Binlerce meçhûl tebessüm...

A+A-
Adnan İSLAMOĞULLARI

27 Mayıs Ülkücü Şehitler gününde Ülkücü şehitlere…

Binlerce  meçhûl tebessüm...

 

Tarihî kabristanın yola yakın bir kısmında medfunlardı yan yana, omuz omuza, koyun koyuna yatıyorlardı...Yusuf İmamoğlu'nu, Yücel Kapusuz'u, Taner Kalkancı'yı; hepsini, binlercesini  temsîlen her 12 Eylül'de, ziyaret edeceğim, otlarını temizleyip, birer gül ekeceğim, sulayacağım topraklarını... Sonra... Sonra oturup orada öylece kalacağım; şehrin gürültüsünü duymadan... Onların yaşayamadıkları hayatlarını tahayyül edeceğim, yeni hayatlar tasavvur edeceğim onlar için... Bizim yaşadığımız, ama onların yaşayamadıklarını onlar için yaşayacağım; orada öylece kalıp kalacağım...

Muhayyilemin başrollerini yalnızca ve yalnızca onlara vereceğim, figüranlara yer olmayacak muhayyilemin içinde, onların yarım kalan hayatlarının devamını çekeceğim gönül kameramla; diğer renkleri kapatacağım, siyah ve beyaz filtreler açık kalacak, eskiden olduğu gibi siyah-beyaz bir film çekeceğim...

Okulu yarım kalanlara okullarını bitirteceğim. Kimisi mühendis olacak, kimisi savcı, kimisi doktor, kimisi öğretmen, okuyamayanlar ise tüccar olacaklar. Arabalar alacağım onlara, ailece gezmelere gidecekler, pikniklere gidecekler. Top oynayacaklar, mangalda et pişirip yiyecekler. Eski okul günlerini, eski Ocak günlerini konuşacaklar, zaman zaman bodrum veya teras katlarındaki bekâr evlerinde buluşturacağım onları, sahanda yumurta pişirecekler... Libya Caddesi'ne götüreceğim, ister Sivas Yurdu'na, ister Giresun Yurdu'na, ister Adana Yurdu'na, ister Kayseri Yurdu'na, isterlerse Niğde Yurdu'na hatta isterlerse hepsini Site Yurdu'na götüreceğim onları, o gün istedikleri yurtta kalacaklar... Yurt kantinlerinde demli çay ve filtreli sigara içecekler, derin derin nefesler çekerek gâhi gülecekler, gâhi hüzünlenecekler, ama yapacaklar bunları, gözlerini arkada bırakmayacağım, kursaklarında takılı hiçbir şey kalmayacak onların.

Güzel kızlarla tanıştıracağım onları, bir görüşte âşık olacaklar ve birbirlerini delicesine sevecekler. El ele yemyeşil kırlarda gezecekler, evlilik hayalleri kuracaklar. Onlar da papatya falına bakacaklar ve falın sonu hep 'seviyo' çıkacak. Evlerinin kaç odalı olacağından duvarlarını hangi renk boya ile boyayacaklarına, evlerinin salonlarına alacakları masif televizyon sehpasının ayarlanabilir üst zemininden televizyonlarının üzerine koyacakları dantelâya, balkonlarına yerleştirecekleri küpeli ve begonya çiçeklerinden antrelerine serecekleri kök boyalı ve Türk motifli kilimlerine, duvarlarına asacakları resimlerinden, hat levhalarından berjer koltukları ve üçlü kanepelerine, buzdolaplarının üstüne yapıştıracakları meyve süslerinden mutfak raflarına serecekleri kanaviçe işlerine kadar tüm teferruâtını planlayacağım onların hayatının.

Bir muhallebicide tavuk göğsü ısmarlayacağım onlara. Birbirlerine sevgi ile bakacaklar, düğün davetiyelerinin listesini yapacaklar tavukgöğsü tatlılarını yerlerken. Düğünlerinde en yakın arkadaşları arasından hangisinin, kendilerine Kur'an-bayrak ve kılıç vereceğini de kararlaştıracaklar tabîi ki. Ya üniversite yıllarındaki okul başkanları, ya Ocak başkanları veya bir başka büyükleri verecek kutsal hediyelerini ve her ikisi de öperek başlarına koyacaklar. Bunları konuşurken heyecanlandıracağım onları, kalplerinin atışları hızlanacak. Akşamın alacasında vedâ ederken birbirlerine, kaçamak ve mâsum bir öpücük konduracaklar yanaklarına, hafifçe; bunu da tattıracağım onlara. Evlerine çekilecekler ve o günün büyüsünü hayal ederken tatlı, huzurlu ve deliksiz bir uykuya daldıracağım hepsini.

Düğünlerini de yapacağım. Çok kalabalık olacak düğünleri. Fakültelerindeki tüm arkadaşlarını, Ocak başkanlarını, tüm Ocak yöneticilerini çağıracağım düğünlerine, hepsi de gelecekler. Hep birlikte halay çekecekler, şiirler okuyacaklar, türküler söyleyecekler; tıpkı 'eski gecelerimiz'de olduğu gibi. Hem yeni moda giydireceğim onları, İspanyol paçalı pantolonlarını çıkartacağım, büyük yakalı gömleklerini de, dışarıdan cepli ceketlerini ve ayrıca kocaman kravatlarını da atacağım; bizim giydiklerimizden giydireceğim onları. Ceketlerinin yakalarında da bronz bir Bozkurt rozeti olacak, tıpkı siyah-beyaz fotoğraflarında olduğu gibi...

Hemen ilk yıl çocukları olacak, erkek, kız; pek çok çocuk, binlerce... Ülkü olacak kızların çoğunun adı, bir kısmının Selcen, Aybike, Gökçen, Almıla ve daha nice isimleriyle cıvıl-cıvıl, güzel mi güzel, şirin mi şirin kız çocukları... Saçlarını öreceğim kızlarının arkalarından iki belik. Kırmızı puantiyeli beyaz elbiseler alacağım o küçük kızlara; etraflarında dönecekler ve etekleri uçuşacak, saçlarına kelebek tokalar, renkli pensler takacağım, beyaz rugan ayakkabılar, kırmızı çizgili beyaz çoraplar  giydireceğim.

Erkek çocuklarının, Kürşat olacak, Alperen olacak, Enes olacak, Yûnus olacak, Ersagun olacak, Afşin olacak, Aybars olacak, Alp olacak, Buğrahan olacak, Atsız olacak, İlteriş olacak isimleri. Onları en güzel, en pahalı mağazalardan giydireceğim, tıpkı bizim çocuklarımız gibi. Takım elbiseler giyecekler büyükler gibi, içinde beyaz gömlekleri olacak... Yakalarına lastikli papyon takacağım, onlar da kırmızı-beyaz puantiyeli olacak muhakkak. Siyah rugan pabuçlar alacağım pırıl pırıl, saçlarına jöle süreceğim küçük delikanlıların ve arkaya tarayacağım saçlarını, çok ama çok yakışıklı olacaklar, yüzlerine bakmaya, hele-hele öpmeye kıyamayacağınız kadar yakışıklı olacaklar. Gözleri ışıl ışıl parlayacak... Babaları ve anneleri kıvanacaklar çocuklarıyla. Birbirlerinin çocukları evlenecekler ileride, kocaman bir aile olacaklar, akraba olacaklar...

Yeni çıkan müzikleri de dinleteceğim onlara. Sezen Aksu'nun 'Ben sende tutuklu kaldım' şarkısını,'Kavaklar' şarkısını ve diğerlerini onlar da bilecekler, 'Irmağının akşına ölürüm Türkiyem'i hep birlikte söyleyeceğiz onlarla… Cem Karaca'nın sufî müzik yaptığından bahsedeceğim onlara. Galatasaray'ın UEFA kupasını aldığını da söyleyeceğim, kim bilir aralarında Galatasaraylılar vardır ve bundan memnun olurlar, bu ihtimali de ıskalamayacağım, onları mutlu etmek için ne gerekirse yapacağım. Haa sahi, sevinin, pek çok Türk devleti kuruldu diyeceğim, esir değiller artık. Nasıl da sevinecekler!..

Hepsini yapacağım onlar için. Bir tek şey hariç; hiç ama hiç kötü haber vermeyeceğim onlara. Ne Körfez depreminden bahsedeceğim, ne Galip Abi'nin öldüğünden, ne Metin Tokdemir'in öldüğünden, ne de Fırat Çakıroğlu'nun şehit edildiğinden... Her gün katar katar baba ocağına düşen şehit askerlerimizden de hiç söz etmeyeceğim onlara…

Yeni dergileri, gazeteleri vereceğim onlara; 'Bakın diyeceğim, siz yokken sizden sonrakiler ne dergiler, gazeteler çıkardılar, neler yazdılar; okuyun...'. Okuyacaklar... Tekrar 'Bakın' diyeceğim, 'Sizleri unutmadılar, tek tek, isim-isim, memleket-memleket, okul-okul, fakülte-fakülte, mahalle- mahalle hatırlıyorlar sizi'...

Gülümseyecekler, hepsinin birden dudaklarına bir 'tebessüm' konacak. Kimse anlayamayacak, kimseler yorumlayamayacak, kimseler tanımlayamayacak onların dudaklarının kenarına konuveren 'tebessüm'ü. Bir'meçhûl tebessüm' olarak donuverecek onların dudaklarının kenarında, öylece kalacak.

Hey hât!

Bitecek bu tahayyül... Gerçeğe döneceğim... Bir bakacağım onlar yok... Şehrin gürültüsünü duyacağım o ân, karışacağım o gürültüye, bu eski imparatorluk pâyitahtında hayat devam edecek...

............

Onlar, ülkücü şehitler, kaderin zannımca bir "zevebân"noktası'nda hem-hâl ettiği kimselerdi, arkadaşlarımızdı. O esnâda, bir mermiyi hissettiklerinde vücutlarında veya kör bir bıçağın keskinliğini, ya da lânet olası bir urganın boğazlarını sardığını hissettiklerinde; mukadderâtları müstenîden ve mütekâbilen inkişâf ediyordu…

Kader onları bir felâketin hizâsında buluşturdu. Ne çâre ki biz, üzerinden "ateş kesilir geçse sâbâ" bu yerin galiba sâkini olduk. Nicedir bir "sâbite" etrafında durup durmaktayız. Ama onlar, şâhidim ki tâkat getirip bir "gülşen-gâh-ı ismet"e yürüdüler. Hâtırâları ise kalemimize aksedenler...

'Onlar, evvel gidenler'. Bizden önce gidenler. 'Evvel giden ahbâba selâm' olsun diyor şair… Bu kez isim vermeyeceğim, hepsine selâm olsun. Hâtırâları önünde saygı ile eğiliyor ve temennâ ve dua ediyorum...

  • Yorumlar 18
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları