Alaaddin Parmaksız Paşa

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

Bana babamdan, babama da babaannesinden mirastır  “ardından ağlanmaya değmelidir ölüm”  sözü. “Er kişi niyetine”  denilerek başlayan cenaze namazında gerçek anlamda  “Er kişi”  olabilmek çetin iştir. Her musallaya er kişi nasip olmaz. Her ölüye yürekten haklar helal edilmez. Umarım Alaaddin Parmaksız bizlere haklarını helal etmiştir. Sessiz sedasız bu dünyayı terk ederken O’na ne kadar da borcumuz olduğunu bilmiyordu milletimiz. 1974 yılında piyade okulunu bitirip gerçek anlamda komando subayı olduğunda astları kadar üstleri de gıpta etmiş O’na.. 1990-1993 yılları arasında Hakkâri Dağ Komando Tabur Komutanlığı sırasında bir taraftan terörle mücadele ederken diğer taraftan halkı kazanmak için üniversiteye hazırlık kurslarını başlattı. Kadınlara-kızlara meslek kursları açılmasında öncülük yapıyordu. Erinden generale kadar tüm asker her şeyi ile O’nu örnek alıyordu. 1999’da Tuğgeneralliğe terfi ettiğinde yine Hakkâri yollarına düştü. Bu defa Dağ Komando Tugay Komutanlığı  görevindeydi. Bir taraftan teröristlerin kökünü kazırken diğer taraftan yeniden kurslar başlattı. Yedek subay ve kısa dönem öğretmenler Hakkârili gençlerin üniversiteleri kazanmasını sağlıyordu. Vali ve kaymakamlarla yardım edilmedik köy, mezra bırakmıyordu. Her tabur aynı zamanda dershane, her karakol vatandaşın derdine derman merkezleri olmuştu. Emekli olduktan sonra kaleme aldığı  “Burası Hakkâri Ankara’dan göründüğü gibi değil” adını verdiği kitap, Hakkâri gerçeğini yansıtmakla beraber, devlete terörle mücadelenin yol haritasını çizmişti. Karaman’ın Ermenek ilçesinde doğan bu Türkmen Beyi gerçek anlamda memleket sevdalısıydı. Atatürk araştırmalarının tartışılmaz uzmanı olan Dr. Ali Güler tanıştırmıştı bizi. Dostluk kelimesinin tüm özelliklerini yaşadım O’nunla.. 2003 yılında Tümgeneral oldu. Genelkurmay Karargâhında İstihbarat ve İstihbarata Karşı Koyma Daire Başkanlığı gibi stratejik bir göreve getirildi. Olağanüstü projeler hazırlayarak komuta kademesi aracılığı ile hükümete tavsiyeler sundu. Gecesi gündüzü olmadan çalışırken hayal kırıklıkları yaşadı. Türk Ordusunun dönüştürülmek istendiğinin farkına ilk varanlardandı. 2004 yılında istifa ettiğinde şaşırttı herkesi. Korgeneralliği, hatta Orgeneralliği neredeyse garanti olan Parmaksız’ı bu kararından vaz geçirmek için çok çabaladılar ama  “ilkelerime aykırı”  diyerek yıllarca onurla taşıdığı üniformasını çıkarıp, halkın arasına karışmayı tercih etti. Çeşitli gönüllü kuruluşlarla irtibata geçip ülkenin uçuruma sürüklendiğini belirterek uyanış çabalarına katıldı. Bir algı operasyonu olduğu bugün daha iyi anlaşılan  “Metal Fırtına”ya karşılık olarak “Türk-Amerikan Savaşı”nın romanını yazarak Türk Milletine mesajlar vermeye gayret etti. O’nu Ergenekon çuvalı, Balyoz tertibi içine sokamadılar. Ama Türk düşmanlarının kara listesinde bulunduğu için en son  “Askeri Casusluk Davası”na dahil ettiler. Bunu kabul etmesi, hazmetmesi mümkün değildi. İtibar infazına uğratma çalışmasına çok içerledi. Üzüntüsünden  kanser illetine yakalandı. Çok iyi hatip olmasının yanında kalemi de güçlüydü. Yeni kitap çalışmaları vardı. Bitirip yayınlamak kısmet olmadı. 9 Mart günü Ankara Kocatepe Camisi’nde kılınan cenaze namazında komuta heyeti eksiksiz uğurladı Parmaksız Paşayı... Adam gibi adamdı... Ne eğildi ne de büküldü... Rütbe ve makamların geçici olduğunu belirterek asıl amacın gök kubbede hoş bir seda bırakmak olduğunu vurgulardı. Rabbim cennetine kavuştursun. Türk Milletinin başı sağ olsun.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları