasıl bir ülkedir ki, bir yanda toprağa düşen Mehmetçikler için gözyaşı dökülüyor, diğer yanda geliri, uyuşturucu, insan ticareti ve topladığı haraçlar olan örgütün güvenlik güçleriyle girdiği çatışmalarda ölenleri için  “saygı duruşunda” bulunuluyor ve köy basıp öğretmen ve çoluk çocuk öldürenler katiller adına  “millî yas”  ilan ediliyor.

Ve bu nasıl bir ülkedir ki, cephede ordusu kazanıyor, masada siyasetçisi kaybediyor!
Evet, öyle oluyor, cephede kazanılan masa başında bir bir elden çıkarılıyor. Yalnız cephede kazanılanlar kaybedilse iyi, yanına promosyon olarak ülkenin mal varlığı, fabrikaları, ulaşım ve iletişim ağları, sahilleri, madenleri, fabrikaları, bankaları, toprağı ve bütün bunlar yetmezmiş gibi, egemenliği de devrediliyor. Bakınız masa başında Bartholomeos kazandı, Ermeniler kazandı, Yunanistan kazandı, Kıbrıs Rum kesimi kazandı, Avrupa Birliği kazandı, ABD kazandı, İsrail kazandı. Şu günlerde  “kaybetti”  gibi görünüyor amma, hiç kuşkunuz olmasın Barzani ve Talabani de kazandı. Kim ne kazandı hepsinin altını sayfalarca dolduracak bilgiler Meclis kayıtlarında, çıkan kanunlarda, el değiştiren servetlerde, Başbakan ve ilgili bakanların açıklamalarında, gazete sayfalarında, meslek kuruluşlarının raporlarında yeterince mevcut.
Peki söyler misiniz Türkiye ne kazandı?
Biliyorum,  “Demokrasi”  diyecekler,  “İnsan hakları” diyecekler. Peki, Telekom’u,  otoyolları, sahilleri, madenleri, bankaları ve diğerlerini vermeden, Vakıflar Yasası ile Lozan’ı delerek Haçlılar ve Siyonistlere bu toprakların her noktasına Haç ve Siyon yıldızı dikme imkânı tanımadan ve  “AB’nin yaptığı kanunlar Türkiye Cumhuriyeti’nin yaptığı kanunlardan üstündür, ne derler, ne emrederlerse uyarız”  neticesi doğuran, Yunan’a, Rum’a, İngiliz, Fransız, Alman’a ’egemenliği devretmeden’ bunlar mümkün değil miydi?

Meclis’imin yerini Avrupa Birliği almışsa, yıllardır soframdan ekmek eksilterek kurduğum fabrikalarımın, bankalarımın, müesseselerimin sahibi olmaktan çıkmış işçisi haline gelmişsem, tarlalarımın, sahillerimin tapusu elimden alınmış ve bana bekçilik layık görülmüşse, üstelik ne var ne yoksa satmış olmama rağmen hâlâ her hafta bir milyar dolardan fazla borç değil, aldığım borçların faizini ödemek gibi bir çıkmaza sokulmuşsam, bu demokrasi benim için ne anlam ifade eder ve şu “insan hakları” dedikleri hangi insanın hakları? Yoksa Almanya’da beni yakanların ve Avrupa’nın tamamında PKK’ya kucak açanların hakları mı?

Kızıyorsunuz biliyorum.. Ordumuz PKK’ya büyük bir darbe daha vurdu, vuruyor. Niçin?
Vatan bölünmesin, devlet dağılmasın diye.

Ama göreceksiniz Irak’ın kuzeyinde Barzani yarı bağımsız devletini kuracak, Türkiye bu oluşumu tanıyacak. Üstelik Barzani hâlâ kendisine  “Güney Kürdistan” demeyi, yani  “Kuzeyim Türkiye, hedefim Diyarbakır” demeyi sürdürecek. PKK siyasallaşacak, yani şu anda Mehmetçikle çatışan ve onları şehit edenler Meclis’e girecek, il ve ilçe başkanı olacak, eroin, insan ticareti ve topladığı haraçlarla elde ettikleri gelirleri müteahhitlik, toprak satın alma, turizm gibi alanlarda aklayacak, senin benim gibi Anadolu’nun yoksul insanlarını ellerindeki imkânlarla siyasetten silip süpürecek.
Ülke bir yandan Haçlı-Siyon ittifakına diğer yandan PKK’nın yeni versiyonuna doğru işte böyle el değiştirecek..
İyi de ordu o zaman neyi kazanmış olacak?
Biliyorum, kızıyorsunuz.
Oysa bunlar ’ilerde olacak’ şeyler.
Ey siz bütün bunların söylenmesine bile tahammül edemeyenler, yarın bütün bunlarla yüz yüze geldiğinizde, bizzat kendisine nasıl tahammül edeceksiniz!
“Edemeyiz”  demeyin..
 “Alıştırılıyorsunuz”  da, farkında değilsiniz..

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır ©
Yeni Çağ Gazetesi

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel: (0212) 452 40 40
Faks: (0212) 452 40 58