Türkiye ve KKTC için görev zamanı

A+A-
Hüseyin Macit YUSUF

Anavatan Türkiye'deki kendini milli/ulusalcı diye nitelendiren, Kıbrıs Milli davamızı savunan partilerin bu kritik dönemde teyakkuza geçmesi ve KKTC'nin, Anavatan Türkiye'nin geleceği ile ilgili somut adımlar atması gerekmektedir. Önümüzde iki ana konu vardır. Rum tarafının malum tek taraflı kararlarla yürüttüğü petrol siyasetinin doğurduğu gerilim ortamı, Anavatan Türkiye'nin Libya ile yapılan mutabakat anlaşması sonrasında Kıbrıs ve Doğu Akdeniz'de Mavi Vatan'ın hudutlarını belirlemesi karşısında başta AB ve ABD'nin almaya başladıkları karar ve tedbirler ile KKTC'de yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimine duyarlı olunmalıdır. Birlik ve beraberlik içerisinde bu süreç olumlu sonuçlarla atlatılmalıdır. Bu iki konuyu biraz açmam gerekmektedir.

Birinci konu; Mavi Vatan'ımızdaki son gelişmelerle ilgilidir. Anavatan Türkiye ile KKTC arasında 2011 yılında imzalanan Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Anlaşması, ardından KKTC'nin TPAO'na petrol ve doğalgaz arama ve çıkarma ruhsatları verilmesi, en son Libya ile yapılan deniz alanlarının sınırlandırılması mutabakat anlaşması ile Türkiye kendi deniz yetki alanlarını belirlemiş ve bunu ilan etmiştir. Bundan hoşnut olmayan Rum-Yunan ikilisi soluğu AB ve ABD'de almıştır. AB'nin eli kolu malum göçmen akınlarının Avrupa'yı istila etmesinde önleyici kilit yol oynayan Türkiye için hemen hemen bağlıdır;  Türkiye'yi acıtacak kararlar alması oldukça zordur. Ne var ki olası yaptırımların uygulanmaması için Türkiye'deki tüm siyasi partiler, iç siyasi tartışmaları ve gaileleri/hesapları bir yana bırakarak belirlenecek bir strateji ve eşgüdüm çerçevesinde diplomatik atağa geçmesi zaruridir.

ABD Senatosu'ndan geçen bir karara göre, ABD, 1974'ten beri Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ne uygulamakta olduğu silah ambargosunu kaldıracaktır. Rum tarafı istediği kadar silahlansın, muhtemel bir sıcak çatışmada Türkiye ve KKTC'yi  alt etmesi mümkün olmasa da ister istemez bu hareket güvenliğimize ve bölgedeki barış/huzur ortamına tehdittir.

Tüm partilerimizin dış ilişkilerden sorumlu yetkilileri, Ankara'da oturup keyif çatacaklarına, AB ve ABD nezdinde girişimlerde bulunmalı, ziyaretler gerçekleştirilmeli ve Türkiye'nin, KKTC'nin yurtdışındaki dostlarıyla birlikte lobi faaliyetleri yürütmelidir. Şimdi hareket edilmeyecekse ne zaman edilecektir?

İkinci önemli konu ise KKTC'de yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimidir. Türkiye'deki hiçbir siyasi parti, 'Bu KKTC'nin iç meselesidir, biz karışmayız' deme lüksüne sahip değildir. Seçim bir referandum niteliği taşıyacaktır. Yapılacak seçimde çok kritik bir karar verilecektir; ya Kıbrıs Türkünü siyasi eşit olarak kabul etmeyen, hiçbir şeyi paylaşmak istemeyen Rum tarafı ile ille de federasyon yapmak isteyen, KKTC'nin köküne kibrit suyu dökecek bir lider, yani Akıncı gibi emperyalizmin planlarını uygulamaktan kaçınmayan bir lider göreve gelecek, ya da Kıbrıs milli davamıza bağlı, KKTC'nin varlığını sürdürmesine and içmiş, Kıbrıs Türkünün haklarını Türkiye ile beraber sonuna kadar koruyacak, özellikle iki devlete dayalı çözümü öngören bir aday göreve seçilecektir. Daha açık söyleyeyim ya federasyon maskaralığı ile KKTC'yi elden çıkarma misyonu olan Akıncı yeniden seçilecek ya da aday olması çok muhtemel Başbakan Tatar gibi, Anavatan'a, milli davamıza bağlı biri seçilecektir. Bu bağlamda ve bu gerçekleri gözönünde bulundurarak Anavatan'daki partilerin KKTC'deki kardeşlerine muhtemel tehlikeleri ortaya koyacak telkin ve tavsiyede bulunmaları, en azından kararsız KKTC vatandaşlarına yol göstermeleri zaruridir. Bu seçim Türkiye'yi yakından ilgilendirmektedir. Çünkü emperyalist batının piyonu olan birinin KKTC'nin başına geçerek, ödün vermeye dayalı siyaset yapması, KKTC'nin kaybedilmesi demektir ki bu da, Türkiye'nin başına çok ciddi sorunlar açacaktır. Seçilecek yeni başkan KKTC'nin tanınması için gerekli kampanyayı başlatacak cesarete sahip olmalıdır. Akıncı'nın 'KKTC'nin tanınması mümkün değildir' öngörüsü safsatadır ve doğru değildir. Bu yazıyı ayağımın tozu ile Abhazya'ya yaptığım önemli bir ziyaret sonrasında kaleme alıyorum. Başkent Sohum'da başta Abhazya Cumhurbaşkanı Raul Hacımba olmak üzere Abhazya Meclis Başkanı Valery Kvarçiya, Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı, Turizm Bakanı, Tarım Bakanı, Geri Dönüş Bakanı, Halk Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Başkan Yardımcısı ve birçok üst düzey yetkili ile Türkiye ve KKTC ile işbirliği yapmak için can atan işadamları ile yüzyüze görüşmeler yaptım. Bu görüşmeler sonunda Abhazya'nın talep edilmesi halinde KKTC'yi tanımaya hazır olduğunu söylemem mümkündür; Halk Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu tavsiye kararı almıştır. Bundan sonraki yazımda bu konuda daha detaylı bilgiler paylaşarak, KKTC tanınmaz diyenlerin yalanlarını yüzlerine vuracağım…

 

  • Yorumlar 2
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları