Türkiye tehlikede

A+A-
Ahmet GÜRSOY

Önceki gün Meclis Başkanı Mustafa Şentop'un yaptığı açıklamalar, büyük tehlikenin nerede olduğunu gösteriyor. Meğer Cumhurbaşkanı isterse "İstanbul Sözleşmesi'nden kararname ile çekildiği gibi Montrö'den de diğer uluslararası anlaşmalardan da çekilebilir"miş.
Allah korusun.
Yapabilir mi yapamaz mı ayrı bir konu ama bunu düşünmek bile siyasal sistemin Türkiye için ne kadar tehlikelerle dolu olduğunu göstermeye yetiyor. Meğer Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, koskoca bir devletin ve milletin geleceğini tek kişinin iradesine bırakmış. O tek kişi isterse devletin bütün anlaşmalarını fesih edebilir ve isterse devletin varlığına son verebilirmiş.
Türkiye Cumhuriyeti'nin Meclis Başkanı öyle söylüyor.
İçinde bulunduğumuz tehlikenin boyutunu düşünebiliyor musunuz? Maazallah günün birinde, mesela 50 yıl sonra, o dönem seçilen partili cumhurbaşkanı, gittiği bir ülkede kendisine ilaç içirilip aklı başından alınsa ve hemen oracıkta bir kararname yayınlasa ve ülkenin bütün çıkarlarını devretse ne olacak?
Meğer bize demokrasi getiriyoruz diye padişahlıktan da beter bir rejim getirmişler. Partili Cumhurbaşkanında olan yetki, padişahta yokmuş. Meclis Başkanı Şentop'un açıklamalarının sonucu buraya varıyor.
Bu sistemi, "Türk tipi" diyerek milletin başına saranlar, Türkiye'yi nasıl bir belaya soktuklarının farkında mı acaba?
Evet, Türkiye tehlikededir.
Şimdi ikide bir ısıtılıp ısıtılıp gündeme getirilen Kanal İstanbul Projesi daha da endişe verici hale gelmiştir. Çünkü ülkenin millî bekası ile doğrudan ilişkili olduğu ortaya çıkmıştır.
Ne demek "Montrö Sözleşmesi'nden bile çekilmek" ve hatta bunu düşünmek?
Ne demek?

Amerikan dünya düzenine göz kırpmak demek.
Büyük Orta Doğu Projesi'ni devam ettirmek demek.
Türkiye'nin savaşla kazandıklarını, birkaç kişinin iktidar çıkarı için feda etmek demek.
Kısaca Türkiye'yi Sevr'deki plana uygun hale getirip, küçülttükten sonra Türkleri Anadolu'da eritmek demek.
Bin yıllık hesabı görmek demek.

Sultan Alpaslan'ın zaferini Bizans zaferine döndürmek demek.
Partili Cumhurbaşkanlığı sistemini önerenlerden biri de ABD idi. Kemalizm'in tasfiyesini isteyen de.

Büyük Orta Doğu Projesiyle, Türkiye'nin bir kısım topraklarını alıp, birazını Kürdistan'a ve fakat en büyük parçasını da Ermenistan'a vermek isteyen de gene ABD ve dostlarıydı.
Bundan vazgeçtiler mi?
Hayır.
Bu projeyi sonlandırmak için çalışmaya devam ediyorlar. Bunun için ellerinde etkili bir silah var. Dini gruplar, tarikatlar ve cemaatler. 
Türkleri içten vurmanın tek yolu bu.
Yumuşak karın burası.
Lawrence bunu Arabistan'da başardı.

"İşin içine dini sokarsak, büyük kitleleri ikna edebiliriz" diye hesap yapıyorlar. Fetö meselesi bunun en başarılı örneği. Sanmayın ki, bir tek işin içinde Fetö var. Ta 1835'lerden beri ABD ve Batılılar bu proje üzerinde çalışıyor. Misyoner okullarıyla başaramadıklarını, kaleyi içten fetihle elde etme stratejisine dönüştürdüler. Bu sebeple daha pek çok cemaat, tarikat ve dini grup kullanışlı eleman olarak elde tutuluyor.
Sonuç olarak anlaşılıyor ki Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi Türkiye için beka meselesi hali imiş. Kesinlikle devam etmemelidir. En kısa zamanda, kuvvetler ayrılığının sağlamlaştığı, kurumsal yapıların güçlendiği, nitelikli bir parlamenter sisteme dönmemiz şart. Aksi halde, padişahlarda bile olmayan yetkilerle donatılan CB. Sistemi, günün birinde Türkiye'nin sonu olabilir.

Yazarın Diğer Yazıları
ÇOK OKUNANLAR
      Tüm Hakları Saklıdır ©
      Yeni Çağ Gazetesi

      İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel: (0212) 452 40 40
      Faks: (0212) 452 40 58