26 Eylül 2021 Pazar
İstanbul Hava durumu İstanbul 27°C
Doviz verileri
  • DOLAR
  • EURO
  • ALTIN
YAZARLAR
Özcan YENİÇERİ
Özcan YENİÇERİ

Seçimler ve otoriteye iltica

[email protected]
+
Aa
-
9 Ağustos 2007 Perşembe

Herkesin bir başa bağlı olması, başın da baştan bağlı olması, serbest iradenin üretilmesinin önündeki en büyük engeldir. Bağlılık kimlik sorunu yaratır. Her türden sistem mevcudu muhafaza için başı (iktidarı) güçlendirmeye bünyeyi (üyeleri) ise zayıf tutmaya özel bir önem verir. Böylece zayıf kişilikler ayakta kalabilmek için, kendilerini daha çok başa (güç sahibine) bağlı olmak zorunda hissederler. Güç sahipleri (Baştakiler) de hâkimiyetlerini sürdürebilmek için çok daha güçlü odaklara bağlı kalmak durumundadır. Toplumlar, daha çok da Doğu toplumları bu anlamda bir güçler hiyerarşisi biçiminde örgütlenmişlerdir.

Değerler ve gelenekler bağlamında Türk toplumunda gücün soyut hiyerarşik ve manevi bağlantılarından söz edilebilir. Nihayetinde Türkiye, her şeyin ailede babadan, işyerinde patrondan, inançta şeyhten, okulda öğretmenden, ekonomik hayatta ise devletten beklenmesi diye bir geleneğin olduğu ülkedir.

Bu durumda ortaya bağımlı, edilgen ve emir almaya hazır kullar çıkar. Bu süreç yüzyıllar süren hem maddi hem de manevi yönden kendine özgü bir nevi zihinsel genler üretmiş yaşam ve düşünce biçiminin sonucudur. Fromm, otoriteye ilticayı “özgürlükten kaçış” olarak nitelendirerek “kişinin kendi bireysel özünün bağımsızlığından vazgeçme ve kendi özünü kendi dışındaki bir insanla ya da bir şeyle kaynaştırma eğilimi” olarak niteler.

Yüzyıllar boyunca devletin profan (seküler); tarikat ve cemaatlerin ise (ruhani) manevi yönden tahakkümü bireyi otorite karşısında güçsüzleştirmiştir. “Dünya beylerinin yanında, hatta üstünde bir din ve mana aristokrasisini yoğurup şekillendiren” -İslam’ın şiddetle reddettiği- ruhbanlık kurumu yüzyıllar içerisinde başka isim ve kılık altında kul ile tanrı arasına konulunca, kitleler üzerinde yeni bir güç ve iktidar merkezi vücut bulmuştur... Alışılmış hanedan tertibi dışında, fakat manevi nüfuz ve sultası, hepsinin üstünde çoğunlukla tarikat ve toprak ağalığı karışımı bir tahakküm odağı teşekkül etmiştir (Ülgener;1981,100). Kendileri de bir zamanlar tabandan yetişme, fakat tabana basıp üste tırmandıkça dünya meşguliyeti ile uğraşmaktan nefislerini sıyırmayı bilmiş; Hak yolunu basamak basamak sürdürüp Tanrı varlığında beka bulduktan sonra ise artık “eli Hakk’ın eli; kuvvet ve kudreti ’vücudu mutlak kudreti’... Öylesine hizmet; Hakk’a hizmet demek” (İsmail Hakkı, Cilt:II,209). Bu durum pısırık, pasif, uyuşuk ve uysal bir tabiler kütlesini üretmiştir. Yaşama, algılama ve düşünme biçimi otoriteye kayıtsız, itirazsız bağlanış hatta ilticayı zorunlu kılmıştır. Mevlana Cami Mefehat-el-Üns’de “Felah yoktur ol müride ki üstadın ve pirin züllünü çekmeye ve kendinden sille yemeye” demiştir. Maddi sultanların insanın fiziki yapısı üzerinde kurduğu tahakküm; manevi sultanların duygu, ruh ve iman üzerinde kurduğu egemenliğin yanında anlamsız denecek kadar etkisizdir. Onlar “Ehl-i cihandan hizmetkârlık ve riayeti edep talep eylemişlerdir” (Ankaravi; Cilt IV,397). Bu tutumların amacı şeyhlere tam teslim olmayı sağlamak ve onların elinde bir cenaze gibi olmayı sağlamaktır. Böylece şeyhler de halis muhlis uşaklara kavuşmuş ve egosu tatmin olmuş olur (Sarmış; 1997,,458). Kaldı ki onlardan bazıları insanları zühde ve dünya nimetlerinden uzak durmaya davet etmelerine karşın kendileri için pahalı elbiseler giymeyi, şatafata gark olmayı ve padişah yemekleriyle donatılmış sofralardan beslenmeyi bir hak olarak görmüşlerdir.

Mana sultanları olan şeyhler ile maddenin sultanları olarak nitelendirilecek devlet yöneticileri, geniş halk kitlelerinden yüzlerce yıldır hemen hemen aynı şeyi -kayıtsız şartsız maddi ya da ruhani otoriteye tabilik- talep etmişlerdir. Ruhu ve fiziği birbirinden güçlü odaklar tarafından sarıp sarmalanan bireye düşen, “mutlak” gücünden ve imanından kuşku duyulmayan maddenin ve mananın sultanlarının otoritelerine iltica etmek olmuştur.

Türkiye’de son yapılan seçimler dikkatlice okunursa, mana ve madde sultanlığının her ikisini birden elinde tutan bir otoriteye iltica geleneğinin bütün şiddetiyle devam ettiği görülür.

DİĞER YAZILARI
TÜM YAZILARI
DİĞER YAZARLAR
Muhatap
Muhatap
Ahmet B. ERCİLASUN
Muhatap
28 Şubat'a içeriden bakış
28 Şubat'a içeriden bakış
Arslan TEKİN
28 Şubat'a içeriden bakış
Bilinçli kur tuzağı mı?
Bilinçli kur tuzağı mı?
Esfender KORKMAZ
Bilinçli kur tuzağı mı?
Gençleri sokakta bırakan plansızlık
Gençleri sokakta bırakan plansızlık
Fatma ÇELİK
Gençleri sokakta bırakan plansızlık
Aşıda kafalar karışık!
Aşıda kafalar karışık!
Gülay TUNÇEL
Aşıda kafalar karışık!
Terörün arkası, Erdoğan'ın resti!..
Terörün arkası, Erdoğan'ın resti!..
Mehmet FARAÇ
Terörün arkası, Erdoğan'ın resti!..
MHP de AKP ile birlikte çöküyor
MHP de AKP ile birlikte çöküyor
Orhan UĞUROĞLU
MHP de AKP ile birlikte çöküyor
Bozkırın Tezenesi Neşet Ertaş
Bozkırın Tezenesi Neşet Ertaş
Mehmet YARDIMCI
Bozkırın Tezenesi Neşet Ertaş
MHP misyonunu yitirmiştir...
MHP misyonunu yitirmiştir...
Yavuz Selim DEMİRAĞ
MHP misyonunu yitirmiştir...