Yeni çözüm/çözülme konuşulurken

A+A-
Arslan TEKİN

Yurt sathında çoban ateşleri bir bir yakılırken 23 Temmuz-7 Ağustos 1919 aralığında toplanan Erzurum Kongresi'nde alınan kararların ilk maddesi: 
"Hudûd-ı milliyye dâhilinde bulunan bilcümle aksâm-ı vatan bir küldür. Yekdiğerinden infikâk kabul etmez." (Mustafa Kemal, Nutuk, 1927 baskısı, s. 49)
Kısaca: Vatan bir bütündür; parçalanamaz.

"Yekdiğerinden infikâk kabul etmez." sözü içinde o kadar çok ayrıntı var ki...
Mustafa Kemal ve arkadaşları, Yemen'den Kafkasya'ya, oradan Balkanlara kadar uzanan milyonlarca kilometrekare alanın her karışında vuruşu vuruşa tecrübe kazandılar, vatanın kıymetini idrak ettiler.
PKK'nın talepleri asgarî de olsa karşılamaya kalkışarak çözülmeye kapı aralayanlar, insanları bu senin yazın, bu senin dilin, bu senin kültürün... diye diye kardeşleri yekdiğerinden infikâk ettirenler, 12 Eylül öncesinde vatan için büyük savaş verilirken seyirci kalanlardır.
Farklılaştırma; ayrıştırmanın, giderek kopuşun başlangıcıdır. Emperyal güçlerin maşası PKK'nın ve Marksizmden hayal kırıklığına uğrayınca etnikçiliği idealize eden neo liberaller, onlar gibi olursak mevki kazanırız diyen sağ cenah andavallıları büyük bir hevesle çözüm/çözülmeye sarıldılar. Şimdi "HDP aman kapanmasın!" demelerinin ardındaki mülevves niyet de budur.

Dr. İrfan Sönmez'in şu üç kitabı "çözüm"ün nasıl "çözülme" olduğunu ortaya koyuyor:
1-Anadilde Eğitim Milliyetçilik ve AB Hukuku (Bilgeoğuz Yayınları, 256 s.)
2-Kürtler Sorunu mu? Devletleşme Sorunu mu? (Bilgeoğuz Yayınları, 2. bs., 290 s.)
3-Self-Determinasyon-Ayrılma Girişimleri ve Kürtler (Altınordu Yayınları, 397 s.)
Dördüncü kitap geliyor. "Çözüm=çözülme" döneminde İmralı'ya gönderilen heyetlerle nasıl bir pazarlığa girişildiğini, neler vaat edildiğini tek tek ortaya koyan bir çalışma.

Dr. İrfan Sönmez, doktora tezini genişleterek yayınladığı Self-Determinasyon Ayrılma Girişimleri ve Kürtler kitabının "Önsöz"ünde, self-determinasyon tuzağına dikkat çekiyor:
"Her farklılığın istismar edilerek devletlerarası çıkar çatışma­larının aracı haline getirildiği günümüzde self-determinasyon da bu tür mücadelelerde işlevsel bir silah olarak kullanılmaktadır. Kavramın anlamını muğlaklaştıran nedenlerden biri de budur. / Kendi kaderini tayin, öyle kendini farklı hisseden -her halka -tanınmış bir hak değildir. Esas olan farklı olmak değil, bu fark­lılıklara hayat hakkı tanınmamasıdır. Siyasete katılabilen, yöne­ticilerini seçebilen, inançlarını yaşayabilen, ırk veya renginden dolayı ötekileştirilmeyen hiçbir topluluk bu haktan yararlana­maz. Esas olan ayrılıp devlet kurmak değil, devleti demokratik­leştirmektir. / Ancak bugün demokrasiyi her türlü ayrışma talebine cevaz veren bir siyasal düzen haline getirmek yahut öyle bir algı yarat­maya çalışanlar olduğu bilinmektedir. Etnik taleplere bağlı ola­rak kavramlar da etnikleştirilmekte, anlam ve bağlamları dışında kullanılabilmektedir. Demokrasiyi bir hak ve hürriyetler düzeni olarak görmek mümkün olduğu gibi, sağladığı imkânları tam aksi yönde kullanmak da mümkündür."
Dr. İrfan Sönmez, hem bölge insanı, hem bir hukukçu, hem 12 Eylül öncesinde ön saflarda maşalara karşı ülke birliği için fikren ve fiilen savaşmış bir isim olarak tuzakları bir bir ortaya çıkartıyor.

Yazarın Diğer Yazıları
ÇOK OKUNANLAR
      Tüm Hakları Saklıdır ©
      Yeni Çağ Gazetesi

      İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel: (0212) 452 40 40
      Faks: (0212) 452 40 58