Bir devrin muhasebesi

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Bu hafta Sizden Gelenler'e Hacettepe Üniversitesi eski öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ali Demirsoy'un 27 Mayıs'ın anıldığı şu günlerde yaptığı "Menderes" analiziyle başlıyoruz:

"DP ile bu ülke çok partili demokrasiye geçmiştir. Menderes bu halkın gözünün açılması ve siyasete (doğrusuyla yanlışıyla) katılması için çok şey yapmıştır. Bunu unutamayız. Ancak halkın yanında yer alan ve halkın hakkını savunan bu kadro unutmamak gerekir ki, 1945 yılında toprak reformu yasasına tepki gösteren ve Menderes'in istifasıyla sonlanan bir kadrodur. Türkiye'nin o günlerde en büyük sorunu olan ve belki bu günkü yaşanan acı olayların nedenlerinden birini oluşturan topraksız köylü, toprak ağa çıkmazını karabilmek, topraksız köylüye toprak verilmesini öngören bu yasaya en çok tepki gösteren, Celal Bayar ve toprak ağları olan Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Hasan Polatkan (!) olmuştur.

(…) Menderes'in bu ülkenin insanın kalbinde çok farklı bir yeri olduğunu biliyoruz. Ancak, bu, onun yaptığı hataları görmemezlikten gelmeyi gerektirmemelidir. Eğer tarihten ders alınamaz ise yenilerini aynı acıyla yaşamak kaçınılmaz oluyor.

(…) Aslında Menderes'in suçları mahkemelerde gündeme getirilmeyenlerdir. Bunların bir kısmı halkın tepkisinden çekinildiği için gündeme getirilmemiştir. Büyük bir kısmı da ABD'nin tepkisinden çekinen Cemal Gürsel hükümeti tarafından gündeme getirilmemiştir

***

(…) Yurt dışına asker gönderme ya da savaş açma sadece Millet meclisinin yetkisinde olmasına karşın, Menderes Meclise danışmadan Amerika için Kore Savaşına asker gönderdi ve 1951 yılında savaşa girdi. Bine yakın askerimizi bu savaşta yitirdik; binlercesi yaralandı.

(…) 1954 yılında yabancılara yok pahasına, petrol arama ve çıkarma izni verildi.

(…) Tek parti döneminde kurulan bazı traktör ve basma fabrikaları (basına göre dış baskıyla) Menderes döneminde özelleştirildi veya ekonomik olmadıkları söylenerek kapatıldı.

(…)Nuri Demirağ tarafından kurulduktan sonra İsmet İnönü tarafından devletleştirme kapsamına alınan, bugün yapacağız ya da yaptık diye övündüğümüz uçak ve uçak motoru fabrikaları, Eskişehir tank fabrikası ve Kırıkkale silah fabrikası Menderes döneminde NATO standartlarına uymadıkları gerekçisiyle kapatıldı. Askerimiz dışa bağımlı kılındı.

Cezayir Kurtuluş Savaşı sırasında Fransa'yı destekledi…

(…)  Millet Partisi Başkanı Osman Bölükbaşı yaptığı bir konuşma dolayısıyla hapis cezasına çarptırılırken (1959), hükûmet muhalefetin vatandaşları isyan ve ihtilale teşvik ettiğini iddia ediyordu…

 Bu ülkeye büyük zarar veren, suç kapsamına sokulmayan eylemler: Vatan Cephesi gibi bir cephe kurarak; vatandaşları ikiye ayırdı…

Süveyş Kanalını millileştiren Mısır lideri Nasır'a karşı İngiltere'yi destekledi…

 

 

*

 

(…)         Bu sürecin en hatalı tarafı, idam cezasını onama kararını Milli Birlik Komitesinin vermiş olmasıdır. Hâlbuki o sıralarda Kurucu Meclis göreve başlamıştı. Keşke onama yetkisi kurucu meclise verilseydi; idam cezası almış olsalar da büyük ölçüde sürüncemeye bırakılarak idam onanmayacak ve milletin acıma duygusu sürekli kaşınamayacaktı.

(…)         Menderes'in ve arkadaşlarının idamı günümüzün değerlerine göre tarihin acı olaylarından biri olarak nitelendirilebilir. Ancak tarih ders alınacak en önemli kaynaktır sözünü de anımsatması bakımından önemlidir. Mutlak hâkim yetkileriyle donatılmış Hitit İmparatorluğunda bile Pankuş denen bir meclis, Kral kurallar dışına çıktığında, yasaları çiğnediğinde, onu yargılayıp cezalandırabiliyor; gerektiğinde idam cezası bile verebiliyormuş. (…) Nixon, rakip partinin telefonunu dinletti diye, bir soruşturmada alaşağı edildi. Hiç kimse ve Nixon, halk bana oy verdi, istediğimi yapabilirim demedi.

                (…)         27 Mayıs'ı sürekli anımsamada şu yarar var: Yasalarla yönetilen bir ülkede hiç kimse, o süreçte geçerli olan yasaların bağlayıcı olduğunu unutmamalıdır; oyların arkasına sığınarak yasaları ihlal etmemelidir.

Tarih akıllı insanlara yol gösterir…"

 

 

*

 

"Türk" yok mu!

Suat Bozkurt isyanla soruyor:

-              Türk diye bir millet yok mu gerçekten;

" Son günlerde ülkede meydana gelen gelişmeleri takip etmek oldukça güç… Düne kadar yüzlerce Mehmet'in kanına giren, canına kast eden PKKlıların güya teslim olmaları… O PKKlılara Mehmet'in hizmet ettirilmesi. İçi boşaltılmış VATAN SAĞOLSUN sloganları ile gazı alınan şehit anaları, şehit babaları.. (…) Bir tarafta bir megaloman, bir kibir zirvesi ve ona alkış tutan eller.. Ve diğer bir tarafta koltuğundan bir türlü kalkmak bilmeyen, tek özelliği bağırmak olan, gelişmeleri gündem değiştikten sonra algılayabilen bir adam… Ve hayatı sadece yemekten ibaret sanan, kendi varlığını yok sayanları meclise taşıyan, üstündeki asalakları atmayı düşünmeyen mankurtlaşmış bir millet. Gök ekin gibi biçilen Mehmet'leri görmeyen ama PKKlıları manşet manşet sayfalarına taşıyan bir basın. Arap çöllerindeki cariye pazarlarına dönmüş programlar yayımlamaktan asla utanmayan, imtina etmeyen televizyonlar ve o programları  ağzının suyunu  akıtarak izleyenler… Bu milletin kem talihi, kara bahtı olmuş, kemiğini veren her yere hizmet etmekten çekinmeyen nesebi sahih olmayan karanlık beyinli aydıncıklar..

(…)

TÜRKÜM diyemeyen, kendi kanıyla kurulan bir imparatorluğun ,kendisini de mensubu gördüğü ÜMMETİN ihanetiyle yıkıldığını bilmeyen millet.

Sahi TÜRK diye bir millet yok mu gerçekten?"

 

 

*

 

TALİMATNAME

Buhran zamanlarının değişmez sığınağı… Bu hafta derdini "şiirle" anlatan anlatana… İşte o okurlarımızdan birinin Salih Altun'un dizeleri:

"Başkaları vız gelir sultanlık benim derdim

Bu uğurda dönülmez zorlu bir yola girdim

Unutmasın altına o koltuğu  ben verdim

Ardımdan başı önde yürüsün tin tin Ali

 

Benim sözüm kanundur söyleyin alem bilsin

İSYANÎ'lik etmesin huzurumda eğilsin

İpin benim elimde özgür falan değilsin

Kalıp senin olsa da gerçekte bensin Ali"

 

 

*

 

EY SEVGİLİ…

Remzi Taşdemir de şartların şair ettiklerinden; "ey sevgili" diye millete sesleniyor:

"Sürüldüm, dövüldüm, vuruldum

Seni sevdiğimi söyledim

Zindanlara atıldım işkence gördüm

Taş medreselere kapatıldım

Darağaçlarında sallandırıldım

(…) Ama sen bu kara sevdamın

Hiç bir zaman farkına varmadın

(…) Duyasın ve bilesin ki

Benim sana olan sevdam ve sevgim

Mecnun'un Leyla'ya ne de

Ferhat'ın Şirin'e olan sevgisine benzer

Benim sevdan General Kürşad'ın ki kadar

Onbaşı Urungu'nun ki kadar saf ve paktır

Üzerine kara bulutlar çöktüğünde

Ocaklar birer, birer söndüğün de

Obalar cayır, cayır yandığın da

Bıçak kemiğe dayandığın da

Şadlar şadı kırk çeri ile uyandığın da

İşte tam da o zaman beni anlayacaksın

Ey sevgili beni anlayacaksın…"

 

 

*

 

İyi hoş "PKK çökertildi" de…​

Hatay'dan Kazım Yalçın "PKK çökertildi" manşetlerine binaen soruyor:

"… Evet doğru kahraman güvenlik kuvvetlerimizin kararlı ve imanlı mücadelesinin karşısında değil PKK'lıların tutunması, dünyanın en iyi eğitilmiş kuvvetleri dahi başarılı olamaz. Çünkü güvenlik kuvvetlerimizin imana dayalı taktiksel imkan ve kabiliyetini dünyada alt edebilecek hiç bir güç yoktur. Evet teröristle mücadelede güvenlik kuvvetlerimiz başarılıdır. Allah onları ve tüm Türk milletini korusun. Ama diğer taraftan terörle mücadelenin birde stratejik mücadele kısmı vardır ki onu da Türk Hükümetinin yerine getirmesi gerekir… Kahraman güvenlik güçlerimizin sahada elde etikleri başarılarının kalıcı hale gelmesini sağlayacak olan ve hükümet tarafından yapılması gereken stratejik hamlede ne kadar başarılıyız ?"

 

 

 

 

  • Yorumlar 2
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları