Zihniyet İnkılâbı

A+A-
Ahmet SEVGİ

Bu topraklardan -maalesef- hainler de çıktı, vatan ve millet düşmanları da… Fakat bu, istisnâî bir durumdur. İstisnâlar kaideyi bozmayacağına göre diyebiliriz ki Türk milleti bütün olarak vatanseverdir, çalışkandır ve zekidir. Buna rağmen hâl-i pür-melâlimiz de ortada. El aya giderken biz yaya gidiyoruz. Peki, bu tezat niye?..

Millet olarak Batı ile aramızdaki mesafenin giderek açılmaya başladığını fark etmemizden bu yana takriben 300 yıl geçti. Bu uzun süre zarfında elbette boş durmadık. Muasır medeniyet seviyesine yükselebilmek için birtakım inkılâplar yaptık. Lakin ne Tanzimat inkılâbı, ne Meşrutiyet inkılâbı, ne Cumhuriyet inkılâbı... Hiçbiri çağdaşlaşmamız için yeterli olmadı. Çünkü atladığımız bir şey vardı: Zihniyet inkılâbı...

Eski alışkanlıkları terk etmeden yeni gelişmelere ayak uydurmak mümkün olmuyor. Hak, hukuk, adalet, hürriyet, eşitlik, insan hakları, demokrasi, üretim vb. alanlarda medenî ülkelere yetişebilmek için öncelikle zihniyet inkılâbına muhtacız. Ve en başta da din anlayışımızı gözden geçirmemiz gerekiyor.

Yıllar önce Şeyh Galip'in de işaret ettiği üzere ağzımızı açsak "Dünya fâni, âhiret bâkî" diyoruz:

"Nush etse eğer budur mezâkı// Dünyâ fâni âhiret bâkî."

Oysa Mehmet Akif'in dediği gibi Allah'ın maksudu ancak âhiret olsaydı ne gerek vardı hiç yoktan dünyanın yaratılmasına:

"Eğer maksudu ancak âhiret olsaydı Yezdân'ın//Ne hikmet vardı ibdâında hiç yoktan bu dünyânın"

O zaman "Boş ver dünyayı, âhiretini kazanmaya bak. Kıl beşi, kurtar başı. Allah ne yazdıysa o olur, alın yazısını değiştiremezsin" anlayışını terk etmekle başlamalıyız işe…

İkinci olarak da eğitim anlayışımızı ele almalıyız.

"Her şeyin başı eğitimdir" derler. Doğru, ama hangi eğitim? Herkesi okumaya mecbur edip balık istifi sınıflara doldurarak hayatta hiç lazım olmayacak bayatlamış bilgileri çocukların zihinlerine depolamaya çalışmak yahut her ile -akademik kadro dikkate alınmadan- üniversite açarak yüksekokul diploması dağıtmak mıdır eğitim?

Bu çağdışı eğitim anlayışından bir an önce vaz geçerek "bilimsel eğitim"e geçmedikçe yerimizde saymaya devam edeceğimizden şüpheniz olmasın.

Bilimsel eğitime nereden ve nasıl başlamalıyız? Bana sorarsanız, önce belli illerde -Enderun mektebi misali- teknik ortaokullar, teknik liseler ve teknik üniversiteler açılmalı. Sonra Türkiye'de ne kadar ilkokul varsa bunları birincilik ve ikincilikle bitirenlerin gireceği bir sınav yapılarak teknik ortaokullara öğrenci alınmalı. Teknik ortaokullardan mezun olan öğrenciler arasından sınavla teknik liselere, teknik liselerden mezun olan öğrenciler arasından da sınavla teknik üniversitelere öğrenci alınmalı. Bugünkü sisteme göre 12 yıl bilimsel eğitim gören bu çocuklar en dolgun ücretlerle teknik alanlarda görevlendirilmeli. Çark devamlı döneceği için 12 sene sonra her yıl takriben 10-15 bin bilimsel eğitimden geçmiş genç, ülke hizmetine dâhil olacağından, en geç 2050 yılında Batı ile aramızdaki mesafe kapatılmış olacaktır.

Sözün özü; 300 küsur yıl oldu biz yönümüzü Batı'ya çevireli. Ama Batı ile aramızdaki mesafeyi bir türlü kapatamadık. Çünkü en başta yapılması gereken zihniyet inkılâbını gerçekleştiremedik. Zihniyet değişmeden yenilikleri özümsemek mümkün olmuyor. Sadece taklit ediliyor. Kekliğin yürüyüşünü taklit edeyim derken karganın kendi yürüyüşünü de kaybetmesi gibi Batı'yı taklit edelim derken kendimizi de unuttuk. Bizim titreyip kendimize gelmemizi bilimsel eğitimden geçmiş aklı hür, fikri hür, imanı hür, irfanı hür nesiller ancak sağlayabilir. Gerisi lafügüzaftır…

***

ACZİMİN GİRYESİ:

ZİHNİYET DEĞİŞİMİ

Zihniyet değişmeden karanlıktır Batı'nın yolu,

Durma,  bilimsel  eğitimle  aydınlat  sağı  solu.

(Li-müellifihî)

 

  • Yorumlar 2
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır ©
Yeni Çağ Gazetesi

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel: (0212) 452 40 40
Faks: (0212) 452 40 58