Anayasa ve tsunami

Agah Oktay GÜNER

Yıllarca önce çok tecrübeli, değerli mesleğinde saçlarını ağartmış bir kolej öğretmeninden şu hatırayı dinlemiştim: “Nöbetçi öğretmendim. Teneffüse çıkmış, olabilecek yanlışlıkları önlemek için sakin bir tavırla öğrencilerimi takip ediyordum. Bir süre sonra kantine giren bir öğrencinin elinde pasta ile çıktığını ve sonra koşarak lavaboya gittiğini gördüm. Bu hareket üst üste tekrarlanınca merakım arttı, bu öğrenciyi  daha yakından izlemeye başladım. Evet, değişen bir şey yoktu. Aynı öğrenci her seferinde aldığı pastayı hızla yiyor ve lavaboya koşup kusuyordu. Bekledim, lavabodan çıkınca gel yavrum biraz konuşalım dedim. Öğrenci çok varlıklı bir babanın oğluydu. Canı sıkıldıkça bu oyunu oynadığını, babasının verdiği bol parayla pasta aldığını, yiyip kustuğunu anlattı. Ben de ona bunun çok yanlış olduğunu izah etmeye çalıştım. Unutamadığım meslek hatıralarımdan birisi budur.”
Pasta yiyip kusan çocuklarımız büyüdüler, kocaman adamlar oldular. Bu çizgide kalanlar olduğu gibi yatırım yapıp istihdam sağlayan, daha çok tencere kaynatmalıyım diyen, vergi ödeyen, üretici arkadaşları da oldu. Biz bu zümreye daima saygı ve sevgi duyduk. Saygımız yorulmak bilmeyen enerjilerine, eserlerine eser katan himmetlerine olmuştur. Sevgimiz onların dev projeleri gerçekleştirirken asla terk etmedikleri tevazu dolu üsluplarını görmemizdendir. Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye de dışa açılırken dış âlemle bütünleşmiş tekelci sermaye büyük ağırlık ve güç kazandı. “Vatanım rûy-i zemin milletim nev-i beşer” diyen bu sınıf için kapitalist ahlak içine girmek çok kolay oldu. Ömürlerinin hiçbir devrinde millet endişesi ve vatan sancısı çekmedikleri için adeta pasta yiyip kusan çocuk gibi : “Onur ve özgürlük bölünmekten önemlidir” demeyi marifet saydı. Vatanın bölünmesini önündeki tepside duran pizzanın bölünmesi zanneden bu kafalar için en büyük talihsizlik  “Milli iş adamı” olma idrakine ve bahtiyarlığına eremeyişleridir. Bunların hayran olduğu Avrupa burjuvazisi öncelikle millidir. Nitekim dünyayı sarsan son ekonomik krizde Alman ve Fransız otomotiv sanayii kendi üretimlerini kurtaracak ama ortaklarının aleyhine sonuç verebilecek iktisadi tedbirleri hiç çekinmeden uygulamaya koydular. AB’ye rağmen Alman sanayicisi önce Almandır. Sonra AB’nin ortağıdır.Bu gözlem ve tespit İspanyol, Fransız, İtalyan sanayicileri için de doğrudur. Batı burjuvazisi çeşitli finansman metotlarıyla kitap basımını, tiyatroyu, güzel sanatları destekler. Milli tarihinin vücut verdiği sanat eserlerini yabancı müzelerde seyretmeye tahammülü yoktur. Onları kendi evinde teşhir etmekten büyük bir zevk duyar. Her birinin binlerce genci okutan fonları vardır.
Şimdi bize dönelim “Yeni anayasada değiştirilemez madde yok” diyene sizin kendi öz dünyanızda değiştirilemez kural var mı diye sormak hakkımız değil mi? “İnsanlarımızın özgürlüğü, onuru, hakları ülkenin bölünmesinden daha önemli” diyen beyefendi, patron olarak işçilerinin gerçek ücreti enflasyonla erirken hangi tedbirleri aldı? İşçisi aç yatıyor mu diye bir gün düşündü mü? Kârlarınızın bir bölümünü bölüp yoksulluk sınırında yaşayan çalışanlarınızı daha iyi şartlara kavuşturmayı düşünmek sizin işiniz ve sorumluluğunuz olmadı. İşçinize daha iyi şartlar sağlamak için kârı bölmek zor. Ama vatanı bölmek çok kolay.
İnsanların şahsiyetleri yedikleri lokmayla yakından ilgilidir. Sermayenin temelinde haram, kaçakçılık, hırsızlık varsa Kuvay-i Milliye adına para toplayıp bunu Kuvvacılardan kaçırmak varsa onlardan vatan endişesi beklemek hayalcilik olur.
Anayasanın değiştirilemez maddeleri devletin temel çivileridir. Bunları sökerseniz bölücülerin önünü sonuna kadar açarsınız. Böyle bir tufanda gelecek tsunami sizi nerelere sürükler bilemiyorum!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş