Ahrarcılar Hollbrook'a karşı değiller

A+A-
Mehmet GÜL

ABD’nin eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Hollbrook, Türkiyeyi “Ilımlı İslam demokrasisi” olarak tanımlıyor ve ABD’nin Irak politikasını Türklere göre temellendirmeyeceğini ilave ediyor. Ardından yine çok önemli sözler söylüyor, mesela, “11 eylülden beri ABD dünyanın her yerinde Ilımlı İslami demokrasiler istiyor” gibi. Bu ılımlı İslam ülkeleri arasında Türkiye ve Malezya’yı sayıyor. Aslında bunu söylerken bile büyük bir yanlışa düştüğünün belki de farkında değil, Türkiye ile Malezya İslam ülkesi ama, yönetimleri ve rejimleri arasında hiçbir ilgi yok. Malezya’da anayasa İslamidir ve kurum ve kuruluşlar İslami yapıyla ilişkilidir. Aslında Holbrooke, Ilımlı İslamdan da ABD ile uyum içinde çalışmayı anlıyor. Yani İslam için bir ılımlı tanımı da yapamıyor, ılımlı olan İslam ABD ile zıtlaşmayan, onun dümen suyuna giden İslami liderlere sahip ülke anlamındadır. Zaten Holbrooke gibi, muhtemel Demokrat Parti iktidarında, Dışişleri Bakanı olması neredeyse kesin olan birisi, “ABD’nin Irak politikasını Türklere göre temellendirmeyeceğini” söylemesi, ABD’nin bizim de içinde bulunduğumuz bu coğrafyada bile bizimle stratejik ortaklığı bırakın, stratejik işbirliği bile yapmayacağını gösteriyor. Nasıl yapsın ki, Türkiye’nin bir kısmını Büyük Kürdistan diye gösteren ABD kaynaklı haritaya, Condoleezza Rice’ın dediği gibi, İran’dan başka bir ülke tepki göstermiyor. Yani Türkiye de bunu kabullenmiş oluyor. Bu durumda Türkiye ABD ile stratejik ortak olmayabilir, ama onların stratejisine ortak olmuyor mu?.. diyebilirsiniz. Hem de o kadar o stratejiyi benimsemiş ki, o strateji Türkiye’yi parçalıyor ama Türkiye memnun, çünkü burası bir Ilımlı İslam ülkesi, yani Amerikan İslamının uygulama alanı. Hani Amerika’dan ne idüğü belirsiz hanımlar gelip imamlık yapıyorlar sonra başlarını açıp çok da gerekli değil mesajı veriyorlar ya, bu meyanda Cüneyt Zapsu hanedanı da kendilerine bir cami ayarlayıp, kadınlı erkekli modern İslamdan örnekler veriyorlardı ya. Furkan diye bir İslam uydurma çalışmaları bile yapılıyordu ya.. Yehova Şahitleri, Mooncular veya başka diyalogcular aynı noktalara vurup, nereden uydurdularsa, “İbrahimi dinler” diye bir safsata uydurup, güya üç dini ilahi bir kaynağa bağlama ve bütünleştirme çalışması yapıyorlar ya, işte Ilımlı İslam bu hedefe hizmet eden bir uygulamanın adıdır. Holbrook’un ağzından bir kere daha ABD’nin dünyada Ilımlı İslam arzuladığını ve İslamın hüküm sürdüğü coğrafyada BOP’u hayata geçirmek istediğini, bunun eşbaşkanlığını da, övünerek ve Diyarbakır yükselen yıldız olacak diyerek, Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan üstlenecektir. Şüphesiz bunların, medyada, siyasette, üniversitelerde, işadamlarında, sanat dünyasında bağlantıları mevcuttur. Pazartesi günkü Yeniçağ’ın birinci sahifesinde, Ahrarın 4 atlısı diye, Mehmet Altan, Etyen Mahçupyan, Cengiz Çandar ve Eser Karakaş fotoğraflarıyla yer almışlardır. Tabii ki bu sayı çok azdır, çok daha fazla isim ilave edilebilir bunlara. Ama bunların çoğunun geçmişindeki bazı çalışmalarına bakıp, sakın solcu filan da zannetmeyin. Mesela TİP’den milletvekili olarak Meclis’e giren Çetin Altan’ın sağcılardan sopa yediğini ballandırarak anlatanlar, onu sosyalist olarak topluma pazarlamak için yapmışlardır bunu. Asıl gerçek, sevgili sosyalistimiz ileri dereceli bir masondur. Sık sık “ben bir dünya vatandaşıyım” diyen Mehmet Altan’ın da mason oluşu gibi. Onun dünya vatandaşlığı da tıpkı, “Milletim nev-i beşer/Vatanım ruyi zemin” diyen, biraderleri Tevfik Fikret’inki gibidir. Yani milletim bütün insanlık, vatanım ise bütün yeryüzüdür diyen Tevfik Fikret’in oğlu, Halûk sonunda gittiği Amerika’da tahsil görürken Hıristiyan olmuş ve papaz olarak ölmüştür. Oysa Fikret çok sevdiği oğluna yazdığı bir şiirini “Acı şeyler Halûk, ama gerçek” diye bitiriyordu. Bizim bu anlattıklarımız da acı şeyler ama gerçek, Ahrar Partisi gibi, işi gücü kendi devleti aleyhinde çalışmak olan ve partileşmeden önce yine Ahrar isimli bir gazeteyi yurtdışında, Batının desteği altında yayınlayarak, kâh Boşnakları, kâh Kürtleri, kâh Arnavutları tahrik edip ayağa kaldırmaya çalışan ve hatta köylüleri bile ayaklanmaya davet eden bir ekip, bütün bunları özgürlükler ve liberalizm adına yapıyordu. Kızıl Sultan ise devleti topraklarıyla birlikte korumak için çırpınıyordu. Yani ademi merkeziyetçiler Ahrarcı idi. Şimdi de öyle.

Yazarın Diğer Yazıları