Bakü'deki kurultay

A+A-
İrfan ÜLKÜ

Türk Kurultayı’nın Şark Türklüğü’nün kapısı, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de toplanması, bağımsızlıktan bu yana Azeri Türkleri’nin rüyası haline gelmişti. Bu rüyanın özellikle onlar açısından gerçeğe dönüşmesine tanık oldum Bakü’de. Bu kurultayın gelenekselleşmesine öncülük eden rahmetli Alparslan Türkeş bunu göremedi ama bugün O’nun ablası, çocukları MHP Ankara milletvekili Tuğrul Türkeş ile Profesör Umay Türkeş toplantıda babalarının adına yer almışlar.
Tuğrul Türkeş, 1992 yılından bu yana ilk kez Azerbaycan’a geldiğini söylüyor:
“O dönemden beri bu kardeş cumhuriyette önemli değişimler hemen her alanda görünüyor. Kurultay vesilesiyle burada bulunmaktan mutluyum. Özellikle Sayın Başbakanın yaptığı açış konuşması ve toplantının yapılanması için verdiği destek övgüye değerdir.”
Profesör Umay Türkeş’le sohbet ediyoruz. Yeni çıkan hacimli ve alanında önemli yenilikler taşıyan Türk tarihiyle ilgili kitabından söz açıyor. Halen YÖK’ün Kıbrıs’taki temsilcisi olarak KKTC’de yaşayan ve üniversitede ders veren Umay Hanım, Türk tarihine bakış açısının artık değişmesi gerektiğini anlatıyor:
“Tarih yeniden yazılmalı demiyorum ama romantizm adına bazı şeylerin üstü örtülmemeli. Türkiye ve Türk cumhuriyetlerinin eğitim kültür alanlarında daha bir çok alanda bugün verdikleri görüntüyü değerlendirdiğimizde, gerçekleştirilen bazı sonuçların köklerinde kabilecilik mantığı modern anlamda hâlâ kendini gösteriyor. Bütün bu ve buna benzer olumsuzlukların nedenlerini nesnel anlamda Türkler’in tarihindeki olaylarda, sosyo-ekonomik şekillenişlerde aramak gerekir. Nasıl yeniden Türk Dünyası bir güç olabilir, daha doğrusu kendi gücünün nasıl farkına varıp bunu geçmişten geleceğe dönük anlamda yeniden üretip tanımlayabilir. Ben bütün bunların yanıtını vermeye çalışıyorum kitabımda.”
Marmara Vakfı Başkanı Akkan Suver ile Tuğrul Türkeş, kurultayın ikinci günü Bakü’ye gelen Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’i havaalanında karşılıyorlar. Akşam, Demirel onuruna Başbakan Artu Rasizade ile yardımcısı Abid Şerifov tarafından verilen yemekte Suver ve Türkeş de vardı. Demirel bölgenin, Türk Dünyası’nın yakın geleceğiyle ilgili önemli şeyler söyledi. İran ve ABD ilişkilerinin giderek bozulması konusundaki sorulara ise uzun değerlendirmeler yaparak yanıt verdi.
Kurultayın toplanmasından iki gün önce Azerbaycan Radyo Televizyon Kurumu Başkanının Azeri televizyonlarına getirmek istediği Türkçe yasağı ise Türk heyeti üyeleri arasında kuliste tartışıldı. Ancak böylesi tarihi denebilecek bir toplantının genel havası içinde özel bir mesele olarak kaldı.
Benim izlenimim bu yasağın kendisinde değil de o garip mantığındaki zihniyete takılıyor. Azerbaycan RTÜK Başkanı, bu kararın gerekçesini Azeri dilinin zayıflamasına karşın alınacak bir denge tedbiri olarak açıklamış. Azeri dili diye bir dil var mı? Ya da şöyle soralım: Türkiye ile Azerbaycan bir millet iki devletse nasıl iki ayrı dili olabilir bu milletin? Burada Azerbaycan’da Türkçü aydın ve yazarların bile savunduğu garip, Stalin dönemini anımsatan Azerbaycancılık adlı ideolojinin açılımı var. Bir tür coğrafi milliyetçiliktir bu. Bizde Anadoluculuk, Kazakistan’da Kazakçılık, Türkmenistan’da Türkmencilik gibi. Coğrafi bir üst kimlik adına ,hayali bir ulus ve dili yukarı çıkararak Türklüğü bir alt kültür ve kimlik olarak göstermeye çalışıyorlar. Örneğin Anar gibi sevdiğimiz takdir ettiğimiz Türklük, Türk Dünyası gibi kavramları ağızlarından düşürmeyen seçkin yazarlar bile,  “Azerbaycancılık”  adı altında kitaplar yazabiliyorlar.
Türk kurultayları Türk cumhuriyetlerinin ilşkilerini ne kadar heyecanlanırsak heyecanlanalım, coğrafi milliyetçiliklerden kurtulmadıkça sonuç alıcı olmayacak diye düşünüyorum.

Yazarın Diğer Yazıları